Anadolu Göç Başkanı Hüseyin Raşit Yılmaz: "Göç konusunda yeni bir döneme giriyoruz"
Anadolu Göç Başkanı Hüseyin Raşit Yılmaz: "Göç konusunda yeni bir döneme giriyoruz"
Anadolu Göç Başkanı Hüseyin Raşit Yılmaz, göç konusuyla ilgili Vaziyet'e konuştu.

Vaziyet: Sizi yurtdışındaki Türklerle ilgili çalışmalarınızla tanıyor kamuoyu. Ama şimdi farklı bir alanda bir sivil toplum kuruluşunun başında görüyoruz sizi. Göç konusunun ilgi sahanıza girmesi nasıl oldu? Anadolu Göç fikri nasıl doğdu?

H.R.Y: Haklısınız. Uzun süredir sınırlarımız dışındaki Türklerle alakalı çalışıyorum. Suriye iç savaşı başladıktan sonra Suriye Türkmenlerinin, Işid’in Musul ve Telafer’i işgali sonrasında da Irak Türkmenlerinin Türkiye’ye yoğun göçleri oldu. Bu süreçte benim profesyonel ilgi alanıma giren gruplarla göç gerçeğini aynı anda gözlemlememe yol açtı. Süreç içerisinde hem Türkmenlerin hem de Arapların can kaygısıyla göçlerinin nasıl trajedilere neden olduğunu da gördük. Zengin fakir düşmüştü, fakir çok daha fakirdi, iyi eğitimli insanlar vasıfsız işlerde çok düşük ücretlere razı olmak zorunda kalmışlardı. Hepsi Türkiye’ye minnettardı, hayata tutunmaya çalışıyorlardı. Devletimiz bütün imkanlarıyla dünyaya örnek olacak bir performans sergiledi savaştan kaçan sivillere kucak açmak için. Türk sivil toplumunun yüzakı olan gayretleri oldu pek çok gönüllü derneğin. Ama hayati bir konuya yeterince odaklanılmadığını gözlemliyorduk: sosyal uyum. Göçmenlerin kenar mahallelerde yoğunlaştıklarını, gettolaştıklarını biliyoruz. Ekonomik koşulların değişmesiyle toplumun tolerasyonunda da bir takım farklılaşmalar olduğu görülüyor. Bu iki etkenin domine ettiği faktörler nedeniyle toplumsal huzurun bozulma riskinden bahseder oldu uzmanlar. İşte tam da bu sebeple ülkemizin toplumsal huzuruna katkı sunmak, devletimizin ülkemizde kalmasını uygun gördüğü göçmenlerin toplumumuza uyum sağlamasını kolaylaştıracak projeler tasarlamak ve hayata geçirmek için Anadolu Göçmen ve Mültecilerle Dayanışma Derneği’ni yani Anadolu Göç’ü kurduk.

Vaziyet: 4 milyon insandan bahsediyoruz. Türkiye’de kalmaya devam ederlerse göçmen sorunu çok büyür mü? Sizce Suriyeliler ülkelerine dönecek mi?

H.R.Y: Vatanından ayrı kalmak çok ağır. Herkes kendi ülkesinde huzur, refah ve güvenlik içerisinde yaşamak ister. Suriye’de bu şartlar, en azından güvenlik bakımından sağlanabilirse, göçmenler ülkelerine dönebilirler. Ama Türkiye’nin sınır kapılarını sivillere açma nedeni olan can güvenliği tehlikesi bertaraf edilemezse mevcut pozisyon korunacaktır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarıyla terör unsurlarından temizlediği bölgelere bir nüfus hareketliliği olduğunu gördük. Bununla birlikte göçmen nüfusun önemli bir kısmının genç ve çocuklardan oluştuğu ve bu insanların yeni bir hayat kurdukları Türkiye’den gitmek istemeyebilecekleri de görünüyor. Bu konudaki nihai kararı devletimiz verecektir elbette. Ama her halükarda Türkiye’de hatırı sayılır bir Suriye’li nüfusun kalacağını öngörmek mümkün. Kalan nüfusun sorunuzda ifade ettiğiniz gibi büyük bir problem haline gelip gelmeyeceği Türk devletinin ve sivil toplumunun sosyal uyuma dair gösterecekleri performansa bağlı.

Ben göç konusunda sosyal uyuma, entegrasyona odaklanacağımız yeni bir döneme gireceğimizi düşünüyorum.

Vaziyet: Geçenlerde “Türkiye’nin Göç Tecrübesi” başlıklı geniş katılımlı bir panel düzenlediniz. Türkiye’nin göç konusunda kurumsal bir kapasite inşa ettiğini düşünüyor musunuz?

H.R.Y: Evet TEPAV’la ortak düzenlediğimiz bir paneldi. Programa ilginin yoğunluğu meselenin önemine de ışık tutuyor aslında. Suriye iç savaşının başından itibaren Kızılay, Afad, Göç İdaresi gibi kurumlarımız büyük gayret sarfettiler. Her kurum imkanları ölçüsünde göçmen konusuna omuz verdi. Ama kurumsal kapasite inşa edilebildi mi yeterince derseniz; maalesef evet diyemeyeceğim. TEPAV’dan arkadaşlarımız İstanbul’da Suriyeli göçmenlere dair bir gettolaşma araştırması yürüttüler. Sonuçları fevkalade ilgi çekici. İstanbul’un 3 ilçesini inceleyen araştırmacılar 2’sinde halkın göçmenlerden büyük oranda rahatsızlık duyduğunu, göçmen nüfusun gettolaştığını tespit ettiler. 1 ilçede ise bu 2 ilçedeki tablonun neredeyse tam tersini buldular. Göçmenler gettolaşmamış, yerel nüfusun göçmenlere bakış açıcı büyük ölçüde olumlu. Nasılını incelediklerinde ise sözkonusu ilçede yerel yönetimin inisiyatif alarak süreci iyi yönettiğini, göçmenlerin ikametlerinden, meslek edindirilmelerine, eğitimlerine kadar her ayrıntıyla ilgilinen bir kurumsal kapasite inşa ettiklerini gördüler. Görüyoruz ki; süreci iyi yönetemeyenler olduğu gibi işinin hakkını fazlasıyla verenler de bulunmakta.

Vaziyet: Suriyeliler konusunda toplumdaki artan rahatsızlık büyük olaylara neden olabilir mi sizce? Zaman zaman basına yansıyan olaylar görüyoruz.

H.R.Y: Polisiye vakalarda taraflardan biri göçmen olunca haberin yaygınlaşması da, kitlesel tepki oluşumu da daha hızlı oluyor. Göçmen meselesinin çok hassas ve iyi yönetilmesi gereken bir dönemdeyiz. Dahası bu hassasiyet artacak gibi. Net olan bazı şeyler var. Bunlardan biri ülkemizin her ülke gibi kuralları olduğu, toplumsal normlarımız olduğu gerçeği. Türkiye’de yaşayan herkes, elbette göçmenlerde bu normları anlayacak, zamanla içselleştirecek ve toplumumuzun harmonisine uyumlu bir şekilde yaşamını sürdürecek. Bunu yaparken elbette kendi inancını, dilini, kültürünü muhafaza etme hürriyeti sınırlandırılamaz. Bununla birlikte yaşamak istediğiniz yerin kurallarına uymanız gerekir.Bu dünyanın her yerinde böyledir. Hassasiyetler gözetilirse, devlet ve sivil toplum işbirliği etkin bir biçimde, rasyonel olarak tesis edilirse büyük olaylar yaşanmaz. Zaman ilerledikçe de yaşanan sıkıntılar azalır. Ama sosyal uyumun önemi görmezden gelinirse, gettolaşma artarsa pek çok risk söz konusu.

Vaziyet: Anadolu Göç sosyal uyuma odaklanacak dediniz. Peki özellikle odaklanacağınız gruplar olacak mı?

H.R.Y: Göçmenliğin doğası gereği hepsi dezavantajlı ama kendi içerisinde dezavantajlı olanlar çocuklar ve kadınlar. Aslına bakılırsa sosyal uyumun omurgasını da onlar oluşturuyor. Çocukların ve kadınların durumlarının iyileştirilmesi, sosyal uyum kabiliyetlerinin arttırılması temel önceliklerimiz. Geleceğin Türkiye’sinde göçmenlerin zenginlik mi yoksa sorun mu görüleceği bu iki dezavantajlı gruba bağlı daha çok. Daimi kalmak isteyen göçmenler kendilerini Türkiye’ye ne kadar ait hissederlerse, uyum sergilerlerse vatandaşlarımızda göçmenlere o kadar hoşgörüyle yaklaşacaklardır.

İlgili Haberler