Türkiye'de sol, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini tartışıyor VI: Ufuk Uras
Türkiye'de sol, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini tartışıyor VI: Ufuk Uras
Vaziyet’ten Alperen İnce, “Türkiye’de sol, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini tartışıyor” serisinin altıncısı ÖDP’nin kurucu genel başkanı ve eski milletvekili Ufuk Uras ile konuştu.

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik işgal girişimine dair neler söylemek istersiniz? Sizce bu işgalin gerekçeleri nedir, sonuçları ne olabilir?

Herhangi bir işgal girişimi, ilk başta kabul edilemez. Hangi ülke olursa olsun, ülkenin egemenlik haklarına müdahale ettiğiniz andan itibaren yanlıştır. Liberal bir bakış açısıyla işgal eden/edilen, tecavüz eden/edilen eşitlenemez. Dolayısıyla amasız ve fakatsız Ukrayna’nın Rusya tarafından işgali kategorik olarak reddedilmeli. Dünyada da gördüğüm; küresel vicdana aykırı olduğu için bir tepki aldı. Baştan Rusya’nın bu sürecin mağlubu olduğu söylenebilir. Askeri operasyon başarılı olabilir. Çarlık döneminden gelen “Büyük Rusya” idealleri tamamlanabilir. Ama orta ve uzun vadede Rusya’nın ve Putin rejiminin 21. yüzyılın dünyasının şekillenmesinde bir yeri olduğu kanaatinde değilim.

Sizce savaş karşısında solun tavrı ne olmalı? Hem Türkiye hem dünya açısından...

Dünya genelinde zaten savaş karşıtı bir tutum alındı. Türkiye’de de böyle. Küçük, marjinal, daha çok “Perinçekçi” diyebileceğim, küçük ve nasyonalist gruplar dışında Türkiye’de de zaten bu tutum alındı. Türkiye’de sol ister ABD olsun ister Rusya olsun bütün emperyalist güçlerin savaşına itiraz etmiş. Ama burada yapılması gereken sadece itiraz değil. Bizim, özellikle büyük silah şirketlerinin satışını elinde tutan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne yönelik dünya barış kamuoyu olarak bir alternatif geliştirmemiz gerekiyor. Yoksa emperyalizmler arası bir hiyerarşi yok. Emperyalizme dayanmayan bir kapitalizm yok. O yüzden Rusya’daki kapitalizmi ve Putin rejiminin Slav Nasyonalizmini olumlayacak bir durum da değil. Sol böyle bakmak durumunda. Çok daha önemlisi, nükleer saldırılara yönelik ve Putin rejiminin bombardıman ihtimalleri, dünya genelinde nükleer silah ve santrallere karşı bir kamuyou oluşturulmasının da ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra sadece savaşa karşı olmak yetmez, işgalin nasıl durdurulacağı üzerine de politika üretmek gerekir. Kabul etmek gerekir ki bizler, “bir arada yaşama” modeli üzerinde başarılı bir sınav vermedik. Biz derken, dünyadaki kriz merkezlerini kastediyorum. Belki Minsk Protokolü’ne geri dönmek, bir arada yaşama modeline karşı alternatif bir yaşam tahayyülü oluşturmak önemli. Tarihsel müktesabatımız da buna uygun. Brest-Litovsk Antlaşması’nda Lenin, Troçki ve arkadaşlarının Ukrayna’ya bağımsızlık sağlayan tutumlarının ne kadar önemli olduğunu gördük. Daha sonra, Putin rejiminin bütün bunları eleştirmesi bunların yanlış olduğunu ortaya koymaz. Solun, ayrıca Batı’nın çifte standardını ve özellikle sığınmacılarla ilgili çifte standardını ortaya koyması gerek. Ama nükleer silahların yılgı dengesi ile yeni bir döneme geçildiğini de görmek gerek. Yani klasik ve otomatik pilota bağlayan ezberlerimiz yeterli değil. Tek başına, paylaşım savaşıyla açıklayamıyorsunuz. Bu iş hep vardı zaten. Ama bu yılgı dengesiyle beraber yaşam alanları argümanına karşı bir pozisyon almak gerekiyor. Bence bu da son derece önemli. Birleşmiş Milletler’in yeniden yapılanmasıyla ilgili alternatif üretmek de buna dahil. Genellikle bu yılgı dengesi öncesi paradigmadan yola çıkarak pozisyon alınıyor. Ben buna da karşı çıkıyorum. Yani “tek kutuplu dünya” falan deniyor ama aslında tek kutuplu bir dünya değildi, hegemonik bir dünyaydı. Şimdiki sistemin özelliği, küreselleşmeyle beraber sistemin dışının olmaması. Bir karşı hegemonya oluşturmamız son derece önemli. Ukrayna halkının acılarını dindirmek için hızlı adım atmamız gerek. Ukrayna halkı neden kaçıyor? Neo-Nazizm'den kaçmıyor. Putin rejiminin bombalarından kaçıyor. Bu çok önemli. Yoksa Ukrayna’da Neo-Nazilerin oy oranı yüzde 2. Ama Putin’in dostları, başta Le Pen olmak üzere Neo-Naziler. Yani bizim, sol olarak fikren bazı argümanlara karşı uyanık olmamız lazım. Yani ABD, Irak’ı işgal ettiğinde ve biz karşı çıktığımızda, Saddam’ı sevdiğimiz için miydi? Afganistan’da işgale karşı çıktığımızda Talibancı olduğumuz için mi? Hayır. Zelensky rejimine sempati duymamamızdan bağımsız bir şekilde bu işgale karşı net bir şekilde karşı çıkmak önemli. Batı oyun oynuyor deniyor ama siyasette önemli olan da oyunu bozmak.

Batı’nın desteği ile ilgili sormak istiyordum aslında ben de. Malumunuz iki tez var. Batı, Ukrayna’yı kışkırtıyor veya Batı Ukrayna’yı yalnız bıraktı. Bununla ilgili sizin de bir paylaşımınız olmuştu. Sizce hangisi daha sağlıklı?

Zelensky’nin ifadelerine baktığımızda, bırakınız NATO Ukrayna’dan çıkmalı sloganlarını, zaten yalnız bırakıldıklarını kendileri ifade ediyorlar. Ama bu, bugüne ait bir şey değil. Rusya, Grozny’i yerle bir ettiğinde de yalnız bırakılmıştı o insanlar. O sefer de “Ya bunlar Müslüman, terörist, ne olacak ki?” denilmişti. Sonuçta, Batı’nın ya da NATO’nun kuşatma politikasını da eleştirmek, aynı zamanda Putin rejiminin genişleme çabalarını eleştirmek de mümkün. Ama burada “politik doğruculuk” diye acı çeken insanları “söyle bakalım bütün küresel güçlere düşman mısın?” diye sorgulamanın anlamı da yok. Rusya bu bombalamayı niye yapıyor? Pandemi sonrası bir içe kapanma olduğunu varsayarak, Batı’nın çok parçalı olduğunu varsayarak, Brexit nedeniyle bir yarık olduğunu varsayarak hamle yapıyor. Burada önemli olan, Ukrayna halkının başına gelenler. Yoksa bu rejimlerden biri ya da diğeri arasında karşılaştırma yapmak anlamında değil. Ve Putin, ne söylediyse tersini yaptı. Saldırma amacının olmadığını söyledikten 24 saat sonra saldırmaya başladı. Demek ki; esas mesele bu. NATO’nun niçin kurulduğunu vb. biliyoruz ama unutmayalım; bir dönem Rusya, NATO’nun içinde yer almak da istedi. Yani esas problem, kapitalist ve sosyalist blok arasındaki rekabet ortadan kalktıktan sonra, bir kapitalist dünya olmasına rağmen, güvenlik örgütleri arasındaki rekabetin kendini yeniden sürdürmesi. Yani Rusya’nın güvenlik kaygısı son derece meşrudur fakat bundan dolayı verdiği cevap gayrimeşrudur ve gayriinsanidir. Putin, bir savaş suçlusudur ve bizler, tıpkı Irak’ın işgaline ilişkin Bush’u temsili de olsa yargıladığımız gibi Putin’in yargılanması da son derece önemlidir.

“Avrupa Sol Partisi başta olmak üzere tüm dünya Rus işgalini kınıyor. Bütün ruh hastaları bizde mi toplanmış?” diye bir paylaşımınız oldu. Bunu sanırım sola dair kullandınız. Bunları hangi gruplara yönelik söylediniz?

Esas itibariyle tabii, ne kadar solda olduğu ayrı ama kendini öyle tarif ettiği için, Perinçek nasyonalizminin Rusya ve Putin'e desteğini benimseyen gruplara yönelik ifade ettim. Yani, sonuçta bir ülkenin kendi geleceğini belirleme hakkı hiçbir şekilde sorgulanamaz. Ülkenin izlediği politikalar işgal gerekçesi sayılamaz. Neden Falkland Savaşı’na karşı çıktık? Karşı çıktık diye o sırada Arjantin’de olan askeri diktatörlüğü mü benimsiyorduk? Yani Ukrayna yapılan herhangi bir yanlış, bu işgali meşru kılmaz. Bunu meşru gören bazı marjinal gruplara yönelik bunu eleştirdim. Bir de şunu görmek lazım, Ukrayna epey bir zaman önce nükleer silahlardan gönüllü olarak vazgeçti. Yani, Rusya’ya yönelik doğrudan tehdit olma durumu da yok. Ama varsayalım var; Küba krizinde bu mesele nasıl müzakerelerle çözüldüyse böyle çözülmeli. Genellikle yapılan analizlerde, komplo teorileri şeklinde sonuçtan neden gitme yönteminin yaygın olduğunu görüyorum. Bir yerde bir patlama oluyor, camlar kırılıyor. Camcılar kâr ediyor. Camcılar kâr ettiği için patlamayı camcıların gerçekleştirdiğine ilişkin yaklaşımlar var. Ama unutmamak gerekiyor ki düşmanınızın diliyle konuşmaya başladığınızda ona benzersiniz. Yani ABD uzun süre “potansiyel tehdit” kavramıyla daha ortada bir şey yokken ülkeleri bombalamaya başlamıştı. Şimdi aynı kavramsallaşmayı Rusya yapıyor. O yüzden belki, genç kuşaklar için Svetlana Aleksiyeviç’in “İkinci El Zaman” kitabı çok önemli. Tek başına edebiyat metni gibi bakmamak lazım. Sovyetler Birliği’ndeki bürokratik diktatörlüğün yıkılmasıyla beraber insanlar daha fazla demokrasi ve özgürlük beklerken, birdenbire otokrat ve mafyadan oluşan bir rejimin nasıl oluştuğunu ve bunun acılarının özetini anlatıyor aslında.

Grup Yorum’un da Moskova’da bir konseri oldu. Erkan Baş’ın da sözleri tartışıldı, “Türkiye SİHA satışını durdurmalı” diye. Bu konu hakkında söylemek istediğiniz bir şey olur mu?

Bu biraz artık, zamanın dışına çıkmak gibi bir şey. Eskiden “Komünistler Moskova’ya” denirken şimdi “Nasyonalistler Moskova’ya” durumu oldu. Putin rejimi kendi içerisinde bile bu ülkenin barışseverleri tarafından tepkiyle karşılanıyorsa kradal çok kralcı olmaya gerek yok. Tabii ki NATO bir hegemonik güç olarak ABD emperyalizmiyle birlikte eleştirilmelidir ama burada Ukrayna halkına saldıran NATO uçakları değil Rus uçaklarıdır. Dolayısıyla önümüzü dahi göremez hale geldiysek sağlıklı bir analiz yapamayız. Ama neyse ki Türkiye’de bu tür yaklaşım biçimlerinin marjinal olduğunu düşünüyorum. Toplumun çoğunluğu tabii ki bu acıyı paylaşıyor ve Putin rejiminin derhal Ukrayna’yı terk etmesi gerektiğini savunuyor. Ve çok daha değerlisi Rusya’daki barışseverler... Dolayısıyla kimin nerede, ne konser verdiğinden çok Rusya’daki barışseverlerin sesi insanlığın vicdanını temsil ediyor. Ona bakmak lazım.

Erkan Baş’ın paylaşımı?

Bakın bunu Rusya şöyle söylüyor. Nükleer ya da taktik nükleer silahların kaldırılması noktası... Bir tanesi de Türkiye’de. Tabii ki kaldırılmalı ama Rusya’dakiler ne olacak? Güvenlik Konseyi ülkelerinin hepsi silah satışı yapıyor. O yüzden bu tür meselelere sadece bir taraf açısından değil bütün taraflardan bakmak lazım. Bakın şöyle söyleyeyim; kişisel açılardan ve siyaseten, bizim bütün hayatımız NATO’ya karşı tutum almakla geçti. Türkiye’nin NATO’dan çıkmasını savunuyoruz. 40 yıldır hayatımız bununla geçti. Ama Türkiye NATO ülkesi diye Rusya, farazi olarak söylüyorum, Türkiye’ye karşı bir müdahale hakkını kendinde bulmasının kabul edilebilir bir yönü var mı? Dolayısıyla bunları birbiriyle karıştırmamak lazım. Tabii ki NATO eleştirilecek fakat bu “Yeni Çar” hegemonyasının insanlığın önüne koyduğu tehdidi de görmek gerek. Bunu görmediğiniz zaman zaten siyaseten kimse ciddiye almaz.

Son olarak, başka eklemek istediğiniz bir şeyler var mı? Ukrayna halkına ne mesaj vermek istersiniz?

Ukrayna halkıyla her zaman dayanışma içerisindeyiz. Oradaki acılar hepimizin acısı. Zaten öncelikli mesele uzmanların ve azmanların taktik ve stratejileri değil; acının bir an önce durdurulmasıdır. Bunun da yolu; Putin’in bir an önce tankını tüfeğini oradan çekmesinden geçiyor. Başka yolu yok.

 

 

 

 

İlgili Haberler