‘’ O gidiyordu ve iman geliyordu! Evet, iman böyle gelir. Mekke’ye vardı. “Gıfar” kabilesinden bir adam, kervan sahibi ve zengin Kureyşliler arasında! Bu şehirde adının söylenmesinin bile suç olduğu bir adamı arıyordu.’’

Ali Şeriati, Hz.Ebuzer’in Peygamber Efendimizi arayışını böyle anlatıyor. Şeriati’nin eserinden faydalanarak devam edelim.

Hz. Ali, gün sonunda açlıktan harap düşmüş şekilde bulduğu Hz. Ebu Zer’i ertesi gün Peygamber Efendimizin yanına götürdü. Efendimizin huzurunda İslam’la şereflenen Hz. Ebuzer, Müslüman olmanın verdiği iştiyakla dedi ki:

- Ya Resullullah! Allah’a yemin ederim ki, Müslüman olduğumu Ka’be müşrikler arasında haykırmadıkça memleketime dönmeyeceğim.

Dediğini yaptı. Müşriklerin taşlı sopalı saldırısına uğradı. Onu ölümden, Kureyş’in ileri gelenlerinden biri olan Peygamber Efendimizin amcası Hz. Abbas’ın ‘’sizin ticaret kervanlarınızın geçtiği yol üzerindeki kabileden olan bu adamı öldürürseniz, bir daha oradan nasıl geçeceksiniz?’’ uyarısı kurtardı.

Kan revan içinde zemzem suyunun önüne geldi. Yaralarını yıkayıp kanını temizledi. Sonraki gün yine geldi, yine ölüme yaklaştı, yine Hz. Abbas yetişip onun Gıfarlı olduğunu söyledi ve sonraki gün tekrar...

Sonunda Peygamber Efendimiz, Hz. Ebuzer’in canından endişe duyduğu için Kureyş’in seçkinlerine başkaldıran bu ‘’yerinde durmaz isyancıyı’’ şehirden ve tehlikeden uzaklaştırıp Gıfar’a davetle görevlendirdi. Efendimizin emri üzerine kabilesinin yanına döndü ve İslam’ı tebliğe başladı.

Hz. Ebuzer, ailesini ve yavaş yavaş tüm kabilesini İslam’a getirdi. Hz. Ebuzer Gıfar’dayken Müslümanlar Mekke’de mücadelenin zorlu dönemlerini yaşadılar, hicret ettiler, fert yetiştirme merhalesinden sosyal düzen oluşturma merhalesine geçtiler ve neticede savaşlar başladı.

Bu aşamada Hz. Ebuzer Medine’ye, Efendimizin yanına gelir. Peygamber mescidinde –ki o günlerde halkın evi olmuştur- kalır ve “Ashab-ı Suffa”dan olur. Yaşamayı fedakarlık olarak algılar. İslam’ın hizmetinde barış zamanı düşünce, ilim ve ibadet, savaş zamanı da savaş!

Peygamber Efendimizin en samimi dostlarından biri olmuştu. Efendimiz onun için; ‘’ne mavi gökyüzü ne de kara toprak Ebuzer’den daha doğru sözlü birini görmemiştir.’’ demişti. Günler geçti ve Peygamber Efendimiz ahirete göçtü! Efendimizin cenaze merasimi sürerken gerçekleştirilen halife seçimi sonrası Hz. Ebu Bekir halife seçildi. İki yıl sonra Hz. Ömer ve ardından Hz. Osman halife seçildiler.

İslam toprakları genişledikçe ve hazine gelirleri arttıkça ihtilaflar arttı. Hz. Ali evine çekilmişti. Habeşli bir köle olan Hz. Bilal, Acemli bir köle olan Hz. Selman, Rum diyarından gelmiş gariban Hz. Süheyb, kimsesiz, fakir, Yemenli bir aileye mensup Hz. Ammar sahneden çekildiler. Hepsi Efendimizin sadık yakınlarıydılar.

Hz. Ebuzer’in Medine’deki varlığından rahatsız olan seçkinler onun Şam’a gönderilmesini sağladılar. Şam Valisi Muaviye’nin yaptırdığı ihtişamlı sarayı gören Hz. Ebuzer ‘’ bu sarayı kendi paranla yaptırıyorsan israftır, eğer halkın parasıyla yaptırıyorsan haramdır’’ dedi.

Muaviye onu Kıbrıs cihadına gönderdi. Eğer fetih gerçekleşirse Muaviye’nin gururu ve “İslam’ın izzetidir!”, eğer Hz. Ebuzer öldürülürse, elini onun kanına bulamadan zararından kurtulmuş olacaktı. Ancak Hz. Ebuzer sağ döndü. Gecikmeden mescide gitti ve yanlışa yanlış demeye kaldığı yerden devam etti.

Muaviye, Hz. Ebuzer’in kölelerin hürriyeti ve açların doyurulmasını ne kadar istediğini biliyordu. Bir köleye: “Eğer bu altın kesesini Hz. Ebuzer’e vermeyi başarırsan özgürsün!” dedi. Köle, Hz. Ebuzer’e gitti. Hz. Ebuzer kabul etmedi. Köle ne kadar ısrar edip yalvardıysa da Hz. Ebuzer bir tek cevap verdi: ‘’Hayır!’’ Sonunda köle şöyle dedi: “Ey Ebuzer! Allah seni bağışlasın, bu parayı al, çünkü benim özgürlüğüm sana bu parayı vermektedir.” Hz. Ebuzer cevapladı: “Evet ama benim de köleliğim bu parayı almaktadır!” Muaviye onu tekrar Medine’ye göndermekten başka çıkar yol bulamadı.

Hz. Ebuzer’in Medine’deki ikameti uzun sürmedi. Zira orada da, ‘’Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele!’’ mealindeki Tevbe Suresi’nin 34. ayetini okuyarak, altın ve gümüş biriktirenlere karşı tavrını sürdürdü.

Hanımı Ümmüzer’le birlikte Medine yakınındaki Rebeze köyüne giderek yaşamaya başladı.

Hac kervanlarının yolu üstündeki bu ıssız köyde yokluk içinde sürdürdüğü hayatı çok geçmeden son buldu. Tıpkı Bizans’a karşı çıkılan Tebük Seferinde, zayıf devesi nedeniyle ordunun gerisinde kalıp, tek başına yürüyerek orduya yetiştiğinde Efendimizin onun hakkında buyurdukları gibi;

‘’ Allah Ebuzer’e rahmet eylesin. O, yalnız yaşar, yalnız yürür, yalnız başına vefat eder ve yalnız başına haşrolunur.’’

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.