2 Ocak 2019 itibariyle Türkiye’deki ceza mahkemelerinde 1,5 milyon, hukuk mahkemelerinde ise 2 milyon derdest (görülmekte olan) dava var. Savcılıklar tarafından soruşturması süren dosya sayısı 5 milyon, icra dairelerindeki dosya sayısı ise yaklaşık 19 milyon. (Kaynak: UYAP İstatistik)

Her soruşturmanın/ davanın en az iki tarafı olduğunu varsayarsak, 8,5 buçuk milyon x 2 = 17 milyon kişi birbiri ile davalı, 19 milyon x 2 = 38 milyon (gerçek ya da tüzel kişi) ise birbiri ile alacaklı-borçlu ihtilafı içinde demektir.

Uzun lafın kısası, memleketin en az yarısı mahkemelik/ icralık olduğu bir tablo ile karşı karşıyayız. İşte tam bu noktada sorulması gereken soru şudur: Neden memleketin yarısı birbiri ile davalık?

Mahkemelerde süren davalara bakın, şu tabloyu görürsünüz: İşverenlerin çoğu işçisine hakkını vermez davalık olurlar, akrabaların çoğu birbiri ile miras paylaşamaz davalık olurlar, komşular birbiri ile anlaşamaz davalık olurlar, sürücüler ‘’neden yol vermedin, neden kornaya bastın?’’ yüzünden tartışır davalık olurlar, tüketiciler kredi kartını hoyratça kullanır icralık olurlar…

Liste uzayıp gider lakin sonuç aynıdır. Kardeşlerin, akrabaların birbirleriyle mirası hakkıyla paylaşamadığı, işçisine hakkını vermemek için takla atan işverenlerin olduğu, sürücülerin dahi birbirine tahammül edemediği bir toplumsal gerçeklikle yüzleşmek zorundayız.

Hadi diyelim ki, toplumun adalet ortalaması bu düzeyde, peki topluma yön vermek, memleketi yönetmek iddiasında olan siyasilerimiz çok mu adil?

Adaylarını adil belirliyorlar mı, kongrelerini adil yapıyorlar mı, partilerini adil yönetiyorlar mı?

Adil olmayan uygulamaları olduğunda kaç kişi onlara itiraz edebiliyor?

Çoğunluk adaletsizlikleri alkışlamıyor mu? Mevki-makam sahiplerine övgüler düzmüyor mu? Ve dahası bunu siyasetin gereği olarak, oyunun kuralı olarak meşrulaştırmaya çalışmıyor mu?

Uzun lafın kısası, toplumsal adalet duygumuz hangi seviyede ise, yargının seviyesi de üç aşağı beş yukarı aynı seviyededir.

Adaletin tesisi önce ailede başlar. Sonra halka halka çevreye yayılır. Adalet duygusu çocuk yaşta kazanılır. Adalet aynı zamanda bir kültürdür.

Aristotales, zayıf daima adalet ve eşitlik ister, halbuki bunlar kuvvetlinin umurunda bile değildir.’’ demiş. Doğrudur, gerçek adalet, zayıfken değil kuvvetliyken belli olur.

Adaletsizliği engelleyecek gücümüzün olmadığı zamanlar olabilir ama adaletsizliğe itiraz etmeyi her zaman becerebilmeliyiz.

Ve sözde adalet değil özde adalet için şu soruyu daima kendimize sormalıyız:

Ben ne kadar adilim?

Selam doğru yolda gidenleredir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.