Kanaat/Şükür ekonomisi
Kanaat/Şükür ekonomisi
Emirhan Akman, Vaziyet'teki ilk yazısında Türkiye'nin yaşadığı ekonomik krizi ve etkilerini değerlendirdi.

Türkiye bir krizin içinden geçiyor gibi değil de daha çok krizi bir muhit bellemiş, içinde dolaşıyor gibi görünüyor. Bir fare labirentine kısılmış, fasit daire içinde dolanıp duruyor. Ekonomik ve siyasi krizi birlikte yaşıyoruz. Siyasi krizin kaynağı 2017'deki anayasa referandumu. İki kişiden birinin onaylamadığı ve seçilen başkanı yarı tanrı ilan eden başkanlık sistemi sorunun ta kendisi. Türkiye kapitalizmi/burjuvazisi, sıkıştığı noktada Erdoğan'ı gücün tek sahibi yaptı ve sermaye dağıtımını hiç şansa bırakmadı. Tercih edilen sistemin güçle donattığı, hiç kimseye karşı sorumlu olmayan başkanın kaprislerinin bedelini ödüyoruz. Bu iki kriz birbirini besleyen ve radikalleştiren etkiye sahip. Şimdi hem bugünü hem de yarını yok eden çok derin bir ekonomik kriz var, boğazımıza kadar içindeyiz yaşıyoruz. Vaziyet'teki ilk yazımda ekonomi krizin günlük yaşantımıza nasıl yavaşça sızdığından bahsetmek istiyorum.

Ekonomik krizin hayatımıza en somut yansıdığı şekli: Ürün/ihtiyaçlarımızın fiyatlarının artış yüzdesiyle ile maaşlarımıza aldığımız zamların ters orantısı. Ekonomiyi çok teknik bir konu olmaktan çıkarmanın ilk yolu günlük yaşantımıza sızan psikolojik etkilerini konuşmak olabilir. Okula giderken harçlığı yetmeyen bir öğrenci ile çocuklarına karşı kendini yetersiz hissetmeye başlayan ebeveyn mesela. Bir babanın ya da annenin çocuğuna karşı günden güne çoğalan yetememe hissinin bir tamiri var mıdır? Bir ömür daha var mı önlerinde? Elbette yok. Evlenmek üzere olan bir çiftin hayata başlama şekilleri, üniversiteden yeni mezun olan gencin çaresizliği ya da mesela yurtdışına tatile çıkma hayali kuran beyaz yakalıdan uzaklaşan yurtdışına çıkma arzusu kimin umurunda? İlk kez araba alacak birisinden devamlı uzaklaşan istediği model araba... Evet, hepsi bir Türkiye hikâyesi. Ekonomiyi böyle düşünmeye başlayınca şairin bir dizesi geliyor aklıma: "Huzur uzak bir ülkedir, bankalar, hisse senetleri, Riyad ve borsalar kahrolsun!" (1) Bize borsaların ve bankaların değil, insanların hikâyesi gerekli.

Ekonomik kriz yüzünden muhtemelen açlıktan ölmeyeceğiz. Türk halkı sokak röportajlarında ferasetini (!) en çok 'ölmediğimiz için şükretmeliyiz' şeklinde gösteriyor, bunu istiyor bizden. (Muhtemelen kafalarında Afrika'da açlıktan ölen zayıf çocuk imajı var) Ölmeyeceğiz ama yaşayabilecek miyiz? Asıl mesele bu.  Ekonomik kriz birden her şeyi almıyor. Önce yemek yediğiniz yerleri değiştiriyorsunuz, sonra ayakkabı alırken on kez düşünüyorsunuz, şehirler arasında seyahati en ucuz şekilde halletmek kural haline geliyor. Zorunlu alışverişlerde kendinizi öfkeli hissediyorsunuz. Küçük küçük hayatınızın bir parçası oluyor bu küçük düşünceler ve büyüyor. Bir şey alırken kendinizi on kere düşünürken buluyorsunuz. Artık dışarıda yemek yemeyi bıraktınız muhtemelen ya da seyrelttiniz. Geri çekildiğiniz her eski alışkanlığınız beraberinde mutsuzluğu, stresi ve öfkeyi getiriyor. Türk toplumu mutsuz ve bitkin, birbirine karşı tahammülsüz ve sadece huzur arıyor. Vatandaş olarak her gün, her alışverişte tekrar tekrar aşağılanıyorsunuz. Bugün alabildiğiniz, yarın lüks haline gelebilir farkındasınız. "Bugün" elinizde kalan tek şey, geleceğiniz çalındı farkındasınız. Bu her gün tekrar tekrar zihninizde yankılanıyor. Gençlerin geleceği yok, emeklilik hayali yok hayatları tamamen bir sukut-u hayal. Bir mutsuzlar ülkesi burası.

Dağılmış, sarsılmış halkına karşı saray rejimi tarafından önerilen şey ne peki?

"Kanaat/şükür ekonomisi"

Dünya bir ekonomik bunalımda mı? Hayır. Türkiye bir savaşın içinde mi? Hayır. Türkiye bir işgale mi uğradı hayır? Peki neden, neye kanaat edelim? Türkiye'de rejim iki şey istiyor. Siyasi anlamda itaat/sadakat, ekonomik anlamda ise kanaat/şükür. Bugün Türkiye'de ahlaksızı ve suçluyu tespit etmek çok kolaydır. Her kim size ekonomi kriz karşısında 'kanaat etmeyi' vaaz ediyorsa en aşağılık vaiz odur, muhtemelen suçun ortaklarındandır. Neye kanaat edeceğiz? Son iki ayda üç katına çıkan yağ fiyatına mı? Gübre fiyatına mı? Motorin ya da un fiyatına mı? Bugün haline şükretmek ve kanaat getirmek fakir kalmayı, yoksullaşmayı meşrulaştırırken İslam'ın ya da Kuran'ın neresinde "şüphesizdir ki size fakir olmanızı ve kalmanızı emrettik"  diye bir ifade var merak ederim? (2) Tam tersine insanın başının dik, sırtının pek olması için, insan kalabilmesi için asgari şartlarda maaşı olması şarttır. Kaldı ki bundan tam 99 yıl önce İzmir İktisat Kongresi’nde (3) konuşan Gazi, tesadüf olmayacak şekilde “Yeni Türkiye’nin” yeni iktisat anlayışının neye dayanacağını şöyle anlatıyordu:

“Öyle bir iktisat devri ki, onda memleketimiz bayındır olsun, milletimiz rahat olsun ve zengin olsun. Bu noktada bir felsefeyi size hatırlatayım. 'El kanaatü kenzi lâyüfna.' 'Kanaat, yok edilmeyen bir hazinedir' anlayışı ile, fakirliği fazilet bilmek felsefesine de iktisat devri artık son versin.”

Dediğim gibi fasit bir daire içindeyiz, bir asır önce Gazi’nin söküp atmak istediği anlayışla tekrar karşı karşıyayız. Bu sözlerinden sonra ise Gazi şöyle devam etmişti:

“Bundan dolayı öyle bir iktisat devri lâzımdır ki, artık milletimiz insanca yaşamasını bilsin, insanca yaşamanın neye bağlı olduğunu öğrensin ve o vasıtalara yönelsin. Hepimizin isteği şudur ki, bu memleketin fertleri ellerinde örnekleriyle ziraatin, ticaretin, sanatın, emeğin hayatın bir temsilcisi olsun. Ve artık bu memleket böyle fakir ve bu millet değersiz değil, belki memleketimize zengin memleketi, zenginler memleketi, bu yeni Türkiye’nin adına da çalışkanlar memleketi denilsin.”

Önümüzde hala bu hedefler var ve insan kalmak için ileriye doğru gitmek zorundayız. Nazım şöyle soruyordu: “günde kaç milyon insan ölür yeryüzünde/doğar kaç milyon/günde kaç milyon insan ölür yeryüzünde/doğar kaç milyon/kaçı yaşadım diyebilirdi/kaçı yaşadım diyebilecek/kaçı günde üç öğün yemek yiyebilirdi/kaçı yiyebilecek?” Kaçımız yaşadım diyebilecek, kaçımız doyabilecek? Önümüzdeki soru hâlâ budur. Türk halkı kurulmaya çalışılan kanaat/şükür rejimine karşı Hz. Ali'ye atfedilen şu sözleri hatırlamalıdır: "İtaat hayvanlaştırır, isyan insanlaştırır." İnsanlaşmak için isyan etmek ve ayağa kalkmak şarttır. Saray rejimi doğası gereği vatandaş değil, kul istiyor. Lakin unuttuğu şey ne kendisi gökyüzünde, ne de bir tanrı. Bunu rejime tekrar hatırlatacak olanlar ise şüphesiz Türk halkı olacak.

 

(1) Açık Kalp Ameliyatı, Güven Adıgüzel.

(2) Bunu sorgulamamın nedeni ‘Saray Rejimi’nin toplum üzerinde kurmaya çalıştığı ‘İslami’ hegemonya söylemleridir.

(3) Gazi’nin açılış söylevi burada var. Meraklısı için çok güzel bir metindir. Üzerinde fazla durulmamıştır ama Gazi’nin iktisadi anlayışına dair çok şey anlatır. https://www.atam.gov.tr/ataturkun-soylev-ve-demecleri/turkiye-iktisat-kongresini-acis-soylevi-izmir

Etiketler
Gazeteci
İlgili Haberler