Türkiye'de sol, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini tartışıyor IV: Fatih Yaşlı
Türkiye'de sol, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini tartışıyor IV: Fatih Yaşlı
Akademisyen Fatih Yaşlı, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini Vaziyet'e değerlendirdi.

TKP Danışma Kurulu üyesi, Akademisyen ve soL gazetesi yazarı Fatih Yaşlı, "Türkiye'de sol, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini tartışıyor" dizisi kapsamında Vaziyet'e konuştu.

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş halini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu işgale giden süreç nasıl gelişti ve sonuçları neler olabilir? Solun farklı kesimleri savaşın başlangıcına farklı açılardan yaklaşıyor...

Bununla ilgili çok şey yazıldı, çizildi, bu yüzden tekrara düşmek istemem. En özet haliyle söylemek gerekirse, yaşananların gerisinde Soğuk Savaş sonrası kurulan yeni dünya düzeninin yaşadığı kriz bulunuyor. ABD ve Batı, post-Sovyetik dönemde dünyayı kendi tahayyüllerine göre dönüştürme projesine hız verdiler ve hem küreselleşmeyi hem neoliberalizmi derinleştirerek tek bir dünya pazarı yaratmaya çalıştılar. Bu pazar kuruldu evet ama emperyalizmin doğası gereği sadece serbest ticarete ve tek dünya pazarına yaslanması mümkün olmadığı için, toprağa dayalı egemenlik mücadeleleri ve bunun çıktısı olan jeopolitik yayılma arayışları da devam etti. Eski Sovyet coğrafyasında pazara eklemlenme süreçleri ile kapitalizmin güvenlik aygıtı NATO’ya dâhil edilme süreçleri birbirine paralel olarak ilerledi. Rusya ise Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası içerisine girdiği büyük krizden 2000’lerin başında yeni bir “devlet aklı”yla çıkmaya başladı ve adım adım kendisini emperyal bir güç olarak yeniden konumlandırdı. Dolayısıyla biz bugün küresel egemenlik mücadelesinin bir parçasını izliyoruz. Bu mücadele Soğuk Savaş’taki gibi kapitalizmle sosyalizm arasında değil, kapitalizmin iki farklı versiyonu arasında. Ayrıca şunu da unutmamak gerekiyor, mücadele eşit güçler arasında gerçekleşmiyor. Merkezinde ABD’nin bulunduğu Batı bloğu hala başat emperyalist merkezi ve hegemonik gücü oluşturuyor; Rusya ise zengin yeraltı kaynaklarına, nükleer silahlarına ve emperyal geçmişine güveniyor.

Sizce savaşın gidişatı Rusya açısından bir bataklık olabilir mi? Yoksa Ukrayna, enformasyon konusunda Rusya’ya göre daha mı başarılı?

Rusya’nın askeri ve siyasi olarak hedefinin ne olduğunu halen tam bilmiyoruz. Aslında beklenen Donbass bölgesine bir tür “barış gücü” konuşlandırılması ve buranın Ukrayna’dan koparılmasıydı. Bu hem taraflar hem de dünya açısından daha düşük tansiyonlu bir süreç anlamına gelirdi ama öyle olmadı, şu an için Rusya’nın en azından Kiev’e kadar gitmek istediği anlaşılıyor. Rusya’nın askeri açıdan başarısız olup olmadığını ancak hedeflerinin ne olduğunu, nereden bir sınır hattı çizeceklerini vs. bunları gördükten sonra konuşmak lazım. Öte yandan ABD ve Avrupa’nın askeri desteği, eğer Kiev yönetimi belli bir süre direnebilirse, Rusya için Ukrayna’yı ikinci bir Afganistan’a dönüştürebilir. Batı’nın Kiev yönetimini kendisine vekil tayin ettiği ve bir vekâlet savaşını derinleştirmek istediği gibi bir tablo var karşımızda, buna Rusya’nın nasıl hazırlandığını önümüzdeki günlerde, haftalarda göreceğiz.Ukrayna’nın enformasyon konusunda daha başarılı olduğu yönündeki teze ise katılıyorum. Çünkü batının küresel ölçekte işleyen çok iyi bir propaganda aygıtı ve medya gücü var. Bu gücün Zelenski ile iletişim halinde olmadığını ve destek vermediğini düşünmek ise imkân dâhilinde değil.

Ukrayna’da Zelensky’nin %73’lük bir oy oranı da söz konusu. Yani Ukrayna halkının iradesi ile Rusya’nın politikaları arasında böyle bir değerlendirme de mevcut. Zira Zelensky, NATO ve AB vurgularını kampanya boyunca kullanmıştı.

Eğer meseleye bu argüman üzerinden bakılırsa karşı taraftan birileri de çıkıp seçime katılım oranın % 63 olduğunu, dolayısıyla halkın sadece % 35’inin Zelenski’nin politikalarına destek verdiğini öne sürebilir. Ya da aynı şekilde Donbass bölgesi halkının ezici bir çoğunlukla Rusya’yla birleşmeyi istediğini öne sürebilir. Bunun dışında AB üyeliği ile NATO üyeliği arasındaki ayrım da denkleme dâhil edilmeli. Rusya, Ukrayna’nın AB ülkesi olmasına aynı tepkiyi vermezdi, buna müdahale olanakları daha sınırlıydı. Ama NATO askeri bir birlik ve AB’den farklı olarak Ukrayna’nın NATO’ya girmesi demek, ABD füzelerinin Rusya’nın kapısına dayanması, Moskova’yı menziline alması demek. Bu nedenle Ukrayna siyaseten Batı dünyasının bir parçası olabilir ama askeri olarak da bunu isterse mevcut ihtilafın çözülme ihtimali ortadan kalkar. Ya da Rusya bütün bir Ukrayna’yı işgal ederek kendi çözümünü dayatır. Ukrayna’nın egemen, bağımsız ama askeri olarak tarafsız bir devlet olduğu ve bu tarafsızlığın uluslararası hukuk tarafından güvence altına alındığı, saldırmazlık paktlarının, anlaşmalarının yapıldığı bir durum en uygun çözüm olacaktır. Öte yandan bunun için bir zemin kaldı mı, ondan emin değilim. Buradan geriye dönüş ihtimali tamamen ortadan kalkmadı belki ama son derece zorlaştı.

Batı’nın Rusya’ya yönelik yaptırımları hakkında ne düşünüyorsunuz? Özellikle doğrudan Rusları hedef alan yaptırımlar da mevcut ve bunlar sosyal medyada da tartışmalara sebep oluyor.

Doğrudan askeri bir müdahalede bulunamayacağına göre Batı’nın şu an elindeki en büyük koz ekonomik ve finansal yaptırımlar. Bunu çok net bir şekilde görüyoruz zaten. Ancak burada başka bir mesele var, yaptırımlar ya da Batı toplumlarından gelen tepkiler giderek Putin yönetimini ve Rus devletini aşarak doğrudan bir “Rusofobi”ye dönüşme eğilimi gösteriyor, iktidarlar da bilinçli bir şekilde buna izin veriyor. Bunun gerisinde, Batı’nın kendisini “uygarlığın”, karşısında o an düşman olarak kodladığı gücü ise “barbarlığın” temsilcisi olarak görmesi geliyor, bu da sömürgeci ve ırkçı geçmişinden kaynaklanıyor. Batının “barbarları” sürekli değişiyor ve bugün bu barbarlar, Ruslar. Rusya’nın şu an yaptığı şeyi Ukrayna’ya değil kendi medeniyetlerine yönelik bir meydan okuma görüyorlar ki biz buna “piyasa medeniyeti” adını verebiliriz. Bu medeniyetin ırkçı ve sömürgeci bir geçmişin üzerinde kurulması, bugün Rus kültürünün ürünlerine yönelik tepkiden tutun da göçmenlerin saç ve göz rengine uzanan bir genişlikte, yaşananların arka planını oluşturuyor. Üstelik Batı’da sol da öylesine bir zihinsel deformasyon yaşıyor ki ve öylesine liberalleşmiş ki, kendi yöneticilerinin yayılmacı ve emperyalist emellerine dair tek kelime etmeden, ABD’nin ve NATO’nun militarist politikalarına ve Rusya’yı çevreleme stratejisine dair tek bir kelime etmeden, sadece Rusya ve Putin’i hedef tahtasına yerleştiriyorlar.  Bu da hakiki bir savaş karşıtlığının önündeki en büyük engeli oluşturuyor.

Sizce savaş karşısında solun tavrı ne olmalı? Hem Türkiye özelinde hem de dünya genelinde yorumlayabilir misiniz?

Az önce kaldığım yerden devam edeyim o halde. Solun yapması gereken şey çok net bir şekilde taraf olmayı reddetmektir. Ancak tarafsız olmak çubuğu taraflardan birine bükmemeyi gerektirmez ve orası tam olarak ABD/Batı bloğudur. Sol böyle yapmak durumundadır; çünkü bugün uluslararası kapitalist sistemin, emperyalist sistemin merkezi tam olarak orasıdır. ABD’nin askeri harcamalarının toplamı kendisinden sonra gelen on ülkenin toplamından daha fazlayken, dünya genelinde yüzlerce ABD üssü varken, buralarda binlerce füze, yüz binlerce asker varken, ABD ve Batılı silah şirketleri dünya silah üretiminin asli üreticileriyken, gücü elinde bulunduran ABD/Batı bloğu dünya genelindeki eşitsizlik ve adaletsizlikleri azaltmak adına hiçbir şey yapmayıp, tam tersine bunu daha da derinleştiriyorken, solun asıl hedefi tam olarak burası olmalıdır. Ancak burası hedef alındığında “savaşa hayır” sloganının altı dolabilir, ancak meseleye sınıfsal bakıldığında Rus işgalini gerçek anlamda mahkûm etmek söz konusu olabilir. Meseleye ancak Sovyetler’in yıkılışı sonrası Rus kapitalizminin yönelimleri, Batının bundaki rolü, Putin’in Rus sermaye sınıfı ile bağlantıları açısından bakıldığında gerçek bir barış mücadelesi yükseltilebilir.

Son yazınızda, solda “Rusçuluk” hastalığı olmadığını yazdınız. Hatta SSCB’ye yönelik eleştirilerin de olduğunu aktardınız. Sizin Rusya’nın sürece dair hatalı gördüğünüz, yanlış bulduğunuz politikaları oldu mu? Putin, solun bir kısmı tarafından “şovenizm” ve “milliyetçilik” ile de suçlanıyor. Öte yandan Grup Yorum’un Moskova’daki Rusya’ya destek konseri de sosyal medyada oldukça gündem oldu ve tartışma yarattı. Sol açısından bunun gibi durumlar bir kırılma yaratabillir mi?

Türkiye solunda elbette ki “Rusçuluk” diye bir şey yok. Bu iddianın altının doldurulabilmesi için Türkiye solunun ana gövdesini oluşturan parti ya da örgütlerin Rusya ile bağlantılı olduğunun, birtakım ilişkilere girdiğinin, sol partilerin programlarında Rusya ile ilgili olumlu değerlendirmeler yapıldığının ya da son hadiselerle ilgili olarak Rusya’nın işgalinin haklı bulunduğunun somut bir şekilde ortaya konulması gerekir. Oysa günlerdir yazılıp çizilenlerin aksine, bu saydıklarımla ilgili tek bir somut kanıt ortaya konulamaz, çünkü böyle bir şey yok, Türkiye solunun meseleye dair kafası gayet net. Ve evet bugünkü Rusya’da belki milliyetçilik değil ama bir Rus yurtseverliği kurucu ideolojinin bir parçası. Bu ikisi arasındaki ayrımı açmayacağım, çünkü yerimiz sınırlı ama sadece şunu söyleyebilirim: Rusya hala çok etnili bir yapı ve burada klasik ulus-devlet milliyetçiliğinden öte, emperyal bir tutum görüyoruz. Yani azınlıkların kendi dillerini ve kültürlerini yaşatmalarına izin verilen bir anlayış bu. Ancak bu bir yandan da “büyük Rusya” söylemiyle tahkim ediliyor, yani daha kompleks bir durum var karşımızda. Sol ise bunu mahkûm ederken basitçe şunu söylüyor: emperyalizmle milliyetçilik yaparak, karşısına emperyalist ya da emperyal saiklerle çıkarak mücadele edilemez. Emperyalizmle mücadele ancak, onu yaratan sistem olan kapitalizmle mücadele ederek yapılabilir.

Son olarak, Türkiye’de solun mevcut durum karşısındaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce gerekli tepkileri verebildiler mi, yanlış bakılan noktalar, eksikler var mı?

Türkiye solu meseleye gücü oranında ama doğru bir tepki verdi. Putin'in, Rusya’nın arkasında olmadığını, işgali desteklemediğini çok net bir şekilde ortaya koydu ama yapması gerekeni yaparak çubuğu emperyalizme büktü ve tartışmanın buradan yapılması gerektiğinin doğruluğunu toplumu anlatmaya çalıştı. Batı solu ile kıyaslandığında Türkiye’de solun hala antiemperyalist reflekslerini yitirmemesi, konumlanışını da belirledi ve bu doğru bir konumlanıştı. Türkiye solu sayısal olarak zayıf ve güçsüz olsa da Türkiye’nin düşünce dünyasında ve siyasal tartışmalarda hala ciddi bir etki sahibi. Sırf bu etkisi nedeniyle de günlerdir solun Putinci, Rusçu vs. olduğuna dair “analizler” havada uçuşuyor. Çünkü Türkiye solunun herhangi bir meseleye bakışı, siyasal tartışmaların gidişatında belirleyici rol oynamaya devam ediyor. Liberaller ve genel olarak Türk sağı, bunu bildikleri için, solun işgale karşıyken aynı zamanda ABD ve NATO’yu işaret etmesine, asıl failin kapitalizm ve emperyalist sistem olduğunu anlatmaya çalışmasına karşı büyük bir öfke duyuyorlar ve tüm o saçmalıkları üzerimize bu yüzden boca ediyorlar.

İlgili Haberler