02 Eylül 2017 Cumartesi 11:57
Aylan bebeğin halası ilk kez konuştu

2 yıl önce Avrupa'ya gitmeye çalışırken yaşamını yitiren ve cansız bedeni Alihoca Burnu Plajı'na vuran 2 yaşındaki Aylan Kurdi'nin halası Tima Kurdi, "Alan’ın (Aylan) Bodrum’da o plajda fotoğrafını gördüğümde Allah’ın bir mesajı olduğunu düşündüm. 2 Eylül 2015’te dünyanın ağladığını gördüm. Ama birkaç ay sonra herkes kendi işine döndü. Oysa o zaman herkes kendini bir parça sorumlu hissetti ve yardımcı olmaya çalıştı.”

Suriye'deki iç savaştan kaçmak isteyenlerin bindiği botun alabora oması sonucu yaşamını yitiren ve günlerce gazete manşetlerinden düşmeyen Aylan Bebeğin Bodrum Turgutreis Fenerburnu Sahili'ne vuran cansız bedeninin üzerinden 2 yıl geçti. Hürriyet'ten Banu Şen'in sorularını yanıtlayan Aylan Kurdi'nin halası Tima Kurdi'nin yanıtları şöyle:

Ailenizden 3 kişinin hayatını kaybettiği o facianın üzerinden 2 yıl geçti. Geriye baktığınızda neler değişti hayatınızda?

Ben ve ailem için hayatımızın en kötü, en trajik 2 senesiydi. İnsanların ne olduğuyla ve hayatımıza devam etmek için, elimizden gelenin en iyisini yapmaya ne kadar çalıştığımızla ilgili hiçbir fikri yok. Alan’ın (Aylan) Bodrum’da o plajda fotoğrafını gördüğümde bunun Allah’ın bir mesajı olduğunu düşündüm. Elbette daha önce binlerce çocuk öldü ve hâlâ ölüyor. Ama o çocuğu oraya ben koymadım. Kuvvetli olarak inanıyorum ki Allah bizim bir arada olmamızı, birbirimizi sevmemizi, birbirimizi anlamamızı, bencil olmamamızı ve her şeyden şikâyetçi olmaktan vazgeçmemizi istedi. Alan’ın fotoğrafı sanki o binlerce çocuğun fotoğrafı gibiydi.

Hangi dine inanırsan inan Allah uyanmamız için mesaj verdi. İnsanoğlu insanoğludur. Nereden geldiğin önemli değildir. 2 Eylül 2015’te Alan plajda bulunduğunda dünyanın ağladığını gördüm. Size beni nasıl vurduğunu anlatamam. Bunu anlatacak kelime yok. Ben o fotoğrafa bakamıyorum. Oysa o zaman herkes kendini bir parça sorumlu hissetti ve onun kendi oğulları da olabileceğini düşündü. O insanlara yardımcı olmaya çalıştılar. Sınırları açılması gibi... Ama birkaç ay sonra herkes kendi işine döndü.

Siz yine Kanada’daydınız. İlk duyduğunuzda ve o fotoğrafı gördüğünüzde ne yaptınız? Ne hissettiniz?

Benim için her zaman bunu konuşmak çok zor. Kardeşimin bu yolculuğa çıkacağını biliyordum. O eylül sabahı erkenden kalktım. Telefonuma baktığımda ailemden onlarca telefon çağrısı gördüm. Türkiye’dekilerden Suriye’dekilerden. O an bir şeyin kötü gittiği düşüncesiyle panik atak yaşadım. Suriye’deki kız kardeşimi aradım önce. Çok kötüydüm. Tek duyduğum Abdullah’ın ismiydi. Kalbim çok hızlı çarpmaya başladı. Sonra İstanbul’daki kız kardeşim ile diğer erkek kardeşim Muhammed’i aradım. Karısı ağlayarak açtı. Bana kötü haberi verdi. Abdullah’ın ailesi Alan, Ghalip ve karısı Rehane ölmüşler, boğulmuşlardı. Yere düştüm, yüksek sesle bağırdım. Tüm dünyaya ‘Yeter artık!’ diye bağırmak istedim.

Bir süredir Türkiye’deydiler. Neden burada kalmadılar, bu zor yolculuğu seçtiler? Genelde insanların kafasında bu soru oluyor…

Uzun zamandır acı çekiyorlardı. Göç eden insanların bunu neden yaptığını soran insanlara şunu söylemek istiyorum: Hiç kimse kendini bu tehlikeli duruma sokmak istemez, daha kötü bir durum olmadıkça. İşte bu yüzden ben kalbimden gelen sesi dinledim. "İnsanlara anlatmalısın ve sesini duyurmalısın" dedim. 2 yıldır sürekli konferanslarda seminerlerde üniversitelerde konuşma yapıyorum. Birçok organizasyonda anlatıyorum.

"O SİZİN OĞLUNUZ DA OLABİLİRDİ"

Peki bu konferanslarda, toplantılarda verdiğiniz mesaj nedir?

“Kendinizi onları yerine koyun” diyorum ama örneğin Kuzey Amerika’da insanlar çok uzak olduğunu düşünüyor. “Benimle bir ilgisi yok ve bir şey yapmadım” diyor. Aslında herkes sorumlu. “Hayal edin. O sizin de oğlunuz olabilirdi ve bir gün siz de her şeyinizi geride bırakıp göç etmek zorunda kalabilirdiniz. Umut istediğinizi düşünün. Ne yapardınız?” diye anlatıyorum. “Politikacılarınızla konuşun, sesimizi duyurmaya yardımcı olun” diyorum. Ben son 2 yılda yaptıklarımla gurur duyuyorum. Çünkü sadece ailem için yapmadım, başkalarına yardım ettim. Bana dayanma gücü verdi. Bu benim için insanların kafasına umut tohumu ekmek ve onu yavaşça sulamak gibi.

O günlerde dünya liderleri yanınızda olduğunu ifade etti. Onlara ne söylemek istersiniz?

"Dünyaya yeter artık mültecilere yardım edin ve bir çözüm bulun" diyorum. Mültecilerin sebebi bu savaş. Dünya liderlerine de sesleniyorum: Lütfen bu insanların çektikleri acıları düşünün. Onların haysiyetlerini geri verin. Onların kendi evlerine dönmelerine izin verin. Savaş başlayalı 7 yıl oldu. Eğer mültecilere sorsanız şimdi büyük çoğunluğu kendi evine dönmek isteyecektir. Ama maalesef gidecek bir evleri yok artık. Dürüst olmak gerekirse bunun çok zor olduğunu biliyorum. Hicaba girmiş Müslüman insanların Avrupa’da ve Batı ülkelerinde güvende olmalarını nasıl sağlayacağız? Çünkü herkes onlara bakıp terörist olduklarını düşünüyor. Oysa onlar da sizin benim gibi sıradan insanlar. Bunu aslında insanların aklına sokulmasına izin veren de liderler. 

"SADECE İKİ KELİME; SAVAŞI DURDURUN"

Aslında mülteci sorunu için çözüm basit: Savaşın bitmesi diyorsunuz.

Evet. Sadece iki kelime ‘savaşı durdurun!’ Herkes mülteci krizini konuşuyor. Bunları konuşmaktansa mültecilerin göç etmesine neden olan şeyi ortadan kaldırın. Ülkelerinde yaşanan şeyler o mültecileri göç ettiriyor. Suriye’deki savaşla ilgili politik şeyleri durdurursak insanlar göç etmeyecek. Bunu söylemeye devam edeceğim. Ama eğer savaş devam ederse daha çok vahşet ve göç eden mülteci göreceğiz. Bunu bitirmeye ihtiyacımız var.

“O fotoğrafın bir şeyleri değiştirebileceğini düşündüm ama olmadı” dediniz. Böyle olmadığı gibi tam tersi yayılan ırkçılık dalgasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Irkçı insanlar her ülkede var. Ama çoğunluk mültecilerin yanında. Sadece seslerini çıkarmıyorlar. Dünya liderleri harekete geçmezse hiçbir şey değişmeyecek. Biz kötüsünü henüz görmedik. 2 yıl öncesine baktığımda o fotoğrafın dünya tarihideki en büyük felaket olduğunu düşünüyordum. Ama her sene daha büyük felaketler görüyoruz. Ben dünya liderlerine şu mesajı verdim: Kalplerinizi açın. Sınırlarınızı açın.

AYLAN DEĞİL ALAN

Alan Kurdi’nin adı Türkçede ilk rapor edildiğinde uluslararası ve ulusal haberlerde Aylan olarak geçti. Ancak Baba Kurdi, yaptığı bir açıklamada oğlunun adının medyada Alan olduğunu ve “Aylan” olarak yazılmasından rahatsız olduğunu söyledi: “Lütfen ona ‘Aylan’ değil ‘Alan’ deyin. Bu benim için önemli”

Son Güncelleme: 02.09.2017 12:05
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.