Küresel ısınma mı küresel pazar mı?
Küresel ısınma mı küresel pazar mı?
"Küresel ısınmanın, dünyadan daha çok şey almakla geliştiğini, kısaca daha fazla kâr etme hırsından kaynaklandığını uzun uzun anlatmaya lüzum yok."

Küresel ısınmaya çözüm getirme iddiasıyla ortaya çıkan küresel pazarcıların, eğer bir iklim değişikliği varsa bunun esas sorumluları oldukları gerçeğinin üzerindeki örtüyü kaldırdığımızda, ortaya çıkan manzara midenizi bulandırmıyorsa şuradan devam edelim: Dünyanın hiçbir çağda küresel, tek bir gündemi olmadı. Gündem dediğimiz şey de sadece saraylarda oturup iktidarını sürdürme gayreti olanlar için bir yol haritası çıkarma menhecinden ibaretti. Eğer Müslümanları konuşacaksak, onların gündeminde, kovulmuş oldukları bu dünyada iyi bir sınav verip, ahirete intikal ettiklerinde yüzlerinin kararmamasını sağlayacak bir ömür geçirmek vardı. Bugünse küresel gündemlerimiz var. Hepimiz oturmuş, elimize tutuşturulan oyuncakları kurcalıyoruz.

Gündemimizin küreselleşmesi, öngörülerimizi de sığlaştırdı. Bugün daha yüz yıl önce Anadolu’yu işgal etmiş olanların ceplerini dolduracak bir proje geliştirildiğinde bu projeden bizim cebimize düşecek kırıntıların hesabını yapmaya koyulduk. Çin ile İngiltere arasındaki ticaretin daha da artmasını tesis edecek bir proje hangi Türk'ün işine yarar? Fransa’nın, Ortadoğu enerji kaynaklarına daha ucuz ve kolay erişmesi hangi Türk'ü memnun eder?

Küresel ısınmanın, dünyadan daha çok şey almakla geliştiğini, kısaca daha fazla kâr etme hırsından kaynaklandığını uzun uzun anlatmaya lüzum yok. Bize çözüm olarak yutturmaya çalıştıkları şeyleri bir kenara bırakıp, esas çözümün bize çözüm yutturmaya çalışanları yutmak olduğunu görmek zorundayız. Daha 20 yıl önce Irak’ta nereden bakarsak bakalım yüzbinlerce sivili öldürenler bugün Ukrayna çocuklarının arkasından timsah gözyaşları döküyor. Türklerin kendini bu canavarlardan koruması gerektiğini Mehmet Akif Ersoy 101 yıl önce yazdı.

Türkler kendini canavarlardan nasıl koruyacak? Onların yaktığı ateşe odun taşıyarak mı? Yoksa İbrahim aleyhisselamın ateşine su taşıyarak mı? Onların yaktığı ateşe su taşımak, taşıyamıyorsak o ateşe odun taşımamak, onu da yapamıyorsak kalbimizle buğz etmek zorundayız. Resul-i Ekrem Yesrib’e hicret ettiğinde, o beldeyi Medine-i Münevvere yani aydınlık şehir yapmak adına attığı ilk adımlardan biri, şehirde Yahudilerin elinde bulunan pazara alternatif olacak bir pazar kurmaktı. Yani Resul-i Ekrem, Müslümanların kendi ticaretini yapmasını, bu yolla yaşamlarının ekonomik altyapısını kurmayı hesap etmişti.

Hicretten 1443 yıl sonra kafirlerin ticaretini büyütmek, bu yolla bizim de cebimize üç beş kırıntı düşmesini umut etmek, basit bir vizyonsuzlukla açıklanamaz. Nitekim Resul-i Ekrem, Müslümanlara Yahudilerin ticaret pazarında fiyakalı bir yer tutmayı salık vermemişti. Bunun yerine sıfırdan alternatif bir Pazar kurdurmuştu. Burada Müslümanların boğazından helal lokma geçmesini amaçlamaktan daha fazlası yatıyor. Nitekim Allah’ın toplum yaşamı için koyduğu yasaların bizi canavarlara karşı mücadele etme konusunda nasıl güçlendireceğini anlamamız açısından da değerli bir örnek üzerinde duruyoruz. Helal lokma yemek, yalnızca bireylerin günah işlememesi ve Allah’tan sakınması için uyacakları bir kaide değil. Helal lokma yemek istiyorsan, kendi pazarını kurmak zorundasın. Sen kendi pazarını kurarsan, yeni pazar arayışındaki canavarların ağız tadını kaçırırsın. Bu nedenle başında hep akbabalar uçar. Bu yüzden dünyada doğru yaşamak istiyorsan, rahatsız olmayı ve rahatsız etmeyi göze almak zorundasın. Eğer keyfim kaçmasın istiyorsan, canavarların yaktığı ateşe odun taşımak mecburiyeti seni kıskıvrak yakalar.

Etiketler
İlgili Haberler