2018 yılının ilk haftasını geride bıraktığımız şu günlerde Cumhuriyet Halk Partisi hız kesmeden 36. kurultayına hazırlanıyor. 2008 yılından beri tüzük kurultayı, olağan ve olağanüstü kurultayları vb. birçok organizasyonunu çok yakından takip ettiğim partide değişen herhangi bir şey yok. Her ne kadar kadrolar değişmiş de olsa dün olduğu gibi CHP içerisindeki çıkar grupları iktidar olmanın değil kaç delege çıkaracaklarının hesapları içindeler. Zira ülkede konjonktür ne olursa olsun yerel seçimlerde kazanabilecekleri belediyelerin farkındalar. Kurultayda kazanabilecekleri delegelerle genel merkez ve genel başkan üzerinde baskı oluşturarak bir sonraki dönemde kazanmaları garanti olan belediyelere çökmek(!) peşindeler.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık seçimine dair kafasında herhangi bir soru işareti yok. Zira genel başkan olup da Önder Sav’a el çektirdiğinden beri delegeleri kendi çıkarları doğrultusunda dizayn etti. Sav dönemi için CHP’de bir Çerkes lobisi var denirdi. Şimdi ise CHP üyeleri kendi aralarında: “Partimizde Alevi lobisi var.” diyorlar ve ekliyorlar: “Hatta ve hatta Dersimli Alevi lobisi var. Eğer genel başkana veya onun çok sevdiği danışmanlarına yakın değilseniz ağzınızla kuş tutsanız da bir yerlere gelmeniz mümkün değil.”

Peki şeffaf olma vaadiyle genel başkanlık koltuğuna oturan “Memur Kemal” nasıl oldu da bu gücü elde etti. Başlarda bu yöntemi benimsemediğini işin içinde olan herkes biliyor. Delege dizaynını aklamak için söylemiyorum ama Kemal Bey iç muhalefetle uğraşmaktan dışarıda asli görevi olan iktidara muhalefet etme işini yapamadığını fark ettiğinde delegeyle oynamaya karar verdi. Tabanda kuvveti olmayan Kılıçdaroğlu bu işi güçlü belediye başkanları, bilhassa biri eliyle yaptı.

Muharrem İnce ile girişmiş olduğu genel başkanlık yarışından bir hafta kadar önce Kılıçdaroğlu, genel merkezdeki odasında tedirgin bir şekilde bir sonraki randevusunun gelmesini bekliyordu. İsmini vermeyeceğim bir belediye başkanı trafikten ötürü randevusuna beş dakika kadar geç kalmıştı. Zaten belirli bir baskının altında olan Kılıçdaroğlu’nun tedirginliği bu beklenmedik gecikme karşısında iyiden iyiye artmıştı. Zira beklediği belediye başkanı tek bir el hareketiyle 300-350 kadar delegeyi istediği yere yönlendirebilecek güçteydi. Bir de bu başkanın geçmiş dönemde Baykal’ı desteklediğini hatta Baykal genel başkanlığı bıraktığı dönemde dahi temasını koparmadığını biliyordu.

Nihayetinde belediye başkanı zat gecikmeyle de olsa randevusuna gelmiş ve Kemal Bey’e destek vereceğini söylemişti. (Neden destek verdiği ise ayrı bir yazı konusu.) Kılıçdaroğlu o günden itibaren bu şahsı el üstünde tuttu. Genel merkezde halen o zatın çoğu genel başkan yardımcısından daha güçlü olduğu konuşulur. Hatta Mansur Yavaş’ın olaylı bir şekilde kaybettiği Ankara seçiminde o zatın uyarılarını dikkate almamasının da payı olduğu kapalı kapılar ardında milletin birbirine fısıldadığı bir gerçektir.

CHP’nin doğal oy havzası olan seküler, Atatürkçü kesimi İyi Parti’ye kaptırmaya başladığı bugünlerde buna tepkisiz kalması ve bu sorunu çözmek için reel bir politika ortaya koyamamasının temel sebebi yaklaşan kurultayda delege koltuğu için verilen iç savaşta yatıyor.

Hasılı Cumhuriyet Halk Partisi’ni 2018 yılında çok zorlu günler bekliyor. İç çatışmalarını çözüp de asıl oyuna odaklanabilecekler mi hep beraber göreceğiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.