Metaverse Söyleşileri II: "Metaverse ile bugün ortaya konan tüm vizyonların önümüzdeki 15 yıl içinde hayata geçeceğine inanıyorum"
Metaverse Söyleşileri II: "Metaverse ile bugün ortaya konan tüm vizyonların önümüzdeki 15 yıl içinde hayata geçeceğine inanıyorum"
Vaziyet'ten Mehmet Emin Alperen Kılıç, İYİ Parti Teknolojik Dönüşümden Sorumlu Başkan Yardımcısı Yiğit Karakış ile Metaverse konulu bir söyleşi gerçekleştirdi.

Bilişime-sanal olana ilgili insanların aşina olduğu, bu adlandırmayla değilse de bildikleri bir kavram metaverse. Facebook’un yaratıcısı Mark Zuckerberg’e ait dev sosyal medya ağlarını bünyesinde toplayan şemsiye girişimin adı Meta olunca, insanın aklına ister istemez Selpak geliyor. Marka adının ürün adının önüne geçmesi... Uzun zamandır kullanımda olan ancak şimdilerde ticari bir atılımla tutan, moda olan bir kelime ve olgu. Katılır mısınız? Metaverse’ü siz nasıl tanımlarsınız?

Metaverse blok zinciri platformları ve Facebook’un Meta lansmanı ile tüm dünyada önemli bir hype haline geldi. Yeni bir hype yaratmak için markalaşma ve konumlama çok önemli. İletişimci gözlüğüyle bakınca metaverse muhteşem bir isim ve marka. Türkçeye Öteevren karşılığıyla çevrildi ki öteevren de çok güçlü bir tanımlama. Bu teknolojilerin bugününü ve geleceğini de kapsayan muazzam bir vizyon. Metaverse’i ben özetle artırılmış gerçeğin çatı şemsiyesi olarak görüyorum. Fiziki dünyada kendimizi ismimizle, cismimizle, kendi sesimizle, kurduğumuz cümlelerle, vücut dilimizle ifade ediyoruz. Internet’in ve sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle alter ego diye tanımladığımız bir alt kimliğe kavuştuk. Bu alt kimlikler fiziki özelliklerimizi maskeliyor. İnsanların Facebook ve Instagram profil fotoğraflarına bakarsanız pek çok kişi olduğundan farklı bir imaj çizme peşinde. Keza insanların davranış biçimleri de değişiyor. Fiziki evrende sergilediğimiz davranış biçimiyle sosyal medyadaki davranış biçimleri çok farklı. Pek çok kişi kendi adını bile gizliyor ve sahte profillerle, nickname’ler ile bir nevi içinde baskıladığı tüm dürtülerini ortaya saçabiliyor. Çünkü yazdıklarından çizdiklerinden üst kimliği zarar görmüyor. Dolayısıyla iki kişilikli bir hayat yaşayabiliyor. Ancak elbette şimdiye dek fiziki dünyamız çok daha gerçekti.

Metaverse bu alt kimliklerimiz için fiziki dünyaya eşdeğer yeni bir dünya kurmayı vadediyor. Fiziki dünyada baskıladığımız ve fizik kurallarına tabi bir yaşamdan, kendi kişiliğimizi ve kendi fiziğimizi sınırlar olmadan oluşturabileceğimiz yeni bir evren oluşturuyor. Ben metaverse’i fiziki dünyada demir parmaklıklar arkasında tutulan alter ego’ların salıverildiği yeni bir evren olarak görüyorum.

-Metaverse, yeni neslin sıkça kullandığı tabirle zamanla sönümlenecek bir başka "hype" mı? Geleceğine dair öngörünüzü paylaşır mısınız?

Evet metaverse bir hype. Ve çok başarılı bir hype. Bu hype vadettiklerini gerçekleştirene kadar hiç sönmeyecek gibi gözüküyor. Aslında 2003 yılında kurulan Second Life isimli platform için bugünkü metaverse kavramının atası diyebiliriz. Second Life da büyük bir hype yaratmıştı. Pek çok marka Second Life’ta emlak satın alma yarışına girmişti. Ancak zamanının çok öncesinde gelen bu hype uzun vadeli olmalı. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Second_Life) Metaverse ise tam zamanında ortaya çıkmış bir hype.

Kabul edelim ki bugün Metaverse’e atfedilen değer olması gerekenin ötesinde. Çünkü 15 yıldır geliştirilen VR gözlükler bile beynimizi kandırmak konusunda henüz istenilen seviyeye gelmiş değil. Metaverse’in önünde çok fazla teknolojik bariyer var ve bu bariyerler bir iki senede aşılamayacak kadar yüksek. Ancak finansal piyasalar da böyledir. Bugünü değil geleceği fiyatlar. Metaverse de uzak bir geleceği bugünden fiyatlıyor. Bireylerin dışında Facebook gibi maddi gücü çok yüksek şirketler de metaverse’in geleceğini satın almış durumdalar. Metaverse gelişimine bu kadar yüksek bir kaynak ayrılması teknolojik gelişimi de hızlandıracaktır. Ben metaverse ile bugün ortaya konan tüm vizyonların önümüzdeki 15 yıl içinde hayata geçeceğine inanıyorum.

Vodafone 2003 yılı sonunda, Future Vision adında, Facebook’un meta lansmanına benzer bir vizyon sitesi hazırlamıştı. Bu web sitesinde bugün kullandığımız akıllı saatler gibi o zamanlar hiçbiri var olmayan pek çok ileri teknoloji bulunuyordu. O zaman hayal gibi görünen o vizyonların hepsi gerçekleşti. Bir kere büyük resim çizildi mi ok yaydan çıkmıştır. Jules Verne’den beri bu böyledir.

-Meta Platform’un, sanal gerçeklik gözlükleri için geliştirdiği ve piyasaya sürdüğü online video oyunu Horizon World’te, İngiltereli bir kullanıcının avatarı, diğer kullanıcılar tarafından tacize uğradı. Türkiye’deyse geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan "metaverse’te hac" konulu bir açıklama yapıldı. Bu tuhaflıklar zincirine yeni halkalar eklenir mi dersiniz?

İnovasyon geliştirirken ana odak inovasyonun kendisidir. Yan etkilerle mücadele sonrasında gelir. Henry Ford’un otomobil geliştirirken aynı zamanda trafik sıkışıklığını çözmek için kafa yorduğunu hiç sanmıyorum. Bu yüzden bu gariplikler henüz işin başlangıcı. Kim bilir daha neler göreceğiz. Metaverse hırsızlıkları, tacizler, metaverse içinde mahsur kalanlar gibi türlü türlü garipliklere hazır olmak lazım. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da hac ibadeti üzerinden konuya dahil olmasını dar çerçeve olarak mı değerlendirmeliyiz yoksa değişime adaptasyon yeteneği olarak mı henüz bilemedim. Sonuçta metaverse yeni kuralları olan bambaşka bir evren. Bu evren içindeki olası katrilyonlarca etkileşimi bugünden hesaplamak mümkün değil. Yaşadıkça göreceğiz.

-Siyasi partiler özelinde konuşacak olursak, Türkiye’de siyasi partilerin sanal düzlemde varlık göstermeleri, köşe tutmaları günümüzün kaçınılmaz bir gerekliliği mi? Yoksa farklı formda bir popülizm mi?

Çok doğru ve derinliğe sahip bir soru. Aslında siyaset bu gibi teknolojik gelişimlere karşı nasıl tavır almalı diye soruyorsunuz. Metaverse platformunda uzaktan görüşme organize eden siyasi parti oldu. Metaverse platformunda bina inşa eden oldu. Bunlar bize biraz “bak teknolojiyi nasıl da kullanıyorum” ispatı gibi geliyor. Oysa yurt dışında üretilen platformların tüketicisi olmak Türkiye için bir değer taşımıyor. Bir teknolojinin kullanıcısı olmakla teknoloji üretmek arasında dağlar kadar fark var. Biz işin başka bir tarafına bakıyoruz. Türkiye bu değişimin neresinde olmalı? Türkiye bu değişimden nasıl fayda sağlayabilir? Bir diğer deyişle Türkiye bu işin tüketicisi değil de üreticisi olabilir mi? Soruyu bu şekilde sorduğunuzda çalışmalarınız da o yönde gelişiyor.

Blok zinciri teknolojisine de aynı şekilde yaklaştık. Haziran sonunda Artagan adına blok zinciri temelli yeni bir ekonomik model lansmanı yaptık ve pek çok kurum ile birlikte bu altyapıyı geliştiriyoruz. Metaverse özelinde de özellikle tarım ve eğitim başlıkları altında çözümler geliştiriyoruz. Bizim amacımız seçim dönemine kadar bu vizyonların proje planlarını, bütçelerini ve yazılım altyapılarını geliştirmek. Teknolojik rekabette zaman, paradan daha değerli. Bu sebeple olası bir iktidar değişimde bir gün bile vakit kaybetmemek için hazırlıklarımızı önceden yapıyoruz.

-Teknolojik atılım gerçekleştiremeyip, ithal etmek, bir ülke için kendi başına başat bir problem. Gelişimi kaçırmanın, ıskalamanın toplumda oluşturduğu aşağılık duygusu, geri kalmışlık hissi gibi sosyolojik problemler söz konusu. İthal edilen teknolojiye entegrasyon sorununu da konuşalım isterim. Bir buluşun, teknolojinin ortaya çıkmasını sağlayan birikim, kültürel alt yapı ya da arka plan, ithalatçı konumundaki ülkede olmayınca, entegrasyonu zorlaştırıyor gibi ne dersiniz?

Çok doğru. Tüketici olmak konusunda çok kolay adapte oluyoruz ama teknoloji üretemiyoruz. Biraz önce belirttiğim siyasi yaklaşımlar arasındaki fark bu açıdan daha da önem taşıyor. Bütün enerjimizle, büyün kaynaklarımızla teknolojinin üreticisi olmaya odaklanmalıyız. Her şeyden önce atılması gereken bir adım var o da özgürlük alanlarını genişletmektir. Biz özgür ve adaletli bir ülke değiliz artık. Amasız fakatsız bu ülkeyi özgürlüklerin doyasıya yaşandığı bir hukuk devletine dönüştürmeliyiz. Türkiye’yi teknolojik gelişiminin merkezi yapmanın baş şartı budur. Çünkü teknolojiyi özgürce düşünen, yüksek eğitim ve kabiliyete sahip insan kaynağı üretiyor. Üreten, tasarlayan insanlar özgürlükçüdür. Kalıpları kırarak yeni fikirler oluştururlar. Kalıpları kıra kıra inovasyon geliştiren insanları dar kalıpların içine sokamazsınız. Ne yazık ki mevcut iktidarın ülkeye yaptığı en büyük kötülük, baskıcı bir rejimle, nepotizmle, rantçılıkla bu değerli insan kaynağını yurt dışına kaçırmasıdır.

Biz Türkiye’yi bu beyin göçünü tersine çevirecek kadar özgürleştirmek istiyoruz. Milyarlarca dolarlık kaynağı rant projeleri yerine, teknoloji üreten girişimlere aktaracağız. Döviz geliri getiren her projeyi baş üstünde tutacağız. Girişimlere maddi destek yanında küresel ölçekte satış ve pazarlama desteği vereceğiz. Ne kadar büyükelçi ve ne kadar konsolosumuz varsa bu girişimleri yurt dışında pazarlamak için ter akıtacak. Yurt dışı temsilciliklerimize bu çalışmaları üzerinden performans kriterleri getireceğiz. Sanayi dönüşümünü geriden takip ettik. İletişim çağında geriden geldik. Ama blok zinciri çağının vagonu değil lokomotifi olacağız.

-Türkiye ekonomik darboğazda. Gıda, barınma, sağlık gibi temel insani ihtiyaçlarını temin etmekte zorlananlar gün geçtikçe artıyor. Bu durum, küresel sahnedeki gelişim ve atılımları takip etmeyi, anlamlandırmayı zorlaştıran bir etmen değil mi? Bir yanda kaynamayan tencereler diğer yanda endüstri 4.0, yapay zeka, metaverse. Bu tezattan kurtulabilecek miyiz?

Yaratılan hype işin özünü kaçırmamıza sebep oluyor. Metaverse ile ortaya atılan vizyonlar işin kozmetik kısmına yoğunlaşıyor. Oysa blok zinciri teknolojisinin ortaya attığı “merkeziyetsizlik” kavramı çok daha büyük bir değişim vadediyor. Kapitalist ekonominin sınırlarına ulaşmış durumdayız ve kapitalist ekonomi gelir eşitsizliğine çare olmak bir yana bu eşitsizliği körüklüyor. Çok basit bir denklem var burada. Zenginleşme aynı zamanda siyasi bir güç depolama aracı oldu. Büyük servet sahipleri kanunları yazacak kadar, yargıdan kaçacak kadar büyük bir güce erişebiliyor. Biz buna merkezi yapılar diyoruz ve bu merkezde milletin çıkarlarına nadiren sıra geliyor.

Blok zinciri ise bu merkezi güce dayalı yönetim sistemini kökünden değiştiren yeni bir denklem sunuyor. Anayasa da kanun da bir kod parçasından ibaret. Bu kod sadece merkezi bir otoriteye değil tüm paydaşlara dağıtılıyor. Bu kanunlar yoruma açık değil, matematiksel denklemler kadar kesin sonuç veriyor. Bu kodun sağladığı düzeni esnetmeye çalışan, yani anayasayı çiğnemeye cüret eden veya herhangi bir kanunu esnetmeye çalışan ağdan atılıyor. Blok zinciri mutlak hukuk düzeninin altyapısını sunuyor. İşte buna sıkı sıkıya sarılmalıyız çünkü bu toprakların bizlere sağladığı sınırsız nimetleri hakça paylaşmanın, yolsuzlukları bitirmenin, fırsat eşitliği sağlamanın yegane çözümü budur. İnsan eliyle bozulamayacak kadar sağlam bir hukuk düzeni.

İlgili Haberler