Yüzyılın meydan okuması 2002: Amerika, Türkiye’yi nasıl işgal ed(e)medi?
Yüzyılın meydan okuması 2002: Amerika, Türkiye’yi nasıl işgal ed(e)medi?
“Millennium Challenge 2002 Tatbikatı” ciddi bir dezenformasyona sebep oldu ve internet efsanesi haline geldi.

Kurtlar Vadisi Irak’ı sinemada izleyen, Metal Fırtına’yı çıkar çıkmaz bir solukta bitiren nesildenseniz “Millennium Challenge 2002 Tatbikatı” sizlere yabancı gelmeyecektir. Günümüzde internette hala adı geçen bu tatbikatın aslı astarı ne sizler için araştırdık.

2000’li yıllarda interneti kullanan pek çok kişinin bildiği bir tatbikattır Millennium Challenge 2002. Rivayet odur ki 24 Temmuz 2002 – 15 Ağustos 2002 tarihleri arasında Nevada’da bir NATO tatbikatı gerçekleştirilmiş ve bu tatbikata Türkiye hariç bütün NATO üye ülkeleri davet edilmiştir. Tatbikatta hedef ülke, iki kıtada da toprağı bulunan ve önemli su yollarını tutan bir ülkedir. Bu ülkenin aynı zamanda Akdeniz’de bir ada ülkesiyle sorunu vardır ve çeşitli azınlıklarla sorun yaşamaktadır. Hedef ülkede çok yıkıcı bir deprem olmuştur. Depremle eş zamanlı olarak uluslararası bir mahkeme, ülkenin sınırlarıyla ilgili ve çıkarlarına ters bir karar alır. Bu arada da sorun olan ada devletiyle ilgili uluslararası güçler, hedef ülkeye çözüm önerir. Zor durumda olan siyasiler öneriyi kabul etmek zorunda kalır. Bunun üzerine askerler yönetime el koyup ülkede otoriter bir yönetim kurarlar. Sonrasında ada devletini ablukaya alırlar ve ABD askerleri, 96 saat içerisinde söz konusu ülkeye müdahale eder.

Tabi bahsedilen hedef ülkenin Türkiye olduğunu anlamak zor değil. Yalnız ufak bir sorun var. 24 Temmuz 2002 – 15 Ağustos 2002 arasında Millennium Challenge 2002 adında Nevada’da bir simülasyon yapıldığı kısmı haricinde hiçbir kısmı doğru değil.

Öncelikle simülasyon NATO tarafından değil ABD Silahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenmiştir. Dolayısıyla ne Türkiye ne de NATO üyesi herhangi bir ülke davet edilmemiştir. Asıl önemli nokta ise simülasyonda düşman ülke hakkında ise “Basra Körfezi’nde önemli su yollarını kontrol eden ve çılgın ama akıllı bir diktatör tarafından yönetilmesi” haricinde yabancı açık kaynaklarda hiçbir şey yazmamaktadır. Bu profil daha çok İran’a uymaktadır. Keza simülasyona dair Amerikan basınında çıkan haberlere baktığımızda da (1, 2, 3, 4, 5) da hedefin İran olduğu açıktır.

Millennium Challenge 2002’nin Türk internetinde bolca tartışılmayan ancak Batı basınında bolca konuşulan kısmı ise simülasyonda“Mavi Kuvvetler”in yani Amerika’nın yenilmesidir. Vietnam’dan Körfez Savaşı’na kadar pek çok savaşa katılmış tecrübeli bir asker olan Emekli Korgeneral Paul K. Van Riper tarafından yönetilen “Kırmızı Kuvvetler” asimetrik savaş taktiklerini yönelir.

Öncelikle Mavi Kuvvetler’in kendisine saldırmasını beklemeden öncü bir taarruzda bulunur. Kırmızı Kuvvetler, elektronik istihbaratta kendilerinden çok daha güçlü olan Mavi Kuvvetler’in takibinden kaçmak için motorsikletli kuryelerle ya da ezana konulan gizli şifrelerle haberleşir. Önemli deniz yolunu mayınlarla kapatırken öbür yandan da Çin yapımı gemisavar füzelerle yüklü çok sayıda küçük sürat teknesiyle Mavi Kuvvetler donanmasına ciddi zararlar verir. Bir uçak gemisi ve iki helikopter gemisi olmak üzere toplamda 16 gemi kaybeden Mavi Kuvvetler, savaşın ilk gününde 20 bin asker kaybeder.

Kendi simülasyonunda kendi ordusunun kaybettiğini kabul etmek istemeyen Pentagon, duruma el atar ve simülasyon pek çok kısıtla yeniden başlatılır. Bu sefer simülasyon önceden hazırlanmış metne göre hareket eder ve Mavi Kuvvetler galip gelir. Van Riper bu durumu protesto eder ve simülasyonun geri kalanına katılmaz. Simülasyonun Amerikan basınında bu kadar yer almasının bir sebebi de bu durumdur. Zira gerçek bir savaşta düşmanın nasıl davranacağını dikte edemezsiniz.

Millennium Challenge tatbikatı, ABD Kongresi’ndeki bazı tartışmalara da yol açmıştır. ABD Hava Kuvvetleri, daha fazla F-35 almak için A-10’ları bir an önce emekli etmek istemektedir. Ancak aralarında gazilerinde olduğu pek çok ABD senatörü İran’ın sürat tekneleriyle yapacağı swarm saldırılarını sadece A-10’ların durdurabileceğini düşünmektedir ki aslında Kongre üyelerinin tespitleri doğrudur. Daha sonraları yapılan tatbikatlarda dakikada 4000 mermi atabilen GAU-8 mini topu sayesinde A-10’lar bu tarz bir saldırı karşısında hayalet uçaklardan çok daha fazla iş görmektedir.

Peki bu uydurma haber nasıl bu kadar çok yayıldı? Elbette insanımızın derdini anlatacak kadar İngilizce bilmesi ve derdinin İngilizce bilmemesi bir faktör. Keza enformasyon konusunda “kapı bekçiliği” yapması beklenen basın kurumları da bu fonksiyonlarından uzun zamandan beri vazgeçmiş durumda. Ancak uydurma haberlerin yaygınlaşmasının bir sebebi de insanların bu uydurma durumun gerçekleşmiş olmasını ihtimal dahilinde görmelidir. Önemli olan Condelleza Rice’ın Washington Post’ta “Türkiye dahil 22 ülkenin sınırları değişecek” dememiş olması değil, Türk insanının böyle bir ihtimali olabilir görmesidir. Sıradan insanların internette gördüğü her yazıyı fact-check yapması elbette beklenemez. Ancak toplumsal diskura katılan gazetecilerin, akademisyenlerin ve emekli asker/sivil bürokratların Kurtlar Vadisi’ndeki Deli Hikmet’ten biraz daha şüpheci olmasını beklemek hepimiz hakkındır. Abraham Lincoln’ün dediği gibi, “İnternette gördüğünüz her şey doğru değildir.”

İlgili Haberler