Baltık denizinden Doğu Akdeniz’e uzanan bölgedeki stratejik gerginliği bir satranç oyununa benzetirsek, her iki tarafın da taşlarını öne sürerek konumunu geliştirmeye çalıştığı bir manzara karşımıza çıkar.

Bu satranç oyunundaki karşılıklı hamlelerin Doğu Akdeniz ve Karadeniz’de suları bir hayli ısıttığı zamanlar yaşıyoruz. Rusya’nın Karadeniz donanmasına ait savaş gemileri, hemen hemen her gün İstanbul ve Çanakkale boğazlarından geçiyor.

Suriye’de Tartus deniz üssü ve Hmeymim hava üssü, Rusya’ya hem Ukrayna’daki gündemin üzerini örtmek hem de askeri ve politik nüfuzunu Doğu Akdeniz’e yaymak açısından çok büyük avantaj sağlıyor. Rusya’nın, Suriye ve Kırım’a S-300 ve S-400 hava savunma füze sistemleri yerleştirmek suretiyle bölgede hava üstünlüğü sağlamayı hedeflediği değerlendiriyor. Peki bu üstünlük stratejik bir perspektifte ne anlama geliyor?

Rusya’nın hamleleri: A2/AD

A2/AD, “Anti Access/Area Denial” (Geçit vermeme / Bölge tutma) kavramının kısaltmasıdır. Bu kavram Amerikan kaynaklarında, Amerikan kuvvetlerinin bir bölgeye intikalinin engellenmesi amacıyla muhasım kuvvetler tarafından uygulanan stratejiyi tanımlamak üzere kullanılır. Çin’in Doğu Asya ve Pasifik, Rusya’nın ise Baltık Denizi bölgesinde A2/AD stratejileri uyguladığı iddia edilir..

Bu bağlamda, Rusya Baltık’taki A2/AD stratejisi ile ABD’nin Doğu Avrupa ve Baltık bölgesindeki NATO müttefiklerine hava ve deniz yoluyla askeri destek göndermesini potansiyel olarak engellemeye çalışıyor. Aynı zamanda, Suriye ve Kırım’daki füze sistemleri sayesinde Doğu Akdeniz ve Karadeniz’deki NATO ve ABD askeri hareketliliği de sınırlamalara tabi tutuluyor. Karadeni bölgesindeki NATO üyeleri Romanya ve Bulgaristan’ın böyle bir durumdan mutlak surette endişe duyacağını tahmin etmek zor değil.

Rusya, NATO İttifakı’nı Baltık’tan Karadeniz’e uzanan bir cephede, NATO’nun Doğu Avrupa’daki müttefik ülkelere verebileceği savunma güvencelerinin nereye kadar esnetebileceğini ve bu sayede NATO’nun iç bütünlüğünü nereye kadar koruyabileceğini savunuyor. Ya da başka bir yoruma göre, NATO’nun “saldırgan genişleme hamlelerine” karşı savunmacı bir tutum alıyor.

NATO’nun hamleleri

NATO, 2010 Stratejik Konsepti’nde üstlendiği temel görevler kapsamında müttefiklerine bazı güvenceler sunmak yükümlülüğü altına girdi. NATO’nun son yıllarda, kriz ve çatışmalara hızlı bir şekilde mukabele etmesini sağlayacak NATO Mukabele Kuvveti (NATO Response Force), 48 saat içerisinde çatışma bölgelerine intikal edebilecek çok uluslu bir “mızrak ucu” birliğinin kurulmasıyla geliştirildi. Yüksek Hazırlık Düzeyli Müşterek Görev Gücü (Very High Readiness Joint Task Force) olarak adlandırılan tabur düzeyindeki bu birliğin komuta karargâhları Doğu Avrupa ve Karadeniz ülkelerinde oluşturuldu. Bunun yanı sıra, Romanya’nın Deveselu ve Polonya’nın Redzikowo kentlerinde NATO’nun Bütünleştirilmiş Hava ve Füze Savunma sistemi kapsamında Aegis Ashore Balistik Füze Savunma Üsleri kuruldu.

Aynı zamanda, içinde Türk gemilerinin de bulunduğu NATO Daimi Deniz Gücü Görev Grupları (Standing NATO Maritime Groups) Montreaux sınırlamaları dahilinde Karadeniz’de liman ziyaretleri gerçekleştiriyor. Herhangi bir kriz durumunda, NATO Daimi Deniz Gücü Görev Grupları’nın, NATO Mukabele Kuvvetleri’nin deniz bileşeni olarak kullanılacağı öngörülüyor.

Türkiye ve Montreaux Boğazlar Sözleşmesi

Karadeniz, Montreaux Sözleşmesi sayesinde Soğuk Savaş’ın en sıkıntılı yıllarında dahi süper güçler arasında taktik ya da operasyonel seviyede bir gerginliğe sahne olmadı. Montreaux Sözleşmesi, Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliğini onayladı ve Karadeniz’e savaş gemilerinin intikalini, barış zamanında, tonaj ve kalınan süre açısından kısıtlamalara tabi tuttu.

Montreaux’nün 20. ve 21. maddeleri, Türkiye’nin savaş durumunda veya kendini yakın savaş tehdidi altında hissettiği takdirde savaş gemilerinin geçişi konusunda dilediği gibi davranabileceğini öngörür. Türkiye, Soğuk Savaş boyunca ve sonrasındaki krizlerde sürekli olarak Montreaux Sözleşmesi’nin barış zamanı koşullarını uygulamıştır.

Türkiye, Boğazlar ve Karadeniz’deki askeri hareketliliğin sıcak çatışma ve krize dönüşmesi ihtimalinde Boğazlar üzerindeki egemenliğine halel getirmeden ve Rusya’yı lüzumsuz şekilde kışkırtmadan, İttifak dayanışmasının gereklerini yerine getirmeye çalışacağı bir hareket tarzı benimsemek durumunda kalacak.

Dolayısıyla, Karadeniz’de artan gerginlik, Türkiye’yi hem güvenlik bakımından hem de Boğazlar üzerindeki egemenliği bakımından ilgilendirmektedir. Bu durum, Türkiye’ye tüm yumurtalarını tek sepete koymak gibi bir lüks tanımamaktadır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.