Osmanlı’da Büyük İstanbul Depremleri
Osmanlı’da Büyük İstanbul Depremleri
İlkin Tuğçe Kabadayı, İstanbul tarihindeki büyük depremleri yazdı.

İLKİN TUĞÇE KABADAYI

Osmanlı Devleti’nde başta deprem olmak üzere doğal afetlerin kaydı ancak 16. yy itibariyle başlıyor. Bu kayıtlarda da daha çok tahrip oranı yüksek afetlerin yer aldığı görülmekte. 19. yy; Osmanlı’da yayıncılığın geliştiği önemli bir tarih olduğundan bu dönemden itibaren farklı lokasyonlardaki çeşitli afetler gazete ve dergiler aracılığıyla daha sık kaydedilmiş oldu.

Tarih boyunca deprem merkezi Marmara Denizi olduğundan İstanbul en çok etkilenen şehirdi. Osmanlı’da kayıt altına alınan depremlerde yalnızca hasar tespitleri yapılmış, can ve mal kaybı dikkate alınmıştı. Fakat depreme dair yeterli bilimsel çalışmalar belli bir tarihe kadar Osmanlı’da mevcut değildi. İstanbul’un binlerce yıldır medeniyetlere ev sahipliği yapmasından mütevellit, meydana gelenhemen hemen her deprem kayıt altına alınmıştı. Bizans’tan Osmanlı’ya depreme dair kaydedilen bilgiler her ne kadar sınırlı da olsa fay hareketliliğinin tarih boyunca izlenebilmesi açısından büyük önem arz etmekteydi.

İstanbul’un fethinden sonra meydana ilk depremde tarihler 16 Ocak 1489’u gösteriyordu. Bu deprem yazarı bilinmeyen Tevarih-i Al-i Osman’da kuşluk vaktinde kuvvetli bir depremin meydana geldiği kaydedilmişti.

Osmanlı döneminde depremler daha çok tamir ve inşaat kayıtlarının defterlerde yer almasının yanı sıra Mühimme defterlerine de kaydedilmişti. Mühimme defterlerine Divan-ı Hümayun toplantılarında alınan sosyal, siyasal ve askeri kararlar kaydedilirdi. Deprem dolayısıyla hasar gören yapıların tamiri ya da yeniden inşasına dair mali kalemleri ilgilendiren notlar Müdevver defterlerinde de yer alırdı.

Osmanlı’da İstanbul’un yaşadığı ilk büyük deprem 22 Ağustos 1509 tarihinde gerçekleşti. Artçıların 45 gün sürdüğü bu depremde İstanbul’dan Edirne’ye büyük kayıplar yaşandı. Bu depreme “Küçük Kıyamet” anlamına gelen “Kıyamet-i Suğra” adı verildi. İnsanların uzun süre evlerine giremediği depremde 4 veya 5 bin insanın hayatını kaybettiği kaydedildi.Açılan yarıklara düşüp kaybolan insan sayısı hiç bilinemedi. 10 bin insan yaralandı. İstanbul’da hasar görmemiş yapı kalmamıştı. Kaleler, surlar, camiler, medreseler, kiliseler, evler... Kayıtlara göre sadece yıkılan yapıların sayısı birkaç bini bulmuştu. Bu tarihlerde İstanbul’da 80 bin civarı yapının bulunduğu tarihi kayıtlarda yer almaktaydı. Hal böyle olunca depremin yıkıcılığını tahmin etmek zor olmamaktadır. Bayezid Medresesi’nin tamamen yıkıldığı bu depremde Fatih Külliyesi’nde yer alan bazı yapıların kubbeleri, Yedikule ve Topkapı Sarayı surları çökmüştü. Denizin yükselip Galata surlarını aştığı yazmaktaydı. Ayasofya’nın ise sıvaları dökülmüştü. Depremden sonra Sultan II. Bayezid bir süreliğine Edirne’ye yerleşti ve büyük bir imar faaliyeti başlattı.1509 depremiyle sarayların ve konakların ahşaptan yapılmasına karar verildi. Küçük Kıyamet’in ardından şehrin toparlanması 2 ay sürdü. 1509 depremine dair en çok faydalanılan kaynaklar Edirneli Ruhi ve Kemalpaşazade’ye ait iki ayrı Tevarih-i Al-i Osmaneseri olmuştu. Diğer kaynaklar da genelde bu iki eseri baz alarak hazırlanan kaynaklar olmuştur.

1509 yılından sonra İstanbul birçok depremle sarsıldı. 1690 yılındaki depremde can kaybı az olmasına rağmen yine de çok fazla hasar meydana gelmişti. Fatih Camii’nin minaresi bu depremde yıkıldı ve kubbesi çatladı. Yine Topkapı çevresindeki surlardan bir kısmı yıkıldı.

İstanbul’un 1509’dan sonra yaşadığı en şiddetli ikinci deprem 22 Mayıs 1766’da Kurban Bayramı’nın üçüncü günü sabahın erken saatlerinde meydana gelmişti. Binlerce insan bu depremde hayatını kaybetti. Depremin artçıları 1 yıla yakın sürdü fakat en şiddetli sarsıntı 25 Temmuz’da yaşandı. Halk uzun süre çadırlarda yaşadı. Saray büyük hasar gördüğünden Padişah III. Mustafa İstanbul’u terk etmek zorunda kalmıştı. Eyüp Sultan, Fatih, Kariye gibi önemli camiler hasar gördü. Depremle birlikte şehrin su dağıtım şebekesi zarar gördüğünden büyük bir su sıkıntısı meydana geldi. 1766 depremine dair kaynaklar arasında en önemlileri Çeşmizade Tarihi, Vasıf Efendi’nin Tarih-i Vasıf’ı ve Şemdanizade Süleyman Efendi’nin Mür’i’t-evarih’idir.

Bu depremin üzerinden 128 yıl geçtikten sonra Osmanlı’nın son büyük depremi 10 Temmuz 1894 yılında meydana geldi. Saat 12.24’i gösterirken İstanbul çok şiddetli bir depremle sallanmaya başladı. Ard arda 3 şiddetli sarsıntı toplamda 17-18 saniye kadar sürmüştü. Bu depremde “Büyük Hareket-i Arz”, Zelzele-i Azime”, Zelzele-i Müdhişe” olarak çeşitli tanımlamalar yapıldı. Depremin 9 şiddetinde olduğuna dair yorumlar yapılsa da tahmini olarak 7 şiddetinde meydana geldiği varsayılmaktadır.

Deprem sırasında suların 200 metre kadar çekildiği ve ardından son derece şiddetli olarak tekne ve kayıkları kıyıya vurduğu kaydedildi. Öyle ki bu şiddetli depremde İstanbul’un farklı noktalarında yarıklar meydana geldi. Sirkeci İskelesi’nde 40 metrelik bir yarık oluştu.

Sarsıntıları 8 Ağustos 1894’e kadar sürdü. 500’e yakın insan hayatını kaybederken 500’e yakını da yaralandı. En fazla can kayıplarının yaşandığı Kapalı Çarşı’nın büyük bir kısmı tamamen yıkılmıştı. Kapalı Çarşı esnafı tarafından dükkanları genişletmek amacıyla sütunların ve duvarların azaltıldığı tespit edildi. Bu sebeple can kaybı en çok buradaydı. Heybeliada Ruhban Okulu ve Fatih Camii’nin yanı sıra binlerce ev büyük tahribe uğradı. Sultahahmet, Ortaköy, Beşiktaş, Fatih büyük hasar gören semtlerdi. Su kemerleri zarar görünce şehirde su sıkıntısı yaşandı. Telgraf hatları tahrip oldu. Depreme Yıldız Sarayı’ndaki çalışma odasında yakalanan Sultan II. Abdülhamid kendini bahçeye attı. Saray çalışanları ve padişah için çadırlar hazırlansa da II. Abdülhamid Yıldız Sarayı’ndaki odasında kalmaya devam etti. Deprem İstanbul halkı gibi II. Abdülhamid’i de epey korkutmuştu. Yıldız Sarayı’ndan ezan sesleri yükseldi, Zilzal Suresi okutuldu. Sultanın fermanıyla 1 ay boyunca Kur’an-ı Kerim okutuldu ve halktan tövbe etmesi istenildi. Kiliselerde dualar edildi. Hicaz’da bile padişahın emriyle İstanbul için dualar okutuldu. Depremin yanı sıra kolera salgını da baş göstermişti.

Halk için padişahın emriyle depremzedelere yardım edilmesi için bir komisyon tertip edildi. İlk yardımı binlerce altınla Sultan II. Abdülhamid yapınca devlet erkanı ve zenginler de bağış yapmak için sıraya girdi.

Depremin başından beri Atina’daki rasathanede inceleme yapan Eginitis kısa sürede İstanbul’a çağrıldı. Eginitis’in hazırladığı deprem raporu incelendikten sonra saray tarafından İstanbul’a Avrupa’dan sismograf aletleri sipariş edildi. Raporda bazı ilginç detaylarda yer almıştı. Örneğin deniz suyunun sıcak olduğu, kırlangıçların telgraf hatlarına doluştuğu ve deniz üzerinde bir duman görüldüğü deprem öncesi alametler olarak kabul edilmişti.

Deprem sonrasında Osman Hamdi Bey’in kardeşi, jeoloji mühendisi Halil Edhem Bey, Sabah gazetesinde depremle ilgili ayrıntılı bir makale yayınlamıştır. Bu makalede Halil Edhem Bey İstanbul’un tektonik yapısından bahsetmiş, kronolojik olarak depremlere yer vermiş ve genel bir inceleme yapmıştır.

İtalyan sismolog Agamennone depremden sonra İstanbul’a gelip bir süre İstanbul Rasathanesi’nin müdürlüğünü yaptı. Bu sırada 19 yüzyılda meydana gelen depremlerle ilgili ayrıntılı bir katalog hazırladı.

P. Verollat, J. Dück, J. Milne gibi önemli isimler İstanbul’un da dahil olduğu detaylı deprem katalogları hazırladılar.

KAYNAKÇA

Batur, Afife, “Bir Depremin Yüzyıl Dönümü”, İstanbul Dergisi, İstanbul, 1994.

Meydan, Sinan, “Büyük İstanbul Depremi; Zelzele-i Azime”, Sözcü Gazetesi, 30 Eylül 2019.

Özata, Şerife – Limoncu, Songül, “16. ve 20. yy. Arası İstanbul ve Yakın Çevresinde Meydana Gelen Deprem Sonrası Barınma Uygulamalarının İncelenmesi”, MEGARON, 2014; 9 (3): 217-227.

Sezer, Hamiyet, “1894 Depremi Hakkında Bir Rapor Üzerine İnceleme”, Tarih Araştırmaları Dergisi, s.18, c.29, Ankara, 1997.

Ürekli, Fatma, İstanbul’da 1894 Depremi, İstanbul: İletişim Yayınları, 1999.

İlgili Haberler