24 Haziran seçimleri pek çok anlamda ilginç ve sonuçları açısından aralarında benim de bulunduğum birçok kişiyi şaşırtan bir seçim oldu. Aradan sağlıklı bir tahlil yapabilmek için yeterli zamanın geçtiğine inanarak, adet olduğu üzere ben de seçim sonuçlarının bir değerlendirmesini yapacağım. Pek çok siyaset üstadının yaptığının aksine benim değerlendirmem biraz daha sosyolojik olacak. Çünkü, hepimizin bildiği ‘‘siyasette iki kere iki dört etmez’’ klişesini yaratan şey siyasetin kendisi değil, bizatihi toplumun kararlarıdır. Yani, seçimin belirleyeni siyaset bilimi değil sosyolojidir,

Seçime bu gözle baktığımızda, üzerinde durulması gereken ilk husus ebetteki MHP’nin oy oranını koruması ve hatta pek çok şehirde arttırması. MHP özellikle Anadolu’nun küçük şehirlerinde oy oranını kayda değer bir biçimde arttırdı. Siyaset bilimcilerin MHP’nin geleneksel tabanı olarak tanımladığı ama hemen hemen hiçbir seçimde MHP’nin birinci parti olamadığı bu illerde, kendisini milliyetçi-muhafazakar olarak tanımlayan seçmen şimdiye kadar tercihini istikrardan yana yaptı. Çoğunlukla, ya baraj ya da koalisyon korkusuyla oyunu AKP’ye verdi. Son seçimde bu kaygıların ortadan kalkması bu şehirlerdeki milliyetçi-muhafazakar seçmen tercihini rahatça MHP’den yana kullandı. Dolayısıyla, başta bu iller olmak üzere Türkiye genelinde AKP’den MHP’ye yaklaşık yüzde beşlik bir oyun geçtiğini söylemek mümkün. Devlet Bahçeli bu seçmenin tavrını iyi okuyarak seçime ittifak kozuyla girdi ve seçimin kazananlarından birisi oldu.

MHP’nin yaklaşık yarıya yakın ülkücü seçmeninin, ki bunların çoğunu çekirdek seçmen olarak tanımladığımız kitle oluşturuyor, İyi Parti’ye geçmesine rağmen, oy kaybetmemesi Devlet Bahçeli’nin bu tavrı iyi okumasından kaynaklanıyor. Benzer şekilde, İyi Parti’nin de MHP ve CHP arasında gidip gelen, ancak çoğunlukla yukarıdakine benzer bir motivasyonla, CHP’ye oy atan, milliyetçi-ulusalcı kesimden oy aldığını oy haritasından okuyabiliyoruz. Keza bunun bir başka göstergesi de Meral Akşener’in İyi Parti’den daha az oy almasıdır. Muhtemelen, yaklaşık olarak %7’ye tekabül eden bir ülkücü seçmen bu seçimde İyi Parti’ye oy verdi. Bu anlamda İyi Parti’nin de, her türlü dezavantajına rağmen, %10’luk oy alarak bu seçimde başarılı olduğunu söyleyebiliriz.

Öte yandan, MHP’nin ve İyi Parti’nin bu şaşırtıcı başarısını pek çok kişi milliyetçiliğin yükselmesi olarak yorumluyor. Ben bunun da doğru bir okuma olduğunu düşünmüyorum. Aslında milliyetçi dalganın yükseldiği falan yok. İster başına seküler koyalım ister sonuna muhafazakar ekleyelim, milliyetçilik Türk milleti için her zaman önemli bir değer olmuştur. Lakin burada hissi milliyetçilik ve ideolojik milliyetçilik gibi bir ayrım yapmak gerekiyor (Bu durumun buraya sığmayacak çok daha etraflı bir çalışmanın konusu olması gerekiyor.) Bu iki partinin oy oranını arttıran milliyetçilik daha ziyade duygusal olan milliyetçilik. Şimdiye kadar yukarıda saydığım gerekçeler ile milliyetçi partilere oy olarak yansımayan bu duygu, bu seçimde koalisyon ya da baraj gibi kaygılar olmadığı için daha büyük bir potansiyel olarak ortaya çıktı o kadar. Milliyetçi partiler önümüzdeki dönemde bu potansiyeli arttırarak kendilerinde tutabilirler ise işte o zaman yükselen bir milliyetçilikten bahsedebiliriz.

Bununla beraber, kendisini ideolojik anlamda ülkücü ya da milliyetçi olarak tanımlayan seçmenin sayısında ve tavrında kayda değer bir değişiklik olmadı. Ülkücüler genellikle ideoloji, parti ve lider arasında bir ayrım yapmadığı ve oy verme motivasyonunu tamamen ideolojileri doğrultusunda belirlediği için, bu seçim şimdiye kadar olduğu gibi parlamenter sistem içinde yapılmış olsaydı, İyi Parti ve MHP’nin toplam oy oranı MHP’nin ortalama oyu olan %14-15 bandını çok fazla aşmayacaktı. Bu tavır muhtemelen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de değişmedi. İyi Parti’ye oy atan ülkücülerin hemen hemen tamamının tereddütsüz Meral Akşener’e oy verdiğini düşünebiliriz. MHP’de kalan ülkücüler ise çoğunlukla cumhurbaşkanlığı seçiminde oy atmadı, çok az bir kısmı da tercihini Akşener’den yana kullandı. İttifaka rağmen cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’a oy atan ülkücülerin sayısı da tahminen toplam seçmenin %3-4’ünden daha fazla değil.

Bu seçimin belirleyicilerinden olan bir diğer husus da CHP’nin Türk seçmeninin önemli bir kısmında özellikle de muhafazakar kesimde yarattığı algı. Bu kesimde CHP’ye adeta cüzzamlı muamelesi yapıldığı sır değil. Daha önce Ekmeleddin İhsanoğlu tecrübesinde tatbik edildiği üzere, CHP ne tek başına ne de ittifak ile kendi mahallesi dışından oy alamadığı gibi, yarattığı algıyla karşı tarafı da birbirine kenetliyor. CHP yöneticileri bu algıyı hala daha doğru okuyamadıkları için önce Abdullah Gül’ü, sonra da İnce gibi güçlü bir adayı deneyerek, Erdoğan’ın elini hiç ummadıkları şekilde güçlendirdiler. Erdoğan da açıkçası bu fırsatı iyi değerlendirerek kendisinden oy alabilecek Akşener yerine İnce’yi karşısına aldı ve beklenenden çok daha rahat bir seçim süreci geçirdi. Muharrem İnce ise her ne kadar saydığımız kitle dışında kalan pek çok umutsuz muhalifte bir heyecan yaratsa da, sadece üzerindeki CHP etiketi yüzünden beklenilen oyu alamadı.

Kısacası, seçmenin, yani milletin, tercihlerini doğru okumak her zaman olduğu gibi bu seçimde de başarıyı getirdi. Recep Tayyip Erdoğan ve AKP, ekonomik ve siyasi açıdan bütün şartlar aleyhlerine olmasına rağmen, bu yarışı çok fazla çaba sarf etmeden, CHP’nin hatalı tercihleri sayesinde kazandı. Devlet Bahçeli de, MHP değil, kendisi açısından zorlu bir sınav olan bu seçimi milletin tavrını iyi okuyabildiği için başarılı bir şekilde sonlandırdı. Pek çok sol, sosyal-demokrat seçmen ya da politikacı gibi siyaset bilimciler de, biraz sert ama doğru bir ifade ile, toplumu hala daha tanıyamamış oldukları için kaybetti. Sözün özü, bu seçimin galibi de, her zaman olduğu gibi, siyaset bilimi değil sosyoloji oldu.

Önümüzdeki süreç siyasetin geneli, özellikle de muhalefet, için toplumun değer yargılarını ve dolayısıyla tercihlerini doğru okumak adına bir fırsat olabilir. Eğer bunlar yapılabilirse, muhalefet için bir umut ışığı doğabilir. Aksi takdirde, bunu çok iyi yapabilen Erdoğan ve Bahçeli gibi iki lider karşısında çok fazla bir şanslarının olmadığını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok. Türk milliyetçileri için de duygusal ve ideolojik milliyetçilik arasındaki ayrımların hatta ülkücülük ve milliyetçilik gibi kavramların detaylı bir değerlendirmesine ve izahına ihtiyaç duyacağımız bir süreç bizi bekliyor. MHP ve İyi Parti ellerindeki kadrolar ile bunu başarabilirler ise geçici olduğunu düşündüğüm bu başarıyı kalıcı hale getirebilirler.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.