Türkiye'de sol, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini tartışıyor VII: Mustafa Yalçıner
Türkiye'de sol, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini tartışıyor VII: Mustafa Yalçıner
Emek Partisi GYK üyesi ve 68 kuşağının simge isimlerinden Mustafa Yalçıner, "Türkiye'de sol, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini tartışıyor" serisi kapsamında Vaziyet'in sorularını cevaplandırdı.

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş halini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu işgale giden süreç nasıl gelişti ve sonuçları neler olabilir? Solun farklı kesimleri savaşın başlangıcına farklı açılardan yaklaşıyor...

Savaşın Rusya ile Ukrayna arasında sürmesi bir gerçek; ancak gerçeğin ancak yarısı. Rusya-Ukrayna Savaşı, aslında daha büyük bir savaşın parçası ya da başlangıç aşamalarından biri sadece. Henüz taraflarının birbirlerine karşı doğrudan silah kullanmaya başlamadıkları bu büyük savaşsa ekonomik ve siyasal alanda çoktan başlamış durumda. Bir yanda Rusya ile Çin ve karşılarında özellikle ABD ve İngiltere’nin bulunduğu dünyanın emperyalist büyük güçler arasında yeniden paylaşılmasına yönelik saflaşmada şimdiye kadar ABD ve Batının çoğu durumda “renkli devrimlerle” eski SSCB ve Varşova Paktı ülkeleri topraklarına yayıldığı ve Avrupa’da Belarus ve Ukrayna dışında kalan ülkeleri AB ve NATO’ya kattığına tanık olduk. Öte yandan Çin de ekonomik bakımdan bütün kıtalara yayıldı ve az sayıda olmayan ülkeyi borçlandırma, yatırımlar ve ticaret yoluyla kendisine bağladı. Rusya, Gürcistan Savaşıyla batının yayılmasına karşı tutum aldı. Ardından Suriye’de karşılarına dikildi. Arada ABD’nin açtığı “ticaret savaşlarını” izledik ki bunlar hala sürüyor.Güney Çin Denizinde Çin, arkasına ABD’yi alan Japonya’nın muhalefetine karşın biri doğal diğerleri resiflerden oluşan adaları yapay olarak birleştirip üs haline getirerek silahlandırdı. Ve şimdi Ukrayna Batının kışkırtmasıyla AB ve NATO üyeliğini gündemine aldığında bu ülkeye saldırdı.

Rusya “kırmızı çizgisi” olarak ilan etmişken, peşlerinden birçok ülkeyi de sürükleyerek, özellikle ABD ve İngiltere Ukrayna’nın NATO üyeliğinde ısrar etti ve Rusya ile anlaşmaya yanaşmayarak ciddi bir savaş kışkırtıcı politika izlediler. Rusya Ukrayna’ya saldırdıktan sonra da bu ülkeye başta yerden havaya füzeler olmak üzere silah göndermekle kalmıyor, “gönüllüler” adı altında özel kuvvetler de gönderiyorlar.

Sizce savaşın gidişatı Rusya açısından bir “bataklık” olabilir mi? Yoksa Ukrayna, enformasyon konusunda Rusya’ya göre daha mı başarılı? Özellikle kamuoyunda, Rusya’nın ve Putin’in önemli ölçüde etkisiz kaldığına dair yorumlar mevcut.

Enformasyon konusunda başarılı olan Ukrayna değil, ama genel olarak Batı. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması, farklı çıkarlara sahip oldukları ABD-İngiltere ortaklığından oldukça değişik bir politika izlemekte ve hatta bir Avrupa Ordusu kurma yöneliminde olan başta Almanya ve Fransa olmak üzere AB ülkelerinin Amerikan-İngiliz çizgisine yaklaşmasına neden oldu. Ve emperyalist batının tüm ideolojik aygıtları şimdi neredeyse tek sesli enformasyon geçiyor. Tüm batı medyası ve ajanslarının Rusya karşıtı yayın yapmasında anlaşılmayacak şey yok.

Rusya’nın ise devasa silahlı gücüne rağmen Ukrayna’da hızlı bir ilerleme sağlayamadığı ortada. Bunda, zaten saldırgan bir güç olarak teşhir olmuşken, kendisini hiç altından kalkamayacağı bir duruma düşüreceğini bildiği çok sayıda sivil can kaybına da yol açacak kentlere yönelik yıkıcı bir saldırıdan kaçınıyor olmasının da payı var. Ancak asıl olarak, Ukrayna’da umduğundan farklı gelişmelerle karşılaştı. Başta Rusça konuşan nüfus olmak üzere on yıllarca Rusya ile birlikte davranmış bu ülke halkının önemli bir bölümünün kendisinden yana ya da hiç değilse hayırhah bir tutum almasını öngörmüş olmalı Rusya. Rus saldırısı karşısında en azından şimdilik halkta bir bölünme görülmedi. Üstelik yakın geçmişe kadar Rus ve Batı yandaşları olarak bölünmüş olan Ukrayna egemenlerinin de farklı bir yönelimine tanık olunmadı. Dolayısıyla Rusya güç politikası izleyerek ulaşmayı umduğu hedeflere bugüne kadar ulaşamadı. Bunlar başlıca, güç kullanarak, ya bu hükümetin ya da yerine gelecek yenisi aracılığıyla Ukrayna’yı NATO üyeliğinden vazgeçirmek ve Kırımla ülkenin doğusunun de facto durumunu tanımasını sağlamaktı.

Ukrayna’da Zelensky’nin %73’lük bir oy oranı da söz konusu. Yani Ukrayna halkının iradesi ile Rusya’nın politikaları arasında böyle bir değerlendirme de mevcut. Zira Zelensky, NATO ve AB vurgularını kampanya boyunca kullanmıştı. Bu açıdan, bir ülke halkının NATO’yu veya AB’yi tercih edeceğini açıkça ifade eden bir lidere çok ciddi ölçüde destek vermesi önemli değil mi? Ya da meseleye demokrasi açısından bakılmamalı mı?

Zelinsky’nin oy oranı değişebilir, değişecektir. Ancak Ukrayna halkının Rus saldırısına karşı tutum aldığı açık ve bu, istisnaları olsa bile, tüm dış saldırı ve işgallere karşı halkların ortak tutumudur. Ancak sorun emperyalistler arasında dünyanın yeniden paylaşımı sorunuyken, herhangi bir gerekçeyle taraflardan biri ya da diğerinin haklılığı ileri sürülemez.

Ukrayna’da, şimdi, ABD ve müttefikleriyle NATO sorunun Ukrayna’nın kendi kaderini tayin hakkı ve egemenliği sorunu olduğunu ve bu ülkenin bu haklarının tanınması gerektiğini, Rusya ise Ukrayna’nın Rusya’nın bir parçası olduğunu ileri sürüyor. Bu gerekçelere demokrasinin savunulması da dahil edilebilir. Ukrayna halkının şüphesiz Rus saldırısı ve işgal dayatmasına karşı savaşma ve saldırıyı püskürtme hakkı vardır ve bu şartsız desteklenmelidir; ancak Zelinsky ve temsil ettiği Ukrayna tekelci burjuvazisiyle Ukrayna halkı ayrılmaz bir bütün değildir. Zelinsky Ukrayna tekellerinin çıkarlarını temsil ediyor, halkının değil.Dolayısıyla Ukrayna halkının kurtuluş davası Zelinsky ve temsilcisi olduğu batı işbirlikçisi tekellerinUkrayna kapitalizmini ihya ve Batıya entegre etme “davası” ile özdeşleştirilemez. Ukrayna halkı gerçekten zor durumda: hem Rus zorbalığından kurtulmak hem de Rusya yerine Batı boyunduruğuna girmemek ve tekellerin egemenliğini kabullenmemek zorunda. Dolayısıyla birden çok cephede kurtuluş mücadelesi yürütmek durumunda.

Batı’nın Rusya’ya yönelik yaptırımları hakkında ne düşünüyorsunuz? Özellikle doğrudan Rusları hedef alan yaptırımlar da mevcut ve bunlar sosyal medyada da tartışmalara sebep oluyor.

Batı’nın Rusya’ya yönelik yaptırımları, II. Dünya Savaşı’nda rakiplerin birbirleriyle tamamen kesilmiş olan sınai, ticari ve bankacılık alanlarını kapsayan yaptırımları bir yana bırakılırsa, tarihte tanık olunmuş en sert yaptırımlar. Belirli batı ülkelerinde Dostoyovsky’nin kitaplarının bile yasaklanması, Rusya’nın spor karşılaşmalarından dahi ihraç edildiği dikkate alındığında yaptırımların dozu hakkında bir fikir sahibi olunabilir. Ekonomik alanda, yalnızca Avrupalıların, özellikle Rus gazını almadan edemeyecek durumdaki Almanya’nın ısrarı sonucu bankacılıktaki swift uygulamasının istisna edilmesiyle, tam bir ambargo altında Rusya. BP Rosneft’teki yaklaşık %20 hissesini sattı ve bu bütün batılı şirketlerin tutumu durumunda. Rus uçakları havaalanlarına kabul edilmiyor ve Rusya’ya hemen tüm hava sahaları kapatıldı. Batıdaki Rus oligarkları, örneğin İngiliz Chelsea kulübünün sahibi Abromowitch varlıklarını satmaya zorlanıyor.

Yaptırımların, Rusya’nın öngördüğü seviyeyi aştığı ve bu ülkeyi zora sokmaya başlayacağı kesin. Örneğin Rus bankaları Eylül’e kadar dolar hesaplarından para çekilmesini durdurdu. Petrol ve doğalgaz satışları, alıcıların alternatifsizliğinden herhalde sürecektir, ancak diğer tüm sektörlerde Rusya, batının boşluğunu sadece Çin ve silahlanmasıyla ekonomik ilişkileri bakımından Rusya ile sıkı bağlara sahip Hindistan ve İran’la Türkiye gibi belirli açılardan kendisine muhtaç ülkelerle doldurmaya çalışacaktır. Yetmeyeceği ve Rusya’nın ciddi ölçüde zorlanacağı tartışma götürmez, ancak yaptırımlar dolayısıyla Rusya’nın yumuşatsa bile politikasını değiştirmesi beklenmemelidir.

Rusya’ya yönelik yaptırımların Rusları etkilemezlik etmeyeceği açık. Bunlar, özellikle alt ve orta sınıflarıyla Rus halkının eğilimlerini farklılaştırıcı etkide de bulunabilir ve orta vadede Putin aşağıdan gelen bir baskıyla yüz yüze kalabilir.

Sizce savaş karşısında solun tavrı ne olmalı? Hem Türkiye özelinde hem de dünya genelinde yorumlayabilir misiniz?

Sosyalistler savaşın iki tarafından birini destekleyemez. Ne Batılı emperyalistleri ne de Rusya ve ona destek sunan Çin emperyalizmini. Yalnızca Ukrayna halkının kurtuluş mücadelesi desteklenebilir ve desteklenmelidir. Bunun Zelensky rejimi ve batı işbirlikçisi diktatörlüğünün desteklenmesi anlamına gelmeyeceği önceki bir soruya yanıtta belirtildi. Sosyalistler, Rusya’nın saldırganlığını kınarken, Türkiye ve dünya halklarını özellikle Amerikan ve İngiliz emperyalizmi ve NATO’nun savaş kışkırtıcılığı konusunda uyarmalı, onları emperyalist hegemonya ve paylaşım kavgasının bir tarafı olarak suçlamalı ve Rusya’nın karşısındaki asıl gücün onlar olduğunu ortaya koymalıdır.

Türkiye, her yönüyle bu savaşın dışında kalmalıdır. Ukrayna’ya kârlı İHA ve SİHA satışları durdurulmalı ve Kanal İstanbul hülyasıyla tartışmaya açılan Montrö Anlaşması hükümleri olduğu gibi uygulanmalıdır.

Bütün ülkelerdeki yabancı askerler bulundukları topraklardan çekilmeli, emperyalist üsler kapatılmalı, Türkiye NATO’dan çıkmalı ve NATO dağıtılmalıdır.

EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz’in 1 Mart 2022 tarihli Evrensel gazetesindeki yazısında, Putin’e yönelik eleştiriler de söz konusu. Geçmişte Varşova Paktı’nın Çekoslavakya’daki müdahalesi de kırılmalara sebep olmuştu. Bugün de benzer durumlar mevcut gibi sol açısında. Mesela Grup Yorum’un Moskova’daki Rusya’ya destek konseri sosyal medyada oldukça gündem oldu ve tartışma yarattı. Sol açısından bunun gibi durumlar bir kırılma yaratabillir mi?

“Sol” tanımına CHP de giriyorsa ki, öyle iddia ediyor kendileri, onlar açıkça NATO’yu destekliyorlar. Ukrayna saldırısıyla Çekoslovakya’nın işgali kategorik olarak benzer değiller. İlki revizyonist bir ülkenin saldırganlığının göstergesi. İkincisiyse Rusya’nın açık bir emperyalist saldırganlığı.

Grup Yorum’un Moskova konseri, bildiğim kadarıyla Rusya’nın Ukrayna saldırısı öncesinde kararlaştırılmıştı ve yine bilebildiğim kadarıyla bir “Rusya’ya destek konseri” değildi. Sadece attıkları “sosyalizmin anavatanından selamlar” içerikli tweet sorunlu; Putin Rusya’sının sosyalizmle tek ilgisi ona küfür etmek çünkü. Putin Ukrayna’nın kaderini tayin hakkını tanımış olması dolayısıyla Lenin’i suçluyor ve Çarları savunuyor.

Sosyalistler açısından kırılma yaratacak bir gelişme değil, son Rusya saldırısı. Ancak bilinçaltlarındaki Rusya’nın sosyalizmin gerçekten anavatanı olduğu günlerin hatırasıyla yaşayan, dünyaya bakışları bu ülkenin 20. yüzyılın son kırk küsur yılından bu yana yaşadığı gericilik sürecinin farkında olmayacak kadar bulanmış son derecede sınırlı sayıda kişiler belki hala Rusya’ya olumlu yaklaşabilir. Bunlar da “sol”da kırılma yaratacak bir etken oluşturmazlar.

Son olarak, Türkiye’de solun mevcut durum karşısındaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce gerekli tepkileri verebildiler mi, yanlış bakılan noktalar, eksikler var mı?

NATO’yu destekleyen, bu zaten bir program maddesi olan CHP sayılmazsa, “sol” genel olarak yanlış tepkiler vermedi. Grup Yorum’un tweet’inin yanı sıra belki gerekli olan NATO vurgusunun abartılmasıyla Rusya’nın saldırganlığının bir miktar küçümsendiğinden söz edilebilir. Buna bir de, ortaya atılan “Rusya’nın emperyalist olmadığı” içerikli görüşler eklenebilir ki, bunlar önemli bir yekûn tutmamaktadır.

İlgili Haberler