Emre Kınay: "Sosyal devlet deyince kimse alınmıyor da 'sosyal'in sonuna '-izm' konunca mı alınıyorlar?"
Emre Kınay: "Sosyal devlet deyince kimse alınmıyor da 'sosyal'in sonuna '-izm' konunca mı alınıyorlar?"
Emre Kınay, dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

 

İYİ Parti Kadıköy Belediye Başkan Adayı Emre Kınay, Vaziyet'ten Enes Bahadır Kızak'a konuştu. Kınay, çok tartışılan "ılımlı sosyalizm" ifadesiyle ilgili, "Sosyal devlet bu. Kuzey Avrupa’dan bahsediyorum. Ne kastediyorum? Kuzey Avrupa devletlerinde sağlık, eğitim, kültür, sosyal hizmetler, sağlık hizmetleri merkezi hükümetin tayiniyle yerel yönetimlerle yürütülür; teferruatı kaldırmak, bürokrasiyi kaldırmak ve vatandaş sorduğu anda hizmetini hemen yapabilmek için. Önerdiğim model budur. İstemez mi kimse bunu?" dedi.

İşte o röportaj:

Öncelikle, seçime çok az bir süre kaldı. Adaylık kampanyası bu zamana kadar nasıl gitti ve artık son bir haftada neler yapacaksınız?

Çok iyi gitti. Beklediğimizden daha fazla sıkılmış halk, yapılıyormuş gibi görünen şeylerin yapılmadığından. Ben şikayetçiyim zannediyordum, meğer herkesin şikayeti varmış da kendisine aday bulamıyormuş. Çok şey başardık ve sanıyorum ipi göğüslemeye çok yakınız. Yani bize gelen sonuçlarda da hem müttefikimiz, ittifak ortağımız partinin adayı hem de biz ipi göğüslemeye çok yakınız. Çok dostça, çok düzgün bir demokrasi dersi oldu her şeyden önce. Kadıköy her anlamda demokrasi dersi verdi. Ya ben kazanacağım ya diğer aday kazanacak ki ben kazanacağımızı düşünüyorum. Çok güzel geçti, özellikle çok ciddi bir ivmeyle son birbuçuk haftadır sokakta da karşılığını görüyoruz.

 

İnsanlardan genellikle nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Çok güzel tepkiler alıyorum, herkes sıkılmış. İnsanlar; tanıdıkları, güler yüzlü, eleştiriyi bile gülerek yapan insanlar istiyorlar artık. Suratlarının ortalarına parmak sallayan insanları görmekten hazzetmiyorlar. Rapor da vereyim belki ders alır birileri. Artık TV’de bağırarak konuşanlardan dolayı haber izlemiyor insanlar. Bu yüzden de haber bültenlerinde gündem olabilmek için sataşma döneminin bittiğini ilan edebiliriz artık. Çünkü insanlar TV izlemiyor. İnsanlar artık kavgacı ve gülümsemeyen, dudağında tebessüm olmayan insanlarla muhatap olmak istemiyorlar, bırakın belediye başkanı yapmayı. İnsanların çok ciddi sorunları var Kadıköy’de bile. Gelir sorunları var, barınma sorunları var, eğitim sorunları var, iş sorunları var, güvenlik sorunları var. Ve bunların hepsini benimle konuşuyorlar.

 

Yani Kadıköy’ün bir tek sorunu yok, birden fazla sorunu var?

Birçok sorunu var. Ben adaylık sürecine başlarken “Neden burada ittifakın içindeki iki partiden iki farklı aday çıktı?” dediler. 20 yıldır burada iktidarda olan CHP “Kadıköy’de her şey güllük gülistanlık” dedi, ben de İYİ Parti’nin adayı olarak “Hayır, çivi çakmadınız. Size gelen telefonların tamamını büyükşehir belediyesine yönlendirdiniz. Sokak hayvanları mutlu değil, daha çok beton, gürültü var.” diyerek aday oldum ve daha çok itibar gördüm. Çünkü doğru söyledik. İnsanlar artık güvenebilecekleri, güler yüzlü ve muhabbet edebilecekleri birini arıyorlar. Ben daha yeni aday oldum, sanki üçüncü dönemimdeymişim gibi bana şikayet ediyorlar. Ben de diyorum ki benim daha şansım var, beni seçeceksin. 465.000 kişinin tamamıyla tanışmış olarak bitireceğim beş yılı. Hepsini, kabul ederse evine, etmezse kahvesine, iş yerine, dükkanına, tiyatrosuna, otobüsüne, minibüsüne binerek hepsiyle tanışacağım. Ama benim daha o kadar zamanım olmadı. Henüz hizmet edemedim. 1 Nisan itibarıyla yapmaya başlayacağız ve yorulacağız ama değecek.

 

Peki 1 Nisan’da koltuğa oturduğunuzda ilk yapacağınız iş ne olacak?

İlk 23 günde, belediyenin dış cephesinde, belediyeyle vatandaşın arasında bir ayrım, duvar, sınır oluşmuş ve onu kaldıracağız. 23 Nisan’da da açılışını “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Meydanı” olarak açacağız. Kadıköy’ün bir ulusal egemenlik vurgusu yapan ve çocuklar için açtığı bir meydanı olacak. Orada buluşacağız, ayrıca da karşısındaki mahallemizin de deprem toplanma alanı olacak orası. Çünkü bizim belediye araçları için dört dönüm bir araziyi belediye otoparkına ayıracak bir lüksümüz yok. Ayrıca belediyenin o kadar özel aracı da olmayacak. Hepsini de satacağız.

Kadıköy’ün sorunlarından bahsettik fakat bir yandan da Cumhurbaşkanı Erdoğan; Beşiktaş, Kadıköy gibi ilçelerde yaşayanları “kaymak tabaka” olarak nitelendiriyor. Bu kaymak tabaka gerçekten var mı yoksa farklı bir görünüm mü var?

Net rakam ister misiniz?

Tabii ki

63 proje var, vatandaş şimdi sorsun. 63 projenin 15’i tamamlandı, 38’i duruyor. 3’ünü sadece hükümet bitirmek üzere aldı. 3’ü de bir şirket. Şirketin adını ben söylemeyeyim vatandaş bulsun. Ben herhalde biraz mahcubiyet hissederler de aday koymazlar diye düşünüyordum bu mağduriyetin yaratıcısı olarak. Ama aday çıktı, gidip anlatıyor böyle böyle oldu diye. Dolayısıyla inandırıcı hiçbir tarafı yok, oradaki yoksulluk kelimeyle, sizin yapacağınız haberle, yazacağınız iki cümleyle tarif edilir gibi değil. Kadıköy kaymak tabaka, bu kaymak tabakanın yüzde 50’sine yakını devletin, hükümetin verdiği verilerle, onların belirlediği açlık sınırının altında bir gelirle yaşıyor. Bilmiyorlarsa ben söyleyeyim, rapor da verebilirim. Kadıköy nüfusunun yüzde 55’i kadın, siz son on yılda buradan göçü körüklemişsiniz. 60 küsür bin insan göçmüş Kadıköy’den. O yüzden Kadıköy’de, bilinenin ve pompalananın aksine insanlar mutlu değil. Biz bu yüzden mutlu bir ilçe yapmak için kolları sıvadık, çok da güzel çalışıyoruz. Vatandaş da bu samimiyeti anladı ki gerçekten bir parktan 2,5 saatte çıkıyoruz. Çünkü herkes dertli, çocuklar bile dertli. “Sen belediye başkanıymışsın” diyor bana, “Bu demir parçaları niye burada, biz düşüyoruz burada kafalarımızı vuruyoruz. Ben düz zemin istiyorum” diyor. Artık çocuğu bile canından bezdirmişler. Hem Kadıköy’de iktidarda olanlar, hem ülkenin başında olanlar. Bunu da iyi niyetli bir kardeşlerinin eleştirisi olarak alsınlar.

O noktaya değinecektim tam. İYİ Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi ittifak yapıyor fakat Kadıköy’de bu ittifak yok. Burada ittifakın olmaması nasıl yansıdı sahaya ya da CHP’yle olan ilişkiler nasıl?

Çünkü ittifakın İYİ Parti kanadının adayı iyi bir Kadıköylü, 15 yıldan beri burada yaşıyor. Ailesi de burada yaşıyor. Çünkü bütün sorunları dışarıdan gelen bir adayın bilebilmesi mümkün değil, ben biliyordum. Parti de bildiğime ve geçmiş tecrübeme inanarak, yurt dışındaki modelleri de takip ettiğimi bilip ona güvenerek, bana bu göreve aday olmayı teklif etti. Ben de onurla kabul ettim. Çünkü Kadıköy’de, anlatılanın aksine özellikle son 10 yıldır yapılanlarla yapılmayanları terazinin kefesine koyduğunuzda yapılmayanlar ağır basar. Çok net. Bunu ben biliyorum. Kadıköylüyüm. Kadıköylü de biliyor çünkü o da burada yaşıyor. Burada yaşamayan, burada doymayan bu yemeğin tadını bilmez. Biz bu yemeğin tadını biliyoruz. Kadıköylü her telefonuna “Biz bakmıyoruz, büyükşehir bakıyor” cevabını almaktan yorulmuş. Ben büyükşehirle Kadıköy arasında aracı olacağım. Vatandaş da bu formülü çok sevdi.

Biraz da ülke gündemiyle bağdaştırmak istiyorum aslında bunları. Bu seçimlerin temel vurgusu “bekâ” oldu. Bekâ sorunuyla ilgili siz ne düşünüyorsunuz ve Kadıköy’ün bir bekâ problemi var mı?

(Gülüyor) Türkiye’nin var olan sorunlarını konuşalım. Türkiye’nin dünyaya açılan bir pencere olma ihtimali varken, artık boş tencere sorunu var. Türkiye’nin çok ciddi bir şekilde hafızasının uyarılmaya ve geçmiş 15-17 yılda ne yaşadığımızı açık açık düşünmeye ihtiyaç var. Belediye başkanlık seçimiyle ne alakası var bu konuların? Hiçbir alakası yok. Ekonomi berbat, dolar olmuş 6 TL’ye dayanmış, üretim yok, samanı Bulgaristan’dan ithal eder hale gelmişiz. Ülkenin bakiyelerini ben kaybetmedim ki siz kaybettiniz. Bekâ sorunu varsa bu yüzden var. Hayvancılık bitti, tarım bitti, tohum bitti. Ben mi bitirdim, ben mi vardım iktidarda? Neden sorumlu tutuyorsunuz şimdi bizi?

Kentsel Dönüşüm meselesi çok dikkat çekiyor Kadıköy’de. Özellikle son dönemlerde Bağdat Caddesi’nde çok gündeme geldi bu konu. Sürekli şikayetler var. Bununla ilgili nasıl bir hazırlık ve faaliyet düşünüyorsunuz?

Biraz önce söylediğim gibi orada sorunu yaratan, merkezi hükümetin uygulamaları sonucu fırsatçıların vatandaşı mağdur etmesidir. İyi insanlar da var tabii bütün müteahhitler için de aynı yaftalamayı yapamayız ama oradaki kötü örnekler, mutlak surette tamamlanması gereken kentsel dönüşümün önündeki en büyük engeli oluştururlar. Çok açık konuşalım mı?

Tabii ki

Kentsel Dönüşüm bina yapmak demek mi? Kentsel dönüşüm evinizi badana yapmak, bahçenizin duvarını yeniden örmek ya da evinizi akan damını yama yapmak mı? Evlerin alanı küçüldüğünde sen bana yaşam alanı vermiyorsun ki. Ama “Çocuklarımın da kafasını sokacağı bir dam, bir evim olsun” anlayışının geldiği nokta suistimal. Biz orada hakem olmak zorundayız. Hakem olacağız, var olan sözleşmeleri alacağız. Burada mağdurdan taraf olacağız ve iyi niyetli inşaat ve müteahhit firmaların da hakkını koruyacağız. Amacımız yapıcı olmak. Bir an önce insanımızın sıkıntısı bitsin. Orayı bitirip diğerine döneceğiz; bak biz burada kentsel dönüşümü çözdük ama seni de çözmek zorundayız çünkü deprem riski kapımızda. Bu kapıdaki sorunu çözmenin de sigorta yolu var. Sigorta yapalım, diyelim ki müteahhit vefat etti, iflas etti, parasal olarak zora düştü. Ama en azından ona güvenip evini veren toprak sahibi de kira derdiyle uğraşmasın. En azından o sigorta onun kirasını ödeyebilsin. Ya da aracı olsun yine belediye, banka kredilerinde kefalete sebep olacak durumlar yaratsın, hukuki çözümler bulalım. Bizim oradaki hakemlik görevimiz var, neden? Bir an önce, beklenen o İstanbul depreminden önce yaklaşık 500.000 insanın yaşadığı bir ilçede artık insanların deprem korkusu olmasın. Bunun için çalışacağız, hakemlik görevine soyunacağız. Sorunun çözümü merkezi hükümette ama vatandaş da sorsun, niye 63 projenin içinde 3 tane projeyi hükümet üstlenmiş? Bunu sormadığı sürece vatandaş, ben ağzımla kuş tutsam yaranamam. Önce var olan durumun bir sorumlularını anlasın, orayı bir çıkarsın gündeminden, sonra desin ki bana “Sorunu çözer misin?” Ben zaten gönüllüyüm sorunu çözmeye. İnsanlar mutlu olsun diye çabalıyorum, onlar mutlu olursa ben de iyi olacağım. Hepimiz mutlu olduğumuzda merkezi hükümette kim varsa o da mutlu olacak.

Peki bununla ilgili olarak, geçtiğimiz günlerde T24’e bir röportaj verdiniz. Orada iki ifadeniz dikkat çekti. Birincisi Saray’a gitmeme, ikincisi ılımlı sosyalizm.

Hiç böyle bir şey söylemedim. O röportajı kimse dinlememiş. Hiç böyle bir şey söylemedim. Ben orada buna sebep olacak cümlenin ne olduğunu da anlamadım ama maalesef Türk siyasetinin ve basının geldiği yer bu. Ben, “Ankara’daki, bütün ülkeyi ve bütün ülkenin başka ülkelerle entegrasyonunu sağlamakla görevli bir makam. Kadıköy Belediye Başkanı’nı niye çok önemli bir şey olmadıkça muhatap alsın?” dedim. “Niye gideyim?” ifadesinin karşılığı o yani. Oraya gidene kadar benim gidebileceğim önce büyükşehir belediye başkanı var, vali var, validen sonra Meclis var. Meclis’in ardından parti yetkili kurulları var, onlara giderim. En son artık çözemedik, “Sayın Cumhurbaşkanım şu sorunu çözemedik, ne olur ya ben de bir kardeşinizim” derim yani, ne olacak? Öbürü neydi?

Ilımlı sosyalizm…

Ilımlı sosyalizm, ne var? Sosyal devlet deyince kimse alınmıyor da “sosyal”in sonuna “-izm” konunca mı alınıyorlar?

Evet aslında biraz öyle oldu.

Sosyal devlet bu. Kuzey Avrupa’dan bahsediyorum. Ne kastediyorum? Kuzey Avrupa devletlerinde sağlık, eğitim, kültür, sosyal hizmetler, sağlık hizmetleri merkezi hükümetin tayiniyle yerel yönetimlerle yürütülür; teferruatı kaldırmak, bürokrasiyi kaldırmak ve vatandaş sorduğu anda hizmetini hemen yapabilmek için. Önerdiğim model budur. İstemez mi kimse bunu? Bir belediye başkanına ulaşabilmek ve belediyedeki bir işi çözebilmek adına beş altı yere yazı yazmak zorundayız. Türk insanı pratik zekalıdır ama bürokrasi maalesef çalışmayan bir hantal zekaya sahip. Bürokrasiyi pratik zekaya kavuşturmanın formülüdür Kuzey Avrupa demokrasisindeki yerel yönetim çözümü önerisi. Bunu söyledim sadece. Bu arada şu eleştiriyi de yapalım. Sizinle beraber üç yer soruyor, bunu soran arkadaşlar kendilerine dönüp “Ben niye falanca partinin adayını TV’de saatlerce konuşturabilirken İYİ Parti’nin adayı arkadaşı hiç çıkaramıyorum, yasaklı ancak ücretli programlara çıkarabiliyoruz.” diye soruyorlar mı kendilerine? Demokrasiyi tartışacak olursak, demokrasinin işleyişiyle ilgili sosyal demokrat partiler dahil sınıfta kalırlar.

Son olarak şunu sormak istiyorum. Kadıköy sadece yerleşim yeri olarak değil aynı zamanda başta gençler olmak üzere buluşma veya farklı ilçelerden gelip vakit geçirme alanı. Özellikle Kadıköy’de genç nüfusun yoğunluğu çok fazla. Bununla ilgili spesifik bir çalışmanız veya projeniz var mı?

Doğal olarak Kadıköylü gençlere ve çocuklara pozitif ayrımcılık yapacağız çünkü ilçenin vergi verenleri. Dolayısıyla onların daha fazla hizmet alması lazım. Kadıköy’ün dışından gelen, diğer ilçelerden gelen arkadaşlarımızın tamamını da turist olarak göreceğiz. Dolayısıyla Kadıköy gencinin tabii ki imtiyazları olacak. Onların bir kartları olsun hayalindeyiz. O kartlarla konserlere ücretsiz ya da özel indirimle girebilsinler, tiyatrolara özellikle ücretsiz girebilsinler. Ya da öğrenci arkadaşlar ulaşımlarını çok ekonomik ya da hiç bedelsiz karşılayabilsinler. İmkanlar ölçüsünde söylediğim için iki seçenekli ifade ediyorum. Her ihtimalde Kadıköy’e dışarıdan gelenlerden daha avantajlı olacaklar. Gelsin Kadıköy’de yaşasınlar, onlar da o avantajlardan faydalansınlar. Kadıköylü oranın avantajlarından daha fazla yararlanacak doğal olarak. Bir festivaller ilçesinden bahsediyoruz. Fakat bunu söylerken, şunu da eklemeliyim. Bir insanın özgürlüğü, diğerinin özgürlüğünün başladığı yerde biter. Benim hayattaki en önemli kılavuzum bu cümledir. Eğer birisi sabah 7’de kalkıp işine gidecekse ve uyuması gerekiyorsa diğerinin eğlence özgürlüğü onun önüne geçemez. Onun ona, öbürünün de diğerine saygıyla eğlenmeyi, çalışmayı, beraber yaşamayı öğretmek zorunluluğumuz var. Kadıköy herkesin birbirine saygılı olduğu, mutlu, huzurlu, güvenli bir ilçe olacak, maksimum beş yıl sonra.

İlgili Haberler