13 Şubat 2017 Pazartesi 15:09
Durmuş Yılmaz: "MHP seçmeni kendisini aldatılmış hissediyor"

Şu an ekonomide gerçekten büyük sıkıntılar var. 2001 krizine doğru gidiyoruz. Sermaye ülke dışına kaçıyor. Varlık Fonu’nun bizatihi kurulma sebebi hesap vermemek ve şeffaf olmamakla ilgili. Başkanlık referandumundan “Evet” çıkması halinde ekonomi daha da karmaşık bir hal alacak.

Eski Merkez Başkanı, MHP Milletvekili Durmuş Yılmaz, gündeme ilişkin BirGün’den Meltem Yılmaz'a çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Kamuya ait çok sayıda büyük şirketin Varlık Fonu’na devredilmesini “Bu durum, ekonominin iyiye gitmediğinin açık bir göstergesi” sözleriyle değerlendiren Yılmaz, şöyle devam etti:

“Bu iş, 1980- 90’lı yıllarda da denendi ve 40 küsur fon oldu. Bu fonlar bizi son tahlilde krize götürdü. Her şeyden önce şeffaflık ve hesap verilebilirlik gerekli ama öyle anlaşılıyor ki bu Varlık Fonu’nun bizatihi kurulma sebebi hesap vermemek ve şeffaf olmamakla ilgili.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen günler içinde iş dünyası ile yaptığı toplantıdaki istihdam seferberliği çağırısını, “İki senede bir tekrarlanan bir çağrı bu, geçmişte de TOBB toplantısında ‘her biriniz bir kişi istihdam etse bir buçuk milyon kişi eder, bu da işsizliği önler’ demişti. Ama görüyorsunuz bu söylemlerle hiçbir yere de gidemedik” sözleriyle değerlendiren Yılmaz, şöyle devam etti:

“Önce ekonominin normal işleyişi içinde, yatırım tasarruf dengesini sağlayacaksın, karar alıcılara güven vereceksin, böylece onlar da risk alacaklar ve ortaya sermayelerini koyacaklar, borçlanacaklar, yatırım yapacaklar. İstihdam böyle artar.”

Yılmaz, “Şu an ekonomide gerçekten büyük sıkıntılar var. Bu sıkıntılar 2001 krizi noktasına kadar gelmedi henüz ama oraya doğru gidiyoruz” diyerek, Başkanlık referandumundan “Evet” çıkması halinde ekonominin daha da karmaşık bir hal alacağını ancak MHP seçmenin de yüzde 80’inin referandumda “Hayır” oyu vereceğine inandığını belirtti. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“MHP seçmeni ile temas ettiğimde onların kendilerini aldatılmış hissettiklerini görüyorum. Ben de kendimi aldatılmış hissediyorum. Ben 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde köy köy, kasaba kasaba dolaştım. Ama seçim bildirgemizde ne söylediysek şimdi tersi oluyor. Ve insanlar bana, ‘Geldiniz, bizim köyümüzde böyle söylediniz ama şimdi tam tersini yapıyorsunuz’ diyorlar. Benim şu an o insanlara verecek cevabım yok, çok zor durumdayım.”

»Uzun yıllar Merkez Bankası Başkanlığı görevini yürüttünüz. Bu süreçte siyasetin müdahalelerine sıkça maruz kaldığınız gibi, yer yer çıkışlarınız da oldu. Bugünlerde yine Türkiye ekonomisinde radikal gelişmeler yaşanıyor. Son olarak ülkenin 20 milyar ödenmiş sermayesi olan şirketleri, Varlık Fonu’na aktarıldı. Bu hamleyi nasıl yorumluyorsunuz?

Bu durum, ekonominin iyiye gitmediğinin açık bir göstergesi. Ekonomide birtakım sıkıntılar ki bu sıkıntıları aşmak için böyle bir dolambaçlı yola sapılıyor. Varlık Fonu’nda karşı olanlar, bu fonun denetim mekanizması olmadığını belirtirken, taraf olanlar da böyle bir mekanizmanın olduğunu iddia ediyorlar. Bu iddialarını da, Varlık Fonu’na Başbakanın kendisinin bir denetçi atayacağını söyleyerek somutlaştırıyorlar. Ama burada önemli olan şu: Denetleyecek kişiyi yöneticiler seçiyor! Yani son derece gayri ciddi bir denetim söz konusu. Çünkü Sayıştay, denetimin dışında bırakılıyor. Ve Sayıştay’ın denetiminin dışında bırakılan bir denetime denetim denemez.

»Denetim mekanizmasının olmamasının, bizi nasıl bir tabloyla karşı karşıya bırakacağını öngörüyorsunuz?

Bu iş, 1980- 90’lı yıllarda da denendi ve 40 küsur fon oldu. Bu fonlar bizi son tahlilde krize götürdü. Dolayısıyla denetimin ve nasıl yönetildiğinin önemini açık bir şekilde görmüş olduk. Bakın, her şeyden önce şeffaflık ve hesap verilebilirlik gerekli ama öyle anlaşılıyor ki bu Varlık Fonu’nun bizahati kurulma sebebi hesap vermemek ve şeffaf olmamakla ilgili. Yani amaç, bütçeden harcama yapmak. Zaten şu an fona aktarılan kuruluşların gelirleri vergi dışı gelir olarak bütçeye gelir yazılıyordu. Dolayısıyla onun karşılığı olarak bütçede bir gider tarafı vardı. Eğer bu gelirler oraya girmeyecekse, giderler aynı kalacaksa bütçenin dengesi bozulacak, bütçe açığı artacak, dolayısıyla devletin, merkezi hükümetin borçlanma ihtiyacı artacak ve daha fazla borçlanacak. Ve faizler yükselecek. Fakat burada asıl önemli olan, borçlanma imkanlarının tekrar artırılması. Bunu nasıl yapacak? Herhalde, Türk Varlık Fonu Anonim Şirketi bir reyting alacak ve buna göre uluslararası piyasalarda borçlanacak. Dolayısıyla burada ilave bir gelir falan yok. Piyasaya bir de yanlış sinyal veriyorlar.

»Nedir bu yanlış sinyal?

“Ben şu anda Türkiye Cumhuriyeti hazinesi adına borçlanamıyorum, borçlanabilmek için bir teminat sistemi yaratıyorum ve buna istinaden de borçlanacağım” mesajı veriyorlar. Böyle bir şeyin olup olmadığını da bilmiyoruz. Ama bu Varlık Fonu’na aktarma, tersinden okursanız bu anlama geliyor. Yani bu tamamen olaya nerden baktığınıza bağlı.

»Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen günleriçinde iş dünyasıyla yaptığı toplantıya, istihdam konusundaki seferberlik çağrısı damga vurdu. Bu çağrı, yeni istihdam alanları yaratmadan nasıl karşılık bulur?

İki senede bir tekrarlanan bir çağrı bu, geçmişte de TOBB toplantısında “Her biriniz bir kişi istihdam etse bir buçuk milyon kişi eder, bu da işsizliği önler” demişti. Ama görüyorsunuz bu söylemlerle hiçbir yere de gidemedik. Bu çağrılar iyi hoş da, genel koşullar bunu sağlamadığı sürece insanların kendi kendilerine bunu yapmaları mümkün de değil, doğru da değil. Tamam, yönlendirme iyi bir şey, siyaset elbette ekonomide karar alıcılara yol göstermeli ama burada insanların rahatlıkla yatırım yapabilme imkanlarını sağlamadığınız sürece, birtakım nasihatlerle bu işlerin içinden çıkılması mümkün değil. Piyasa dışı yönlendirmeler her ekonomide vardır ve olmalıdır ancak bunun da bir ölçüsü olmalıdır. Yani önce ekonominin normal işleyişi içinde, yatırım tasarruf dengesini sağlayacaksın, karar alıcılara güven vereceksin, böylece onlar da risk alacaklar ve ortaya sermayelerini koyacaklar, borçlanacaklar, yatırım yapacaklar. İstihdam böyle artar.

"SEÇMENE KARŞI ZOR DURUMDAYIM"

»Türkiye referanduma gidiyor. Çıkacak sonuçlar Başkanlığı gösterirse, Türkiye’yi ne bekliyor?

İnşallah evet çıkmaz.

»Neden?

Herkesin aklı var fikri var. Kimse aklını, geleceğini ipotek altına koymamalı. Bize düşen görev, aklımızı sorumluluk alarak kullanmak. Dolayısıyla tek bir adamın ülkeyi yönetmesine nasıl razı oluruz? Ama bunda kötü olan asıl ne biliyor musunuz?

»Nedir?

Bu kadar gücü, hiçbir insan kaldıramaz. Bu kadar güç her insanı bozar ve çürütür çünkü. Dolayısıyla bu güce talip olan insana aslında kızmaktan ziyade acımak lazım. Zira gücü paylaştıkça kararlar doğru alınır.

»Peki referandumda size göre MHP seçmeninden ne kadar evet çıkar?

Ben MHP’den milletvekili seçildim evet ama genel merkeze gitmiyorum. MHP seçmeninin de yüzde 80’inin referandumda “Hayır” diyeceğini düşünüyorum.

»Size bunu düşündüren nedir?

Çünkü MHP seçmeni ile temas ettiğimde onların kendilerini aldatılmış hissettiklerini görüyorum.

»Siz?

Ben de kendimi aldatılmış hissediyorum. Ben 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde köy köy, kasaba kasaba dolaştım. Ama seçim bildirgemizde ne söylediysek şimdi tersi oluyor. Ve insanlar bana, “Geldiniz, bizim köyümüzde böyle söylediniz ama şimdi tam tersini yapıyorsunuz” diyorlar. Benim şu an o insanlara verecek cevabım yok, çok zor durumdayım.

»Siz bu nedenle mi siyasete ısınamadınız?

Ben şunu söylüyorum: Günübirlik siyaset zor bir iş ve buna ayak uydurmak çok da elzem değil. Uzun vadeli düşünmek lazım. Onun için ben günübirlik bir politikanın içine girmem. Ama şundan eminim ki, uzun vadede bu ülkenin doğru yolda olabilmesi için aklı eren herkesin siyasete katkı sağlaması lazım. Siyaset vatanını seven herkes için zorunluluktur. Ben de bu yüzden siyasetin içindeyim.

"2001 KRİZİNE DOĞRU GİDİYORUZ"

»Öte yandan Başkanlık propagandasının bir kısmı da, “Başkanlık sistemine geçilirse çok daha hızlı karar alınacak, bu kararlar daha hızlı hayata geçirilecek ve ekonomik kalkınma bu hızla sağlanacak” argümanı üzerinden yürütülüyor. Sizce Başkanlık sistemine geçilmesinin, ekonomiye bu yönde bir etkisi olması mümkün müdür?

Şu anda Türkiye’nin sorunu hızlı karar almamakla ilgili değil. Türkiye’nin sorunu doğru karar alamamakla ilgili. Tartışarak, toplumu bilgilendirerek karar alınması gerekiyor. Ve elbette, aklın ve bilimin ön plana çıkarıldığı bir ortamda. Ben ekonomideki sorunların Başkanlık sistemiyle düzeleceğini değil, daha da karmaşıklaşacağını düşünüyorum.

»Kimi ekonomi uzmanları ekonomideki mevcut tabloyu “durgunluk” şeklinde ifade ederken, kimileri de kriz olarak tanımlıyor. Sizin yaklaşımınız ne yönde?

Krizi nasıl tanımladığınıza bağlı. Komşunuz işinizi kaybettiğinde ekonomi durgunlukta dersiniz, ne zaman ki siz işinizi kaybedersiniz o gün ekonomi krizde dersiniz. Şu an ekonomide gerçekten büyük sıkıntılar var. Bu sıkıntılar 2001 krizi noktasına kadar gelmedi henüz ama oraya doğru gidiyoruz. Dolayısıyla hızla önlem alınması lazım.

»Bu önlemleri siz nasıl somutlaştırıyorsunuz?

OHAL’in kaldırılması, hayatın normalleşmesi, insanların korku atmosferinden kurtulması, insan hakları ve evrensel hukukun geçerli hale gelmesi, mülkiyet hakkının tehdit altından kalkması. Çünkü toplumda benim gördüğüm kadarıyla büyük bir korku ve endişe var. Kimse elindeki parayı harcamak istemiyor ve sermayeyi yurtdışına kaçırıyor. Kimse elini taşın altına koyup da yatırıma dönüştürmüyor bu atmosferden dolayı. Mesele bu.

»Ancak sıraladığınız önlemlerin aksi doğrultuda, her gün yeni bir gelişme yaşanıyor. Son olarak, Yeni OHAL KHK’siyle 330 akademisyen daha üniversitelerden atıldı. 

Son derece yanlış bir karar. Üniversite dediğiniz yer her türlü fikrin serbestçe söylenebildiği, yazılabildiği, tartışılabildiği bir ortamdır. Üniversitede akademisyenler, savaşlarını kılıçla, kalkanla tüfekle yapmazlar, kalemleriyle makaleleriyle yaparlar. En saçma fikri bile makale olarak yazarsınız, bunu başkaları okur, ona karşı görüşünü yazar. Tartışılır ve bir yere varılır. Zaten bilim de böyle ilerler. Dolayısıyla, akademisyenlerin Türk Ceza Kanunu’na göre tanımlanmış bir suç işlememeleri koşuluyla görüşlerini ortaya koymaları, sözlü ve yazılı ifade etmeleri bir ülkenin olmazsa olmazıdır.

Son Güncelleme: 13.02.2017 15:17
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.