14 Ocak 2019 Pazartesi 11:10
Orhan Kavuncu'dan Enver Altaylı ve hakkındaki diğer iddialara cevap!

Orhan Kavuncu'nun yaptığı açıklama şu şekilde:

Allah, adaleti ayakta tutarak (delilleriyle) şu hususu açıklamıştır ki, kendisinden başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de (bunu ikrar etmişlerdir. Evet) mutlak güç ve hikmet sahibi Allah'tan başka ilâh yoktur. (Kur’an-ı Kerim 3/18)

(Resûlüm!) De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kadirsin. (Kur’an-ı Kerim 3/26)

Enver Altaylı tutuklanalı 17 ay oldu. O zaman demişim ki “Sabah gazetesinden Ersin Ramoğlu ve Mahmut Övür, Odatv’den Nihat Genç, Soner Yalçın ve ABC Gazeteden Mehmet Ali Güller isimli şahıslar yazdılar, bir kısmı yazmaya devam edecek görünüyor.”

Gerçekten de hem de bu kervana yenileri eklenerek yazmaya devam ediyorlar. Bu defa 17 aydır iddianamesi hazırlanmamış durumda tutukluluk hali devam eden Enver Altaylı’yı peşin suçlu kabul edip, onunla akrabalığı dolayısıyla siyaset yapan oğlum Buğra Kavuncu’yu yıpratmaya yönelik hem de akla almaz, izana sığmaz yazılar yazılıyor.

İdeolojik veya siyasi gerekçelerle eleştiren, saldıranlara usulünce cevap veririz. Cevap veremeyeceğimiz gerçekler olursa boynumuzu büker, susar otururuz.

Bir edep-haya kültürü yok ediliyor. Tanıdık-tanımadık insanlar hakkında sahih haberlerle şayi olan olayları bile konuşmayı ayıp sayardık; çünkü gıybetti ve günahtı. Şimdi aslı astarı olmayan haberleri, azıcık araştırma lüzumu duymadan, “çamur at izi kalır” fırsatçılığıyla yazan çizenler  o kadar çoğaldı ki…

İşte bizimle ilgili bazıları:

Bendeniz rahmetli Muhsin Başkanın “bizim tarlayı sürmüşler” dediği olayın tezgahlayıcısı imişim. “Ben neymişim be abi!” demekten başka cevap bulamıyorum. O olay neydi, benim o olayla ilgili “tezgahlayıcılık” işim neydi? Doğrusu hiç bilmiyorum. Açıklarsalar öğrenirim.

Ruzi Nazar Enver Altaylı ilişkisinden yola çıkarak oğlum Buğra Kavuncu’nun kimliğini çıkarmaya çalışıyorlar. Bunların mantığı şu: “Enver Altaylı oğlumun dayısı, Ruzi Nazar’ın yetiştirmesi, o halde Buğra da kumpasa dahil olmuştur! Yükselişinin (!) sebebini işte keşfettik”.

Buğra’nın dayısı Enver Altaylı ve Ruzi Nazar ile ilgili iddialar ayrı bir yazı konusu. Bunlar üzerinden Doğu Türkistan’la ilgilenmeyi Amerikan ajanlığı saymak, ideolojik bağnazlığınız yoksa, hangi vicdana sığar? Doğu Türkistan’daki ateşi söndürmek için bir damla su taşıyandan Allah razı olsun. Çin’in Doğu Türkistan’daki zulmü veya Amerika’da beyaz adamın bir zamanlar Kızılderililere yaptığı zulmü, “emperyalistlerin işine yarar” diyerek gündeme getirmemek aklın ve vicdanın kabul edeceği bir mantık değildir.

Ruzi Nazar ile arkadaş diye lanse edilen rahmetli Abdurrahman Kavuncu Buğra Kavuncu’nun babasının dedesidir, yani benim dedemdir. Kendisinden en az 45 yıl sonra doğmuş olan Ruzi Nazar ile arkadaş, dost olması zaman bakımından mümkün değildir. Ama insanlara zamanda yolculuk yaptıranlar, bizim bilmediğimiz, kendilerinin bildiği bir delil varsa ortaya koymaları gerekir. Yoksa müfteri durumuna düşerler.

Kardeşim Burhan Kavuncu Ülkü Ocaklarına Gladyo marifetiyle sokulmuş. Buna da verilecek cevap bulamıyorum doğrusu. Burhan Ülkü Ocaklarına kendi isteğiyle ve daha lisede öğrenciyken girdi. Daha sonra da Ankara’ya üniversiteye geldiğinde Ülkü Ocaklarında faaliyetlerine devam etti. Sonra yanlış hatırlamıyorsam 1975-76 yıllarıydı. Muhsin Başkan rahmetli Ülkü Ocakları Genel Başkanlığını devredeceği bir kongreden önce Burhan’ı Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcılığı için benden istemişti. Ben de “kendisi reşit yaştadır, onunla konuşun” demiştim. Başkan da “nezaket kuralıdır; siz abisi olunca önce size sormamız gerekiyordu” demişti.

“Uludere katliamının planlayıcısı olduğu düşünülen şahıs Cüneyt Kavuncu”, Uludere olayından birkaç ay önce Türk Hava Kuvvetlerinden emekli olmuştu. Cüneyt Paşa, Buğra’nın değil, benim kuzenimdir; yani Buğra’nın ikinci dereceden amcasıdır.

Buğra Kavuncu’nun uluslararası bir firmada CEO’luğa kadar yükselişinin ise ne Ruzi Nazar ile, ne Enver Altaylı ile ilgisi vardır. 1997’de Buğra Kavuncu’nun Almatı’da ortak olduğu şirket,  yapı kimyasalları üreten uluslararası bir şirketin temsilcisi olmuş, sonra o şirket sahip olduğu yapı kimyasalları markasını ve üretimini başka bir Uluslararası firmaya satmıştı. Burada, emek ve alın terinin, gece gündüz çalışmanın kıymetini bilmeyenlere ne diyebiliriz ki?

Bu mesnetsiz iddiaları birileri yazıyor, sonra da başka birileri doğruluğunu araştırmadan, sırf siyaseten yıpratmak kastıyla “kes-yapıştır” yöntemiyle paylaşıyor. Siyaseten zarar verme, zayıflatma isteğinizi anlayışla karşılarız. Ama, bunu yaparken başka nelere zarar verdiğinizi hiç düşünmez misiniz?

Ayrıca insanların benden farklı siyasi tercih yapmalarını eleştiririm, yanlış bulabilirim  ama bu tercih sahiplerini sadece bu sebeple hiçbir zaman düşmanım saymadım. Düşman bile olsa olmayan şeyleri doğruymuş gibi yazmak, karalama yoluyla kamuoyunda itibarsızlaştırmak için iftira etmek hangi ahlâka sığar? Ülkücü olduğunu söyleyen insanlar yarın yüz yüze bakabilmelidir. Yazıp çizerken eleştirirken bu ölçüyü korumak gerektiğini düşünüyorum; esasen sadece ülkücülerin değil herkesin…

17 ay önce de yazmıştım, şimdi tekrarlama ihtiyacı duyuyorum; çünkü değişen bir şey yok:

“Aile mensuplarımız arasında milliyetçi-muhafazakâr düşüncenin farklı şubelerine mensup  olanlar çoğunluktadır, demokratik sol, hatta Marksist, Ateist temayülleri olanlar vardır. Ama çok şükür hain, satılmış ve ahlâksız yoktur. Hata, yanlış yapanımız olmamış mıdır? Ben de dahil olmuştur. Enver abiyle dargın kaldığımız, aylarca konuşmadığımız zamanlar, çok sert tartışmalarımız olmuştur. Bunların, düşünüyorum da bir kısmında ben hatalıydım, bir kısmında Enver abi… Ama hiç birisi “defterden silmeyi” gerektirecek konular değildi. Aile bağnazlığımız yoktur. Defterden silinecek yanlışları oğlum kızım yapsa, kardeşim yapsa defterden silerim. Enver Altaylı halen defterimin en nadide sayfalarında yerini koruyor. Bilmem anlatabildim mi?”

Türlü çeşitli sebeplerle bizim fikirlerimize karşı olmayı ve bunun üzerine eleştirel yazılar yazmayı anlarım. Ama hukuk devleti olmasını umduğumuz Türkiye’de aleni hakaret ediliyor, çarpıtma yazılar yazılıyor, ailenin tamamı hedef gösteriliyorsa soruyorum biz ne yapalım?

Ve cevabını ben kendim veriyorum: Hukukun üstünlüğünü hâkim kılmak için uğraşacağız, çalışacağız ve çalışacağız. Bize en yalan bilgilerle saldıranların da hukukunu korumak gerekirse bundan gocunmayacağız, onların da hakkını savunacağız. Ümidim insanımızın vicdanı olduğu varsayımıdır. Yeter ki kibir olmasın. Vicdan nedir? Merhum Ahmet Kayhan dededen mülhem:

Şeytanla insan arasındaki fark, bilgi değildir. Şeytan da çok bilgilidir. Şeytanda eksik olan ahlaktır. Ahlâk, bir insanda kendi hatasını görebilme ve bunu düzetme yetisi varsa gelişir. Kibri şeytanın bu yetiye sahip olmasını engelledi... Kibir varsa hakkaniyet, adalet ve merhamet hissi yoktur, yani vicdan yoktur. Hukuk ile vicdan arasında ahlak temelli ilişkiyi ben böyle anlıyorum.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.