Okurun Belleğinde İnfilak Eden Öyküler
Okurun Belleğinde İnfilak Eden Öyküler
Bosnalı yazar Yergoviç; kadim bir şehrin kuşatma altında nasıl bir hayata büründüğüne dair çarpıcı öyküler yazan bir yazar: Saraybosna Marlborosu.

Yergoviç; kadim bir şehrin kuşatma altında nasıl bir hayata büründüğüne dair çarpıcı öyküler yazan bir yazar. Aleksandar Hemon’un da dediği gibi: “Saraybosna Marlborosu, günümüzde oldukça yaygın olan duygu sömürüsü edebiyatına ait değil, hayatın kıymetini bilenlerin kitabıdır.”


Bir kentin kültürü asla değişmese de insanlık suçlarının işlendiği, kanlı katliamların yaşandığı, bombaların infilak ettiği günlerden sonra; insanlarının belleğinde unutulmayacak acılar kalır. Ve bu acılar kültürel kodlara dönüşerek nesilden nesile aktarılır. 90’ların gündelik rutinini değiştiren savaş, tüm yaşayışı yeniden şekillendirdi. Aynı mahallede onlarca yıl beraber yaşayan insanların birbirine düşmanca bakması, birbirinin değerini bilmeyen fertlerin beraber yaşadığı günleri arıyor hale gelmesi ve infilak eden bombaların bir süre sonra meyhane muhabbetine dönüşecek kadar alışılır olması… Yergoviç’in öyküleri savaşın tam ortasında insanların gündelik yaşamının yeniden dizayn edilmesine dair. 


“İşte biz, evlat, birbirimizi görebilecek ve artık yaşayamadığımıza kanaat getirecek kadar hayattayız.”


Bir şehir yıkılırken, toplumun birbirine bakışı değişirken, kütüphaneleri yakılıp belleği yeniden dizayn edilirken ve modern denilen zamanlarda hâlâ büyük katliamlar yapılabilirken insan hayatta olduğuna sevinebilir mi? Yoksa, bir suçu olmadığı halde insanlığın takması gereken utanç halkasını boynuna geçirerek, infilak eden bombaların arasından Slobodan gibi umarsızca geçerek, deliliğin kıyısında gezerken her şeye rağmen yaşamak mı der? Yergoviç, öykülerinde kuşaktan kuşağa aktarılacak bir destanı nakış nakış işliyor.


Fotoğraf: Nic Robertson (C)


“Veda dediğin yavaşça gelmeliydi, her zerremde hissetmeliydim, ta ki bu şehirde, ölmüş ve bedenleri parçalanmış insanlar, tahrip edilmiş binalar ve unutulmuş bir çocukluk dışında, bana ait hiçbir şeyin kalmadığını hissedene kadar.”


Savaşın yarattığı travmalara rağmen, belleğini korumaya çalışan, hayatına devam eden, aralarından günden güne eksilen dostlarının anılarını yaşatan, geçmişle gelecek arasında köprü kuran, direnen bir yazar Yergoviç. Olağanüstü bir biçimde hikâyelerini anlatabilme kabiliyeti bu direniş gücünden geliyor. Aniden patlayan bombalar insan hayatında ve belleğinde nasıl çarpıcı bir etki yapıyorsa, Yergoviç’in öykü sonları da aynı derecede çarpıcı. O, okurun belleğinde infilak eden bir yazar.


Bir Değişim Öyküsü Olarak Saraybosna Malborosu


Savaşın, katliamların etkisiyle her şey bir girdabın içindedir. Bu süreçlerde değişim kaçınılmazdır. Ulu bir şehrin infilak eden bombalarla yıkılması, gündelik rutinlerle yaşayan insanların psikolojilerinin darmaduman bir hale gelmesi, müzik yapan saksafoncuların tarih yazan askerlere dönüşmesi, arkadaşların düşman düşmanlarınsa arkadaş haline gelmesi, mekânların anlamlarını kaybetmesi… Yergoviç, iyi bir öykü atmosferi kurarken tüm bunların da tanıklığını yapıyor. Üstelik bu tanıklıkta, bir duygu sömürüsü ya da güçlü bir yıkım yok. Değişimin ortasında her şeye rağmen devam eden bir hayat var: Aşklar, yeni dostluklar ve yitip gidenlerin anıları…


Bu değişim ve başlanılan bellek tahribatı özellikle Kütüphane öyküsünde ayyuka çıkıyor. Bir ulusun belleği kütüphaneleridir. Yazar, ateş metaforu üstünden şehrin kimliğine ve değişimine dair çarpıcı tespitlerde bulunur.


“Eğer ateş yavaş yavaş yanıyorsa, bu bir öksüzün yahut yetimin evi demektir. Eğer büyük, mavi bir alev topu yükseliyorsa, o zaman bu, güzel düzenlenmiş ve verniklenmiş parkelerle kaplanmış bir çatı katı demektir. Eğer alevler uzunca ve ısrarla yanmayı sürdürürse, Başçarşı’daki dükkân sahibi zengin adamın büyük antika mobilyalı evini de yakar. Lakin eğer alevler, vahşi ve dizginsiz biçimde, tıpkı Farrah Fawcett’in saçları gibi, aniden ortaya çıktıysa, bundan daha hızlı bir biçimde yok olur, rüzgârın küçük yaprakları şehre taşıyıp getirmesine müsaade ederek. Bilirsin ki birisinin evinde kütüphane yanmıştır. Bu on üç aylık bombardıman boyunca şehrin üstünde büyük meşale ışıklarından o kadar çok görmüştüm ki, Saraybosna’nın kitaplar üzerine kurulduğunu düşünüyordun.”


Islık sesinden üç saniye sonra infilak eden bombalar ve ateş üzerinden kurgulanan bu öykü, kutsal kitapları barındıran kütüphaneler ve kütüphanelerin yanmasıyla insanların kitapların varlığının bir anlamı olduğuna karşı inançlarındaki değişimin gösterilmesi bakımından mühimdir. Kütüphanelerin yanması; belleğin ve inancın yıkımı olarak düşünülür. Hele ki dünyanın buna sessiz kalması bu değişim ve yıkımın baş tetikleyicisi olarak sunulur. 


Yergoviç, bu tür değişimleri hayatın her alanında göstermeyi başarır. Caddeler ve sokaklar bölünür, yıllarca beraber yaşayan bir halk milliyetçilik söylemleriyle birbirini öldürür, gündelik hayatta yaşayan insanlar cinnet geçirme noktasına gelir, yüzüne bakılmayan serseriler dehşet saçan komutanlar olurken, mahallelinin eğlendiği dediler CNN’de kahraman olarak anılır. Yergoviç, tüm bu değişimleri iyi sezen ve okurun zihnine mermi gibi çakan, usta bir anlatıcıdır.


Saraybosna Marlborosu, yaşamın kıymetini bir kez daha anlamanızı sağlayan güçlü bir anlatı olarak karşımıza çıkıyor. Atmosferi, kurgusu, kendine özgü dili ve çarpıcı sonlarıyla herkesin kütüphanesinde bulunması gereken bir kitap.

ALİ OKTAY ÖZBAYRAK

İlgili Haberler