Ayarlanmıştır O İşler
Ayarlanmıştır O İşler
"PYD’nin IŞİD ile savaşarak dünyada meşruluk kazanmasına ön ayak olan bizdik. Peşmergenin Türk topraklarından geçmesini sağlayan bizdik. Salih Müslim’i Ankara’da ağırlayan bizdik."

Türkiye’de ve dünyada her zaman ayarlanmış bazı işler bulunur. Bu işler ne cinsten olursa olsun belli bir senaryoya göre gerçekleşir. Kimi zaman darbeler, kimi zaman ekonomik krizler kimi zaman hükümet istifaları kimi zaman halk gösterileri… Peki Suriye’de kim neyi ayarlıyor?

Türkiye’nin ABD ile imzaladığı 120 saatlik mutabakat doluyor. Erdoğan bir de Putin ile görüşecek. Görüşmenin sonucu ne olursa olsun şunu biliyoruz, Putin ne yapıp edip Türkiye’yi Esad ile masaya oturtmak istiyor. Nitekim son dönemde bu tür iddialar da kaynağı belirsiz olarak dolaşıma sokulmuş durumda.

Putin Esad için karadan, havadan ve denizden verdiği destek ile PYD’nin gücünü çoktan kırabilirdi. Bunu yapmamasının sebebi, PYD’nin arkasında ABD’nin olması değil. Putin’in isteği, Türkiye’yi Suriye’de operasyon yapmaya zorlamak ve Türkiye’nin Batı ile olan bağlarını sarsmak. Barış Pınarı Harekâtı başladığından beri bunun gerçekleştiğini de görüyoruz. Türkiye’nin hem Batı ile ilişkilerinin sarsılmasını hem de Esad ile masaya oturmasını sağlamak Putin için bir taşla iki kuş vurmak anlamına geliyor.

Rusya’nın hamlesi karşısında ABD’nin yaptırım kartına sarılarak 120 saatlik bir süre kazanmış olması uzun vadede yeterli değil. Türkiye’de son dönemde yükselen ciddi bir ABD karşıtlığı var. ABD’nin hem Suriye’de PYD ile işbirliği yapması hem FETÖ ile sürdürdüğü uzun soluklu ilişki, bu anti-Amerikancı damarı besledi. Ergenekon kumpasları sürecinde, ABD; Türkiye’nin PYD’yi tanıması için gerekli zemini hazırlamak üzereydi. PYD; Türkiye için Barzani ile -sistemin içinde kalmanın kefareti olarak-  aynı pozisyonda olacaktı. Yukarıdan aşağı hazırlanan bu süreç Türkün ferasetine takıldı. Siyasi yelpazenin her görüşünden vatandaş bu işe karşı çıktı. Nitekim süreç hükümeti de ister istemez bu zemini ortadan kaldırmaya zorladı. Nitekim Türkiye’nin PYD’yi tanıması demek, İstiklâl Marşı’nın reddi demektir.

Geldiğimiz noktada ABD Türkiye’ye hala PYD ile anlaşma zemini zorluyor. Rusya ise Esad ile anlaşma zemini zorluyor. İki kuvvet de Türkiye’yi durması gerektiği pozisyondan itmeye çalışıyor. Türkiye sırat-ı müstakim bir hayat kuramadığı müddetçe kazanan her iki kuvvet olacak.

ABD ve Rusya’nın emperyalist politikalarının birbirine uyumlu olduğunu görmek kimilerini şaşırtabilir. Modern dünya hiçbir zaman (soğuk savaş dahil) çok kutuplu bir seyir izlemedi. ABD ve Sovyetlerin Afganistanı tam bir “işbirliği” içinde nasıl yerle bir ettiğini yaşı yetenler ve okuyanlar bilir.

PYD’nin IŞİD ile savaşarak dünyada meşruluk kazanmasına ön ayak olan bizdik. Peşmergenin Türk topraklarından geçmesini sağlayan bizdik. Salih Müslim’i Ankara’da ağırlayan bizdik. Kısacası Türkiye’nin sırat-ı müstakim bir hayat kurabilmesi için Barış Pınarı Harekâtının 2012’de yapılması gerekiyordu. Bunu yapabilmek için de Türk ordusunun başında FETÖ belasının bulunmaması gerekiyordu. O belanın hiç var olmamış olması için darbelerin ve göstermelik seçimlerin olmaması gerekiyordu. Darbeler ve göstermelik seçimlerin olmaması için paraya tapmamamız gerekiyordu. Türkiye küresel kapitalist sistemin içinde kalmaya çalıştıkça bir “çevre ülke” olarak kendini para ile hizaya getirmeye çalışan “merkez ülkelerin” ekmeğine yağ sürmeye devam edecek. “Ne yapalım, dünyaya mı küselim?” diye soranlar olacaktır. Bir Türk olarak Allah’a küsmemeyi tercih ederim.

Etiketler
İlgili Haberler