Çin Virüsü Salgını Ardındaki Gerçekler
Çin Virüsü Salgını Ardındaki Gerçekler
"Çin, inanılmaz bir propaganda savaşına başlatmış, sosyal medyada kasıtlı manipülatif haberler yaymakta, yaygın basında kirli ilişkilerini kullanarak ekranları ve gazeteleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktadır."

Koronavirüsün (Covid-19) Aralık 2019 yılında Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkarak küresel bir salgın halini alması,kolayca bulaşan ve öldürücü olan bu virüs hakkında birçok spekülasyonu beraberinde getirmiştir. Bugün İtalya, İspanya, Amerika, Fransa ve İngiltere’de kontrolden çıkan, Türkiye, İsrail ve Yunanistan’da da sınırları zorlayan bir çizgide seyreden salgın tüm dünyada ekonomik ve sosyal bir krize yol açmıştır.

Trump’ın Covid-19’dan ısrarla Çin Virüsü diye bahsetmesi üzerine başlayan tartışmalarda şüphesiz ki Çin’in rolü göz ardı edilemeyecektir. Zira bilim insanları için bu durum sürpriz değildi. 2007 yılında Hong-Kong’da yayınlanan bir makalede Çin Anakarasındaki vahşi hayvan tüketim kültürünün SARS tipi virüslere yol açabileceği konusuna dikkat çekmekteydi. Zira başta yarasa ve yılan olmak üzere Çin’deki canlı hayvan pazarlarında satılan birçok hayvanın barındırdığı virüslerin doğrudan akciğere yapışan ve tüketen cinsten tehlikeli bir tür olduğu bilinmekteydi. Bilim adamlarının tüm uyarlarına rağmen bu pazarları kapatmayıp vahşi hayvan tüketimini yasaklamayan Çin, SARS virüsünde olduğu gibi Koronavirüsün anavatanı olmuştur.

2019 yılının Aralık ayında bir doktorun Koronavirüs’ün toplumda yayıldığını keşfederek SARS benzeri bir virüsün yayılmaya başladığını kamuoyuyla paylaşması karşısında Çin Komünist Partisi doktoru “halkta panik yaydığı” gerekçesiyle tutuklamış, salgın söylentilerinin yabancı propaganda ürünü olduğunu açıklamıştır.

Tutuklu halde Koronavirüs’ten ölen doktorun açıklamaları, Çin haberleşme uygulaması WeChat üzerinden halk arasında konuşulmaya başlanmış ve halk kısa sürede gerçekleri öğrenmiştir. Salgının artık gizlenemediği bir aşamada 15 Ocak 2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü, virüsün insandan insana bulaşmadığı, sadece vahşi hayvan tüketenlerde görüldüğünü, dolayısıyla panik olmaya gerek olmadığını açıklamıştır.

DSÖ Genel Sekreteri virüsün Avrupa’da görülmeye başladığı günlerde defalarca basın toplantısı düzenleyerek Çin’in virüsle mücadelede çok başarılı olduğunu açıklamıştır. Sonraları emekli büyükelçimiz Namık Tan, DSÖ Genel Sekreteri Tedros Adhanom Çin’in çabaları sonucunda o makama seçildiğini hatırlatarak Çin ile DSÖ arasındaki ilişkiye dikkat çekmiştir. Gerçekten de Dünya Sağlık Örgütü’nün adeta ÇKP’nin bir organı gibi davranması oldukça dikkate değerdir.

Bugün Çin, ülkesinde koronavirüs’ten ölenlerin sayısını 3.500 civarı olarak verirken İtalya’da ölü sayısının çok daha fazla olması Çin’in hastalığı sakladığı gibi ölümleri de saklamış olabileceği sorusunu gündeme getirmektedir. Bu konu hakkında henüz resmi bir suçlama olmasa da Ocak-Şubat 2020 aylarında Çin’de 14 milyondan fazla telefon kullanıcısının telefonunun kapandığı gibi çarpıcı verilere ulaşılmıştır.  Çin’de resmi verilere göre aylık ortama ölümün 2 milyon kişi olduğu göz önüne alınırsa 10 Milyon olağandışı bir ölüm söz konusudur. Bunun yanı sıra toplu ceset yakma işlemlerine dair kaynağı belirsiz bi takım videolar da sosyal medyada dolanmaya başlamıştır. Çin’in virüs konusundaki şeffaf olmayan politikaları sebebiyle böyle söylentiler daha dolanmaya devam edecek gibi gözüküyor.

Bugün itibariyle Çin hükumeti ülkede koronavirüs salgınının sona erdiğini belirterek hayatın normale döndüğünü açıklamıştır. Buna rağmen ülkedeki yabancı gazetecilerin çalışma izinlerini iptal ederek ülkeye yabancı girişini yasaklayarak ülkenin dışarıyla iletişimini kesmiştir. Hal böyle olunca Çin’den sağlıklı haber almanın neredeyse imkanı kalmamıştır.

Bütün bunlar yaşanırken Çin, inanılmaz bir propaganda savaşına başlatmış, sosyal medyada kasıtlı manipülatif haberler yaymakta, yaygın basında kirli ilişkilerini kullanarak ekranları ve gazeteleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktadır. Çin, kendi kusurunu mu yoksa kastını mı örtmek istemektedir bilinmez ama salgını bir avantaja çevirme derdinde olduğu aşikardır.

Özellikle ülkemizde ve İtalya’da sosyal medyada Çin’in ülkelere sattığı tıbbi malzemelerini bağışlamış gibi yayınlar yapılmıştır.Bunun yanı sıra adını açıklamayacağım ancak beni şahsen tanıyan okuyucuların kim olduğunu anlayacağı İtalyan Başbakanı Conte’nin danışmanlığını yapan bir akademisyenden aldığım bilgiye göre Çin sadece tıbbi malzeme satmakla kalmamış (Hızlı üretildiği ve hızlı teslimat sağlandığı için Çin’den almayı tercih etmişler) salgın sonrası İtalya’sı için ekonomik kurtarma paketi ve bu paket kapsamında oldukça düşük faizli kredi vermeyi teklif etmişler. Ancak paketin içeriği İtalya’nın bir çok stratejik kurumunu da Çin’e rehin verilmesi teklifini içeriyormuş. İtalyanlar bu kadar kısa sürede ödeyemeyecekleri borcun bu kurumların eninde sonunda Çin’e devri anlamına geleceğinin farkına vararak dehşete düştüler. Benzer şekilde Çin, Türkiye’nin yol ve köprü projelerine ilgi göstermektedir. Yavuz Sultan Selim köprüsünün işletmesine Çinlilerin ortak olması, Kanal İstanbul’a Çin ilgisi sadece basına yansıyanlardır.

Bir yandan da borsa düşmekte şirketler değer kaybetmekte, ekonomik resesyonun böyle sürmesi halinde sistemin ayakta kalmak için ihtiyacı olan finansmanın nereden geleceği merak konusudur. Bu durum şüphesiz ki düşük kur politikası uygulayarak parasının değerini düşük tutmuş ve döviz stoklamış Çin için kaçınılmaz bir fırsattır. Çin’in ilk fırsatta ucuz finansman vaadiyle ortaya çıkaran işletmeleri satın alacağı bir gerçektir.

Çin’in virüs salgınını ekonomik ve siyasi bir fırsata dönüştürmesi ise akıllara salgının Çin tarafından planlanan bir biyolojik saldırı olduğu teorilerini akla getirmektedir. Ancak bu iddialara dair tek somut, 2015 yılında İtalyan TGR Leonardo televizyonunun yaptığı haberdir. Haberde Çin Devleti’ninWuhan’daki laboratuvarlarda SARS tipi virüsler üzerinde doğrudan akciğere saldıran daha ölümcül bir virüs üzerinde çalıştığını belgelemiştir. Şüphesiz ki üzerinde deney yapılan virüs ve virüsün merkezinin doğru şekilde 5 yıl önceden verilmesi bir takım şüpheleri beraberinde getirmiştir. (Kaynak: https://www.repubblica.it/cronaca/2020/03/25/news/coronavirus_tg_leonardo_esperimento_cinese_pipistrelli-252312426/?refresh_ce

Ülkemizdeki bazı yerel kaynakların daha Ekim Kasım aylarında Çin’in ülkemizdeki tıbbi maske satan üreticilerden olağandışı siparişler verdiği, esnaftan da bu maskeleri toplu şekilde satın aldığı yönündeki haberleri de göz önüne alınırsa komplo teorilerinin üzerinde biraz daha durmak gerektiği aşikârdır.

Etiketler
Avukat, YATA Türkiye Genel Başkanı
İlgili Haberler