Din İstismarına Karşı Duran Bir Gazeteci Vicdanı: Şehvetiye Tarikatı
Din İstismarına Karşı Duran Bir Gazeteci Vicdanı: Şehvetiye Tarikatı
Şehvetiye Tarikatı, kısa yoldan servet edinme hırsının ve bastırılmış cinsel arzuların dinî inançlar temelinde kışkırtılıp, kullanıldığı bir dünyaya ışık tutan bir eser. Vaziyet Kültür - Sanat ekibi, sizler için değerlendirdi.

Konu din olunca, tüm kötü meselelerin bir şekilde üstü kapatılır yahut "o iş aslında öyle değildir"e getirilir. Sahte şeyhlere olmadık mucizeler atfolur, insanlar öbek öbek etraflarına toplanır, kulaktan kulağa başlayan fısıltılardan büyük hikâyeler devşirilir. Ve bu hikâyeye binler, on binler, yüz binler inanmaya başlar. Körü körüne bir hikâyeye bağlanan onca insan; bu uğurda tüm maddi imkânlarını, ailesini, hayatını bu büyük hikâyenin, kahramanının, şeyhinin yoluna feda eder. Üstelik din sömürüsü, yalnız eğitimsiz kitleleri değil halkın itibar ettiği saygın kişileri profesöründen tutun da milletvekiline, hatta hâkim kadar herkesi etki altına alabilir. Gazeteci İsmail Saymaz; Şehvetiye Tarikatı kitabında din sömürüsü ile büyük vurgunlar yapan bazı sahte tarikatlarda yaşananları inceliyor.

Tarikatlar: Paralel Bir Din bölümünde tarihi süreçte (Osmanlı’dan günümüze) tarikatların kısa bir tarihini ortaya koyan Saymaz, Türkiye Cumhuriyeti’nde Konya milletvekili Refik Bey ve beş arkadaşının 30 Mayıs 1925’te tekkelerin kapatılmasına dair yasa tasarısını meclise sunmasına değinerek, süreç sonrasında tarikatların durumunu gözler önüne seriyor. Tarikatların cemaatleşme, yükselme, holdingleşme süreçlerinin altını çizen Saymaz; sahte şeyhlerin hikâyesinden önce can alıcı sorusunu soruyor. Peki gerçek şeyhlere neden hiçbir şey yapılmıyor?

“Tekke ve Zaviyeler Kanunu devleti ele geçirmek için mücadele eden Fethullahçılar, Nakşibendiler ve Süleymancılar gibi tarikat ve cemaatlere değil, dini telkinle müritlerini istismar eden Uğur Korunmaz ve Recep Küçük’e uygulanıyor. Sahte şeyhler cezalandırılırken, gerçek şeyhler ise laik devletin ruhuna fatiha okuyor.”

İsmail Saymaz, laik devletin altına dinamit döşeyen cemaatlere karşı susmayan bir vicdan. Şeyhlerin  cemaatleşmesine, müritlerinin devlete yerleşmesine, en kritik kademelere gelmesine, holdingleşerek servetlerine servet katmasına ve tüm bunları yaparken devletin en saygın kurumları tarafından iltifatlara tabi tutulmalarına karşı bir çığlık. Fethullahçıların, darbe yapmak istemesinin üzerinden az bir zaman geçmiş, ülkenin bekası gündeme gelmişken, FETÖ’den boşalan kadrolara Menzil cemaatinin yerleştirildiği bilgisini veren Saymaz, din deyince her şeyi görmezden gelen kesimlere karşı bir mücadele veriyor. Kitabında yer verdiği 6 sahte tarikatın ve şeyhlerin, insanları nasıl kandırarak istismar ettiğini gerçek hikâyeler üzerinden anlatan Saymaz, sahte tarikatların insanlar üzerinde bu denli etkisi olduğunu göstererek, gerçek (yani devlet kademelerinin de fırsat verdiği) şeyhlere dair sert uyarılarda bulunuyor.

Gazeteci İsmail Saymaz’ın bu kitabını okurken oldukça rahatsız olacaksınız. Yüksek eğitim almış kişilerden tutun da halk arasında saygın bir şekilde hayatını sürdüren kişilere kadar, farklı kesimlerden yüz binlerce insanın din sömürüsüne nasıl kapıldığını okuduğunuz an tarikatlara bakışınız bir kez daha değişecek. Saymaz’ın tarikatlarla verdiği bilgiler oldukça korkutucu. 30 tarikata bağlı 400 cemaat ve bu tarikatlarla ilişkide olan 2.6 milyon insan. Ciddi manada korkutucu bir güç. Ülkenin geçmişine bakıldığında FETÖ’nün yaptıkları, siyasi iradeyi gasp etmeye, darbe yapmaya çalışması, insanlarımızı şehit etmesi, milyarlarca dolar çalması ve ülkenin bekasını sarsması ortadayken, bugün kontrol altına alınmayan tarikatların bu denli bir güce kavuşmuş olması beka meselesini her daim gündeme getiriyor. Üstelik bu konuda herkes sus pus. Söz konusu din olunca ihaleler, kadrolaşmalar, holdingler ve bu yolda yapılan her şey görmezden geliniyor.

Hastalıklardan kurtulma yolunu şeyhlerden arayanlardan tutun da cenneti garantilemeye çalışanlara, bahçesinden yahut evinin altında hazine olduğunu, bu hazinenin cinler tarafından korunduğu için şeyhlerin çıkarabileceğine inanlara kadar yüzlerce insan sahte tarikat çarkının içinde hem maddi servetini hem ruhunu hem de aklını kaybediyor. Son derece eğitimli insanlar –hâkimler, profesörler, milletvekilleri- milyonlarca dolarlarını birkaç gün içerisinde sahte şeyhlere teslim ediyor. Üstelik bu şeyhlerin doğru dürüst eğitimi bile yok hatta Kur’an okumayı bırakın ayet dahi bilmiyorlar. Birçoğu ilkokul mezunu.

Durum öyle bir hâl almış ki maddiyat, dolandırıcılığın çok daha ötesinde mide bulandırıcı durumlar mevcut. Çocuk pedofili, cinsel istismar, aile istismaları… Müritleri ile ilişkiye giren sahte şeyhler, üstelik müritler bu yolda oldukça istekli. Karılarını, çocuklarını, kardeşlerini şeyhleri ile ilişkiye sokmak için kendileri ikna ediyorlar.

“Allah’a teslim olmak için benimle cinsel ilişkiye girmen gerekiyor diyerek beni dergâha çağırdı. Dergâhın sır odasında birlikte olduk.”

“Korunmaz, pirin cinsel organından gelen sıvının sperm olmadığını savunarak, ‘başka beyaz bir sıvıdır. Bu sıvı sadece pirlik verilmiş kişiden gelir’ diyor.”
 
“Ve ben sır odamda oturduğum sırada murad olan kişi yanıma gelir. Benim cinsel organımı çıkarır ve kendisi pantolonunu çıkarır. Cinsel organımın üzerine oturur ve benim penisimden meni geldiği zaman kendisi de rahatlar. Bu işlem sonunda murad olan, şeyhe, bana teslim olmuş olur. Bu olaya tabiyet denir.”

“Eşim Uğur hocanın badesinden içmemiştir ancak içmesini isterim. Kendisi istemesi halinde hocayla cinsel ilişkiye girebilir. Bundan mutluluk duyarım.”

Okuduğunuz her olay, korkunç bir sapkınlık örneği. Din üzerinden yapılan sömürünün korkutuculuğu; insanların kendilerini, psikolojilerini, maddi imkânlarını kaybetmelerine rağmen hâlâ körü körüne bağlılıklarına etmeleriyle gözler önüne seriliyor. İhbar edildikleri halde haklarında hemen işlem yapılmayan merdiven altı cemaatler büyük bir mağduriyet yaratıyor. Bu kitap, endişelendirecek, çocuğunuzun nasıl dünyada büyüdüğüne dair size uyarıda bulunacak, bu tür yapılanmalara bakışınızı değiştirecek, ülke bekasına dair silkinmenizi sağlayacak. Görmezden gelinen merdiven altı cemaatlere olduğu kadar meşru ya da gayrı meşru yollarla holdingleşen, kendi kadrolarını önemli mevkilere yerleştiren, göz yumulan diğer tarikat ve cemaatlere karşı bir vicdan meselesi ortaya koyan İsmail Saymaz, yazdığı son sözde bir 15 Temmuz daha yaşanmadan tüm devlet mekanizmalarını ve vatandaşları harekete geçmeye çağırıyor. Üstelik bu çağrı, verilerle, DİB raporlarıyla ve belgelerle desteklenmiş, güçlü bir zeminde yükselen, örnekleri ile ortada olan güçlü bir söz. Elbette ki gözlerini açana, kulaklarını tıkamaktan vazgeçene, ülke bekasını gerçekten düşünene…


“Türkiye Cumhuriyeti, laik- demokratik ve hukuk devleti niteliğini korumak; tarikat ve cemaatlerin devleti ele geçirmeye yönelik faaliyetlerini önlemek zorundadır. Yurttaşlar sahte ya da gerçek, bir şeyhin dinsel, cinsel ve ekonomik istismarına karşı korunmalıdır. Türkiye; yurttaşların kerameti kendinden menkul şeyhlere mürit yapılmasına seyirci kalmamalıdır. Aksi takdirde, Cumhuriyet’in özgür insanları, gözlerini yumarak şeyhinden şefaat dileyen bir ‘mürit- ulus’ olarak, rabıtanın karanlığına gömülecektir.”

VAZİYET KÜLTÜR SANAT

İlgili Haberler