Toplumsal Cinsiyet Rolleri Hangi Yönde Değişmeli?
Toplumsal Cinsiyet Rolleri Hangi Yönde Değişmeli?
"Eğer toplumsal cinsiyet rollerini idealize edebilmek ve kadınların yaşadığı sorunları aşmak istiyorsak; eşini döven erkekle çocuğunu döven kadın arasında bir fark bulunmadığını anlamak zorundayız."

Cinsiyet; dar anlamıyla insanları iki ayrı gruba ayıran, biyolojik temelli bir kategoridir. Allah; insanların varlığı için iki cinsiyet ortaya koymuş ve bu cinsiyetlerin birleşimini şart koşmuştur. Allah’ın insan yaratımında bir değil üç farklı yol güttüğü bilinen bir gerçektir. Allah, Hz Adem ve eşini tek bir nefisten (öz), Hz İsa’yı Hz Meryem’in rahminden, bizleri ise en yaygın yaratma yolu olan iki cinsiyetin birleşmesiyle yaratmıştır ve yaratmaya devam etmektedir. Konumuz gereği biz bu yazıda yaygın olan yaratma yöntemi üzerinden hareket edeceğiz. Biyolojimiz; cinsiyetimizi belirlediği gibi, yaşamımızı da belirler. Yani; insan ve kırkayağın hareket etmelerini sağlayan ayakları nasıl bir farklılık arz ediyorsa, yaşam biçimleri de aynı şekilde biyolojilerine göre farklılık arz eder. Biyoloji, türlerin yaşamını etkilediği gibi cinsiyetlerin yaşamını da etkiler. İki cinsiyetin varlığı iki farklı toplumsal role delalet eder. Çocukların varlığı da üçüncü bir toplumsal rolü ortaya koyar.

Cinsiyetler; yalnızca üreme işinde insanlara ayrı bir rol veren kategoriler değildir. İki cinsiyetin hormon yapıları, erkek ve kadınların duygusal durumlarından kas yapılarına ve dahi bebeği doğuranın kadın oluşuna kadar birçok noktanın farklılaşmasını da beraberinde getirmiştir. Bebeklerin erkeğin memesinden değil kadının memesinden beslenmesi de bu farklılıklara bir örnektir. Bunca farklılığın toplumsal rollerde de belli farklılıklar getirmesi de son derece doğaldır. Bizim için önemli olan rollerin ortadan kalkması değil düzeltilmesidir. Örneğin erkeğin ev işi yapmaması ve kadının meslek sahibi olması; cinsiyet fıtratına aykırı değildir. Fıtrata aykırı olan; cinsiyetlere Allah’ın koymadığı sınırları koymak ve Allah’ın koyduğu sınırları ortadan kaldırmaktır.

Hicri 1441 yıl önce, Arap yarımadasında erkeklerin toplumsal rollerinden biri, yeni doğan bebeğin cinsiyeti dişi işe, onu diri diri gömmekti. (bkz: Zuhruf Suresi 15-18) Ancak Allah, Kuran ile bize; toplumsal cinsiyet rollerindeki yanlışlıkların yerine ideal olanı göstermiş yani erkeklere; kız çocuklarını gömmeleri yerine onlara koruyucu olmaları gerektiğini öğretmiştir. İsra Suresi 81. ayette Allah’ın dediği gibi; Hak gelince batıl zail olmuştur. Bugün yapılması gereken de budur. Kadına şiddet, çocuğa şiddet, tecavüz bg. her türlü toplumsal sorunun çözüm yolu Kuran’da mevcuttur.

“Kadın ve erkeğin toplumsal rolleri ortadan kaldırılmalıdır!” diyenler, örneğin çocukların toplumsal rollerinin de ortadan kaldırılmasını istiyor mu? Cevabı ben vereyim, hayır. Örnek üzerinden gidelim: Toplumsal rollerin kaldırılması gerektiğini düşünenler, aynı zamanda çocuk işçiliğine de karşı çıkıyor. Burada gözden kaçırılmaması gereken ayrıntı şudur: Çocuklar işçi olarak çalıştırılamaz, demek, aslında çocukların toplumsal rollerinin içinde çalışmak olmamalıdır, demektir. Yani, çocuğa gelince ideal toplumsal rol biçenler, kadın ve erkeğe gelince herhangi bir ideal rol biçilmesine karşı duruyor. Biz bu çelişkinin ortadan kaldırılması gerektiğini söylüyoruz, söz üzerine düşün, çelişkiyi kavra.

Yukarıda verdiğimiz örnekte olduğu gibi bugün de kadın ve erkeğin toplumsal rollerinin içinde ideal olmayan bazı yönler kuşkusuz bulunmakta. Bizlerin görevi, bu sıkıntılı noktalardan hareket ederek ideal rollere ulaşmaya mı çalışmak yoksa rolleri tamamen ortadan mı kaldırmak olmalıdır? Ayrıca toplumsal rol tanımları bölgeye, kişiye hatta gelir seviyesine göre dahi değişebilmektedir. Sadece ülkemiz için konuşacak olursak, 60 milyon reşit insanın kafasında aynı toplumsal rol biçimleri bulunmadığı gibi 60 milyon reşit insan aynı davranış biçimlerini de sergilemiyor.

O halde; toplumsal rollerin idealize edilmiş biçimlerini ortaya koymalı ve doğru olan davranışın yaygınlaşması için kültürel, hukuksal, sosyal, ekonomik bg. tüm zeminlerde mücadele vermeliyiz. “Kadın, kocasını dinlemiyorsa dayağı yer.” Anlayışı 30 milyonluk erkek nüfusumuz içinde belli oranda ne yazık ki yaygın bir algı. Bizim yapmak istediğimiz bu yanlış algıyı değiştirmekse, gitmemiz gereken yol nedir? Bianet adlı yayın organı gibi “Erkekler bu ay şu kadar kadını öldürdü.” Şeklinde toptancı bir üslup kullanmak mı yoksa “Erkek dediğin kadına şiddet uygulamaz.” Anlayışını yaygınlaştırmaya çalışmak mı?

Çocuğunu döven bir kadına utanmasa: “Sen erkeksin!” diyecek bir seviyede olan insanlar var. Bu fanatizmden kurtulmak ve eğriyi doğruyu ayırt etmek zorundayız. Eğer toplumsal cinsiyet rollerini idealize edebilmek ve kadınların yaşadığı sorunları aşmak istiyorsak; eşini döven erkekle çocuğunu döven kadın arasında bir fark bulunmadığını anlamak zorundayız. Türklerin toplumsal yapılarında tarih boyunca kadınlar aktif roller edinmişlerdir. İslam’ın getirdiği ideal sosyoekonomik düzende de kadının son derece aktif bir rolü bulunmaktadır. Resûl-i Ekrem’in döneminde kadınlar öğretmenlik yapıyor, halka İslam’ı anlatıyordu. Siyaset ve ekonomi zeminlerinde de toplum içinde çeşitli roller üstleniyorlardı. Kadını ya da erkeği toplumsal yaşamdan soyutlamak, özellikle kadınların toplumsal rollerini sadece evde oturmak, çocuk bakmak gibi noktalarla sınırlandırmak İslam’a ve Türk kültürüne ait olan bir vakıa değildir. Bu itibarla neyin ne olduğunu ayırt etmek, ölçüp, biçip, tartmak tüm Müslümanların üzerine vazifedir. Vazifeni iyi anla, Allah’ın senden ne istediğini düşün.

Etiketler
İlgili Haberler