Gözlerimizi 23 Haziran’dan Doğu Akdeniz’e Çevirmenin Vaktidir
Gözlerimizi 23 Haziran’dan Doğu Akdeniz’e Çevirmenin Vaktidir
"Türkiye, özellikle Davutoğlu’nun teorileriyle birlikte uluslararası alanda Milli bir çizgiyi terk ederek partizan bir çizgiye kaydı. Bu bozuk çizgi bugün ne yazık ki belli ölçüde devam ediyor."

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına ikinci kez seçilen Ekrem İmamoğlu’nu ikinci kez kutlarım. Seçim sonuçları, ben dâhil birçok yazarın dahi tahmin edemediği bir fark ile sona erdi. Bu farkın tahlilini hep birlikte yapmalı, fikir yürütmeliyiz. Elde edilecek sonuçların Türk siyasi yaşamı açısından önemli sonuçlar doğuracağını düşünüyorum.

İmamoğlu, seçim gecesi yaptığı konuşmasında: “Mevlana’yı, Yunus Emre’yi, Hacı Bektaş-ı Veli’yi hatırlatmaya geldik.” diyerek önemli bir noktaya parmak bastı. Anadolu’nun mayası olan değerleri unutmakta olduğumuz eleştirisini uzun süredir dile getiriyorum. Türk halkının ev (ocak) yaşamının (töresinin) bozulmakta olduğundan tutun da dünya malına olan düşkünlüğe dek artmakta olan bir dizi çarpıklık var. Bu süreçle başa çıkmanın yolu şüphesiz öz değerlerimizi hatırlamaktan geçiyor.

İmamoğlu’nun aynı konuşmada: “Vatanın bölünmez bütünlüğüne her yerde sahip çıkan ve tam bağımsız Türkiye diyen insanlarız.” vurgusu yapması da ayrıca önemliydi. Seçim süreci boyunca terör örgütleriyle ittifak yapmakla suçlanan İmamoğlu’nun bu vurguyu yerinde kullandığı kanaatindeyim. Şimdi, önümüzdeki hizmet döneminde bu açıklamaların icraate dönüşüp dönüşmeyeceğinin takipçisi olmak gerekiyor. Bu duruşun söylem boyutunda kalmaması gerek. Ayrıca İmamoğlu’nun: “Ne aldanan olacağız ne aldatan.” cümlesi üzerinden de Erdoğan’a bir gönderme yapmış olduğunu not edelim. Bu göndermeyi, seçimden hemen önce Cübbeli Ahmet Hoca’nın çıkıp: “Hizmetler aksayacak.” gibi bir laf etmiş olması ile beraber okumanızı öneririm.

 

Rakamlar Ne Söylüyor?

Binali Yıldırım, 39 ilçenin 38’inde oylarını düşürürken Ekrem İmamoğlu ise 39 ilçenin 39’unda oylarını arttırdı. Bayrampaşa, Beykoz, Beyoğlu, Eyüp, Fatih, Üsküdar, Zeytinburnu gibi AKP’nin uzun zamandır birinci olduğu hatta kalesi olduğu bilinen ilçelerde dahi Ekrem İmamoğlu’nun oylarını ciddi ölçüde artırarak sandıktan birinci çıkmış olması, iktidar partisi açısından masaya yatırılmalı.

Binali Yıldırım’ın oyları iki yüz bin azaldı. 2 ayda bunca oy kaybetmiş olmak, yanlış bir politika izlendiğinin açık bir göstergesi. Ekrem İmamoğlu ise oylarını altı yüz bin kadar artırdı. Kendisi, aday olarak gösterilmeden önce ne İstanbul ve Türkiye kamuoyunda tanınıyordu. Muhalefet liderleri de bu başarıyı masaya yatırmalı ve bugüne kadar uyguladıkları yanlış politikaları düşünmeli ve bir özeleştiri süreci yürütmeli.

Kazanan Belli, Kaybeden Kim?

Kazanan Ekrem İmamoğlu ve farklılıklarına rağmen bir aday etrafında birleşebilen geniş kesimler oldu. Fakat kaybeden kim? Son derece isteksiz olmasına rağmen aday yapılan Binali Yıldırım mı? Seçim gecesi “İstifa!” sloganlarıyla yuhalanan İstanbul İl Başkanı Bayram Şenocak mı? Yoksa Recep Tayyip Erdoğan mı?

Yıldırım’ın tüm kariyerine rağmen kaybedenlerden olduğu kesin. Şenocak’ın akıbeti ise Erdoğan’ın ellerinde. Erdoğan’ın ise kısa vadede kaybettiğini düşünmek safdillik olur. Erdoğan bu seçim sonuçlarına rağmen hala Türkiye’deki en karizmatik lider olma hüviyetini koruyor; bir farkla: Artık karşısında “karizmatik liderlik” anlamında çok ciddi bir rakip var. Bu rekabetin uzun vadede Türkiye Cumhuriyeti lehine olduğunu düşünüyorum. Şahıslar, belli isimler, belli rant çevreleri kaybetmiş olabilir fakat rekabetçi bir siyasi zeminden kazançlı çıkacak olan tüm ülkedir.

Erken Seçim Olur Mu?

Olmamalı. Bugün açıkça ortaya çıktı ki Cumhur ittifakı dışındaki tüm siyasi yapıların, Millet ittifakı merkezde olmak üzere ortak hareket ettiği bir güncel politika süreci yaşıyoruz. Bu süreç, Ekrem İmamoğlu dışında bir siyasi lider kaldıramayacak bir boyuta gelmiş durumda. Bu açıdan değerlendirdiğimiz zaman; İmamoğlu’nun liderliğini çekmediği bir erken genel seçim, muhalefet açısından bir hüsrana yol açabilir. Bu hüsran, İmamoğlu’nun yarattığı rüzgârın kesilmesine de sebebiyet verebilir ki bu da en çok İmamoğlu’nun ve O’na umut bağlayanların zararına olur. Yapılacak erken bir hamle, olgunlaşmamış ham meyveyi dalından kopartmak anlamına gelecektir. Bu noktada özellikle Millet İttifakı’nın aklı olan, yolunu çizen kişilerin doğru bir strateji izlemesi çok önemli.

Türkiye, Bir An Önce Gerçek Gündemine Dönmeli

Seçimleri geride bırakmalıyız. Ekonomik kriz derinleşmeye devam ediyor. İşsizlik ve enflasyonun birlikte yükseldiği bir (stagflasyon) süreci yaşıyoruz. S-400 krizi tırmanmaya devam ederken, ABD İran’a yeni yaptırımları devreye sokuyor. İran’da yaşanacak yeni bir büyük savaşın sonuçları bu defa Türkiye’yi çok daha derin bir şekilde etkileyebilir. Ve belki de en önemlisi, Doğu Akdeniz’de kazan kaynıyor. Yunanistan ve Güney Kıbrıs adlı haydut devlet de Türkiye’yi Levant bölgesinde yok saymaya çalışıyor. Türkiye’nin gözü bir an önce İstanbul’dan Doğu Akdeniz’e çevrilmeli. Uluslararası alandaki tüm bu ciddi sıkıntılara karşı gelmesi için Türkiye’nin iç çekişmeleri bir kenara bırakarak tek vücut olabilmesi gerekiyor. Parti ayrımları ya da görüş farklılıkları, uluslararası alanda unutulmalı. Milli bir çizgide herkes birleşebilmeli.

Türkiye, özellikle Davutoğlu’nun teorileriyle birlikte uluslararası alanda Milli bir çizgiyi terk ederek partizan bir çizgiye kaydı. Bu bozuk çizgi bugün ne yazık ki belli ölçüde devam ediyor. Özellikle YPG konusunda AKP’nin geri adım attığını görüyor olsak da bunun yeterli olmadığı kanaatindeyim. Uluslararası alanda hükümet edenlerin şahsi emel, arzu ve ihtiraslarına göre politika belirlenirse, sonu hüsran olur. Bunun yerine Milli çıkarlar düşünülmeli ve buna uygun bir dış politika belirlenmeli.

NOT: Ahmet Davutoğlu seçim gecesinden itibaren, yakınında bulunan kişiler aracılığıyla çalışmalarını hızlandırdı. Bir sonraki hamlesinin ne olacağını hep birlikte göreceğiz.

Etiketler
İlgili Haberler