Turan'ın Alp Kızları: Kadının Toplumdaki Yerinde Nereden Nereye
Turan'ın Alp Kızları: Kadının Toplumdaki Yerinde Nereden Nereye
Hükümdar eceler, yönetime ortak kadınlar, kadın erkek eşitliği, kılıç kuşanıp at süren Alp kızlar… Musine Galima ve Mamatkul Corayeff'in Selenge Yayınları etiketiyle yayımlanan "Turan'ın Alp Kızları" tam da bu noktada tarihimizdeki kadını anlatıyor.

Kadim milletlerin efsaneleri, mitolojik hikâyeleri onların kültürünü inşa eder. Türk milleti; geniş coğrafyalarda hüküm sürdüğü kadar anlatı coğrafyalarında da var olmuş, kültür coğrafyasını derinlikli bir yapıda kurmuştur. Sacayaklarını gerçeklere dayandıran, zaman içerisinde efsaneleşmiş, dilden dile aktarılmış, mitolojik tasvirlerle kendi tılsımını korumuş bu kültür coğrafyasının baş aktörlerinden biri de kadındır. Kültüründe kadını hep değerli kılmış bu necip millet, efsanelerinde ve destanlarında da kadını daima ön planda tutmuştur. 


Taşkent Üniversitesi Filologia Akademisi’nde öğretim üyesi olan Musina Galima, Turan Alp’in Kızları ile Özbek- Türk halk edebiyatı araştırmalarında son derece önemli bir eser ortaya koymuş. Kadın cinayetlerinin korkunç boyutlara ulaştığı bu devirde,  Türk kültüründe kadının yerini bir kez daha haykırıyor. Yine aynı akademiden bir başka öğretim görevlisi Mamatkul Coreyeff ise halk efsanelerini derleyerek, Türklerin kültürel hafızasını diri tutmayı başarıyor. İpekyolu Efsaneleri ve Turan Alp’in Kızları birbirini tamamlar mahiyette olduğu için aynı kitapta basılmış. Türk Halk Edebiyatı araştırmacıları için bulunmaz bir kaynak.


Türk kültür tarihinin en önemli sacayağı olan kadının, sosyal yaşantımızdaki yerini çarpıcı örneklerle ortaya koyan Turan Alp’in Kızları; kadına verilen kutsiyeti çarpıcı örneklerle belleğimize yeniden aktarıyor. Toplumsal düzenin iyice bozulmaya başladığı, her gün bir kadın cinayeti haberiyle daha kahrolduğumuz bu dönemde; tarihi dönemlerden verdiği örneklerle kültür hayatımızın nereye doğru aktığını gösterip, bir nevi uyarılarda bulunuyor. 


“Oğul eve girdiğinde önce anasına, sonra babasına selam verir. Kadınlar kocalarına tâbi olsalar da, onlar üzerinde etkiliydiler. Bu halkın örf ve âdetine göre kızlar kendi istekleriyle kocaya varırlar. Bir kıza tecavüz son derece ağır bir suç olarak kabul edilmiş, hatta hainlikle denk tutulmuştur. Vatan hainine ne ceza verilirse, bir kıza tecavüz edene de o ceza verilirdi.”
Kadınların sosyal yaşamda son derece etkin olduğu, kadın- erkek eşitliğinin diğer toplumlara göre daha belirgin durduğu kültür hayatımızda; tecavüzün vatan hainliğiyle eş tutulması, kültürümüzün bu tür sapkınlıklara dair en sert tavır aldığının göstergelerindendir. 


Kadın, kararları kendisi verir, evleneceği erkeği kendi seçer ve hiçbir zorlama altına girmez. Kitapta bir başka örnekte de bu durum perçinlenir.
“Gülayım kapılarını tıklatan dünürcülere red cevabı verir. Kendisiyle evlenecek gencin mert, cesur ve avcı olmasını şart koşar ve bu şartlara sahip bir yiğitle evlenebileceğini bildirir.”


Turan Alp’in Kızları kitabı; kadının sadece toplumsal hayattaki yerini değil devlet düzenindeki önemini de ortaya seren bir çalışma. Kadınların iyi birer savaşçı olduğunun, yaşadıkları toprakları erkekler kadar hatta ve hatta bazen daha fazla savunduklarının örnekleriyle inşa edilmiş kitap; kadının gücünün ve etkisinin ne kadar büyük olduğunu gözler önüne seriyor. Tarihten örnekler verilerek Türk kadınının savaşçı, dik, ne istediğini bilen karakteri ortaya konulmuş. 


“Varıp Sultan Mahmud’a şunu söyleyin ki, benim kocam Fahreddindevle yaşadığı sürece hep Mahmud’un Rey’e hücum etmesinden korkmuştur. Ama o vefat edince bende böyle bir korku kalmadı. Çünkü benim nazarımda Sultan Mahmud akıllı ve feraset sahibi bir hükümdardır. Bir kadınla savaşmayı kendine yediremez. Şurası da bilinsin ki, arslanın dişisi de arslandır ve tehlikelidir.”

Yeri geldiğinde eşinin, ağabeyinin acziyetine katlanamayıp vatan müdafaasını yapan, duruşundan taviz vermeyen Türk kadını, büyük hikâyelerle anlatılmış. Kâh düşmana meydan okur, kâh silahını kuşanıp vatan müdafaasına koşar.


“Gülayım ve nedimelerinin olmadığı bir sırada Kalmıklar Surtayşad komutasında Serkap iline baskın düzenleyerek halkı öldürür, bir kısmını da esir alıp götürürler. Gülayım ve arkadaşları ülkelerinin bu duruma düştüğünü görüp, ağabeylerinin de âcizliğine şahit olduktan sonra, silahlanarak düşmanın üzerine yürürler. Surtayşad’ı öldürüp, esirleri kurtararak geri getirirler.”

Orta Asya Türk Halklarının –Özellikle Özbekistan’ın- hafızasını ortaya koyan İpekyolu Efsaneleri; sözlü kültürün devasa anlatıları olan efsaneleri biraraya toplamış. İnançların, kutsiyet atfedilen mekânların, kıssaların derlenmesiyle oluşan bu çalışma, Türklerin Tanrıdağı’ndan Süleymaniye’ye, peygamberlere, ata topraklarına, yaşantısına dair bilgilerle örülü. Dilden dile yayılmış, kuşaktan kuşağa aktarılmış bu bilgiler efsaneleşerek  Türk ulusunun kültürel belleğini inşa etmiş. Bu efsanelerde de kadına verilen değer görülüyor ve Turan Alp’in Kızları ile bütünleşiyor.

“Vâkıa ülkemizin çeşitli yerlerinde kırk kızlarla ilgili efsaneye dayanan dağ, taş, kale, kaynak ve akarsu isimlerine sıt sık rastlanır. Bu tür yerlerin ortaya çıkışıyla ilgili efsanelerde de kırk kız serüvenleri hikâye edilir. Kırk kızlar, efsanelerde bazen ana yurdunu düşmanlara karşı savunan kahraman kızlar, bazen rezalet ve sefahattan kaçan bakir kızlar, bazen de güzel kraliçenin kırk güzel cariyesi olarak tasvir edilir.”


Türk kadının vatanı savunması, düşman eline düşmemek için Tanrı’ya yakarması, her daim asil duruşu İpekyolu Efsaneleri’nde de anlatılmaktadır. 

“Günlerden bir gün kırk tane kız yıkanmak için nehir boyuna varırlar. Su damlacıkları kendileriyle yıkanan kızların hüsn-ü cemâlinden nurlar saçarak etrafa yayılırlar ve bütün vadi nûra garkolur. Aradan bir süre geçip, kızların bazıları henüz yıkanmamışken çevreden atların nal sesleri işitilir. Birden nağaralar, bağırıp çağırmalar arasında düşmanın hücuma geçtiği anlaşılır. Telaşa kapılan kızlar apar topar dağa doğru kaçarlar. Arkalarından kovalayan düşman gittikçe yaklaşmaktadır. Kurtuluştan ümidini kesen kızlar haydutların eline düşüp esir olmaktansa taş olmayı tercih ederek tanrıya yakarırlar. Tanrı da onların dileklerini kabul eder ve hepsi taşa dönüşürler.”

İpekyolu Efsaneleri’nde, bu tür hikâyeler anlatılır ve anlatılar sonucu ortaya çıkan mekânlar belirtilir. Yukarıdaki örnek Surhanderya şehrinin Maçay köyündeki Kırk Kız denilen bir mekânın hikâyesidir. Düşman eline düşmemek için Tanrı’ya yakarıp taşa, balığa dönüşen kızların hikâyesi, Türk kadınının ferasetini göstermek için nesilden nesle aktarılmış, efsaneleşmiştir.


“Kırkkız Pınarı’ndaki balıklar aslında kırk tane kızmış ve bunlar düşmandan kurtulmak için balıklara dönüşmüşler…………………… Bakire kızlar her zamanki gibi bakışlarını suya dikip, dalgın ve mahzun bir şekilde oturmakta imişler. Düşmanın hışımla üzerlerine geldiğini görünce kendilerini suya atmışlar ve bir çırpıda hepsi de balığa dönüşmüş. Eğer helal süt emmiş temiz bir kişi suyun başına varıp bu balıklara dikkatli bakarsa, onların kulaklarındaki küpelerin parladığını görürmüş.”

İpekyolu Efsaneleri, Türk’ün adım attığı, soluduğu ve nice büyük devlet kurduğu coğrafyaları sonsuza dek vatan kılmak için mekânlarını büyük hikâyeler ile yeniden var etmesinin örneklerini sunuyor. Mekânlaştıkça belleği canlanan, kültür dehlizleri ilerleyen bir milleti var ederken, bu efsanelerde kadınları ön plana çıkarmasıyla kadına verdiği değeri gösteriyor. İpekyolu Efsaneleri ve Turan Alp’in Kızları; Türk töresini ortaya koyan, son derece önemli akademik çalışmalar. Sadece Türk Halk Edebiyatı araştırmacılarının değil kendi kültür coğrafyasını bir kez daha idrak etmek isteyen her okurun başucu kaynağı.
 

İlgili Haberler