Şairler Paranoyanın Pençesinde
Şairler Paranoyanın Pençesinde
"Karacaoğlan, bugün burun kıvrılan, hor görülmeye çalışılan sesiyle böyle hece hece çağlıyordu asırlar evvel. Görmek zor değil, zamanın içinde ne kadar geri giderseniz gidin o çağlayan sesi duyma şansınız var."

Yazının başlığını edebiyat olarak koymayı düşündüysem de bu fikirden vazgeçerek sanat kelimesinde karar kılmış olmamın okur üzerindeki etkisini gözlemem zor olacak. Zira edebiyat dışındaki sanat dallarını konumuzun dışında tutmak bizi genel terimler ortaya koymaktan men eder. Sanatın ne olup olmadığı da kestiğimiz ahkâmla doğrudan ilintili olduğu için bu yazımızda aynı zamanda sanat üzerine de fikirler ortaya koyacağız.

Hep aktarılan ve bazen kabak tadı verse de bizim de bir kez daha başvuracağımız bir olgu; insanların binlerce yıl önce mağaralara çeşitli resimler kazımaları/oymaları. O gün yaşamış olmanın empatisini yapmak ne kadar zor olursa olsun, anlatma ve aktarma kaygısının nasıl bir his olduğunu özellikle sanat üretmeye çalışan insanlar iyi anlayacaklardır. Mağara duvarına çizilen su kenarındaki geyiğin; sanat üreteyim kaygısıyla değil de avlanmak isteyenlere geyiğin yerini söyleme kaygısıyla çizildiğini anladığımızda bugün sanattan ne beklememiz gerektiğini de az çok kestirebiliriz. Kendi kağıdını dahi üretmeyen bir memleketin çocukları olarak şiir yazmaya, şiir okumaya özen gösterişimiz, özen gösterecek başka şeyler bulamayışımızdan değildir. Bir duyguyu, bir nesneyi ya da olayı betimlemek bile bazen başlı başına insana ayrı bir haz verir. Hoş, alınan hazzın taksidini bile ödemeye zorlanan çocuklardır genelde dergi işleriyle uğraşanlar. En saf hayallerini bu kâğıtlara dökerler, en onulmaz hastalıklardan biridir bu. Bu illeti bir kapan bir daha geriye dönemez.

Diyeceksiniz ki, sen hangi dünyada yaşıyorsun, biz hangi sosyal medyanın içindeyiz? Okurun sorduğu soru her zaman haktır. Zira okur, eleştirmek için bile olsa okumak için teşrif etmiştir. Öyleyse cevaplayalım; ben olması gerekenden söz ediyorum. Sen ise sosyal medyada gördüğünden dem vuruyorsun. Ne yazık ki genç, genç olduğu kadar işsiz olan ve gözümün önünde yıllardır iş arayan üniversite mezunu bir şairin çıkardığı bir kitabı oturduğu yerde linç etmeye çalışanlar var orada. Yazık olan yersiz ve hafif eleştiriler yapılıyor olmasıdır. Yoksa hiçbir şaire yazık olmaz bu memlekette. Yazık oldu denilen şairler dahi bir okurun gönlünde erişilmez bir makama oturmuştur. O nedenle benim ağzımdan bir şaire yazık olduğunu duyamayacaksınız.

Eleştiri de edebiyat türlerinden biri olarak sunulur. O halde eleştirinin de bir adabı olması gerektiğini pekâla herkese kabul ettirebiliriz. Fakat eleştirinin nasıl yapılacağı konusunda –yine- ne yazık ki bir miktar bilgisizlik hakim. Yıllardır iş arayan bir genç şairin kendince başka şairleri fişlediğine inanmak gibi bir paranoyak dünyanın içinde yaşamak ancak kimi ağzı bozuklara nasip oluyor. Terbiyesizlik, bazen hissettirmeden gelir. İnsan dönüp arkaya, ben ne yaptım diye sorabilir. Anlık bir gafletin pişmanlığını dahi yaşamadan ısrarla terbiyesizliğe devam edenler sanattan nasibini alamamış bir takım paranoyaklar sürüsüne dönüşmüş demektir.

"Sanatçı terbiyeli olmak zorunda mı?" diye soran okurlar olabilir. Yukarıda belirttiğimiz gibi okura her soruyu sormak haktır fakat sanatçının terbiyesiz olma hakkı olduğunu savunan biri varsa bu yazının devamını okumasın. Ben kalan okurlarla devam etmek isterim.

Yazının başında sanat yerine edebiyat demiş olsaydım, işim daha kolay olurdu fakat ben işimi kolaylaştırma peşinde değilim. Kolay yoldan şair olma peşinde olanları da itham ediyorum. Bu tipleri nasıl tespit edebilirsin? En kolayı ona buna sallayan, terbiyesizliğini zahir eden birilerini özellikle de sosyal medyada görüyorsan ey kalan okur, bil ki o kişi kolay yoldan şair olmaya çalışıyor demektir.

"Yaz gelip de beş ayları doğunca / Akar boz bulanık selinden sakın / Gurbet ilde kimse bilmez ahvalin / Sen dur vatanında ilinden sakın // İnsanın kötüsü eylikten bilmez , / Kursaksıza öğüt versen de almaz, / İnsan çiğ süt emmiş itimat olmaz, / Kapında hizmetkâr kulundan sakın.”

Karacaoğlan, bugün burun kıvrılan, hor görülmeye çalışılan sesiyle böyle hece hece çağlıyordu asırlar evvel. Görmek zor değil, zamanın içinde ne kadar geri giderseniz gidin o çağlayan sesi duyma şansınız var. Şimdi bir de o sese kulak verecek olursanız züppelerin edebiyatından da sakınmanız gerektiğini anlarsınız. Uzunca bir süredir edeb ile edebiyatın/sanatın arasının açılma gayretine şahit oluyoruz. Uzunca bir süre dediğim aşağı yukarı bir insan ömrüne denk. Açılan ara terbiyesiz(lik)lerle doluyor, dolmak zorunda. Tabiat boşluk kabul etmez, en genel kanunlardan biridir. Bu sebeple edeble edebiyat arasında boşluk bırakmamaya özen gösteren şairleri bulup çıkartın, okuyun. Edeble edebiyatın arasını kendi liberalliğiyle dolduran kimi kursaksızlara da yukarıdaki şiiri okuyun. Terbiye etmeyen terbiyesiz sanat sanat değildir.

Etiketler
İlgili Haberler