Türkiye'de sol, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini tartışıyor III: Özge Akman
Türkiye'de sol, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini tartışıyor III: Özge Akman
Emekçi Hareket Partisi Sözcüsü Özge Akman, Rusya-Ukrayna gündemini Vaziyet'e değerlendirdi.

Vaziyet'in başlattığı, "Türkiye'de sol, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini tartışıyor" yazı dizisinin üçüncüsü, Emekçi Hareket Partisi Sözcüsü Özge Akman ile gerçekleşti.

Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik işgal girişimine dair neler söylemek istersiniz? Sizce bu işgalin gerekçesi ne, sonuçları ne olabilir?

Uzun süredir ABD ve NATO, Ukrayna’yı kendisine üs yapmak üzere hamleler yapıyordu. Sırf bu nedenle Ukrayna hükümeti üzerinde doğrudan hamlelerde bulundular, faşist grupları desteklediler ve Rusya’nın bu işgale kalkışması için kışkırtma politikalarını hız kesmeden sürdürdüler. Savaşın baş kışkırtıcısının ABD-NATO olduğunu başta belirtmemiz gerekir. Bu durum bizleri, Ukrayna’yı işgal eden Putin Rusya’sının tarafına düşürmez. Çünkü Rusya her ne kadar ABD-NATO kışkırtmaları ile bu işgale kalkışmış olsa bile, kapitalist emellerle yayılmacı politika izleyen bir ülkedir. Kapitalist iktidarların çıkarlarının işçi sınıfının çıkarları ile uyuşması mümkün değildir. Bu açıdan biz sosyalistler, savaşı değerlendirirken ülkelerin jeopolitik ilişkilerini ve konumlarını değil, işçi sınıfının çıkarlarını esas alırız. Bu açıdan ne savaş kışkırtıcısı ABD ve NATO’nun, ne yayılma politikaları izleyen Rusya’nın, ne de NATO kuyrukçuları elinde olan Ukrayna’nın bugün savaşlar çıkarmasının, kapitalist rekabet dışında bir açıklaması yoktur.

Sizce savaş karşısında solun tavrı ne olmalı? Hem Türkiye özelinde hem de dünya genelinde yorumlayabilir misiniz?

Öncelikle kamuoyunda yaygın biçimde bu savaşı, kapitalist ülkeler arası jeopolitik ilişkilere göre ele alındığını görüyoruz. Sosyalistler açısından böyle bir yaklaşım olamaz. Biz emperyalist kapitalist sistemin yarattığı savaşlara karşı tutumumuzu, işçi sınıfının çıkarları açısından değerlendirerek yönümüzü belirleriz. Bu açıdan baktığımızda bu savaştan ne Rusya’nın ne Ukrayna'nın işçi emekçilerinin hiçbir çıkarı olmadığı çok açıktır. Bizim gözettiğimiz tek çıkar, Rusya, Ukrayna işçi emekçilerinin çıkarlarıdır. Mevcut tablo bize, bir soyguncu yerine başka bir soyguncunun yanında durmayı işaret etmiyor. Aynı ülkemizde de olduğu gibi tüm bu saldırılara karşı göğüs gerebilecek örgütlü bir işçi sınıfının yokluğunu işaret ediyor. Tüm dünyada solun görevi işte budur.

Partinizin açıklamasında “NATO’nun kışkırtmaları” ve “Rusya’nın yayılmacılık politikaları” sorumlu tutuluyor. Öte yandan Grup Yorum’un Moskova’daki Rusya’ya destek konseri de tartışma yarattı. Bu durum bir kırılma yaratabillir mi?

Yukarıda da açıkladığımız gibi, sosyalistlerin çıkarı, işçi emekçi sınıfların çıkarıdır. Maalesef kimi yaklaşımlarda hatalı tutumlar da var. Evet NATO savaşın baş sorumlusudur, bu doğrudur. NATO var olduğu sürece dünyada savaşlardan kurtulmak mümkün de değil. Kapitalizm, kar oranları düştükçe emperyalist savaşlar çıkarır. ABD bugün kendi hegemonyasını korumak üzerine tüm dünyaya savaş açabilecek kadar tehlikeli konumdadır. Bahsedilen “3. Dünya savaşı geliyor” konusu bir espri değil, kapitalist emperyalistlerin dünya halklarının tepesinde dolaştırdığı gerçektir. Fakat buradan Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini meşrulaştıracak hiçbir sonuç çıkmamaktadır. Rusya’nın başlattığı savaş zannedilenin aksine, halklar arası kardeşliği baltalamakta ve hatta NATO’nun ekmeğine yağ sürmektedir. Dünyanın hangi coğrafyasında olursa olsun, kapitalist iktidarların vatanseverlik nidalarıyla başlattıkları savaşlar, işçilere emekçilere ölüm, yoksulluk ve acıdan başka sonuç çıkarmaz. Biz işçi sınıfının, kendi ülkesindeki kapitalist iktidarlardan kurtulmasından tarafıyız. İşçi sınıfının görevi, kapitalist iktidarlarının milliyetçi-şoven savaşlarına taraf olmak değil, kendi ülkesindeki kapitalist iktidarlar kurtulmaktır. Yayılmacı politikalar izleyen kapitalist bir devletin böylesi bir savaştan güç kazanmasının işçi sınıfına hiçbir açıdan faydası yoktur. Biz tüm dünya işçi sınıfının kendi iktidarını var etmek üzere, kapitalist iktidarlardan kurtulma mücadelesini ele alırız. Bu Rusya’nın işçi emekçileri için de böyledir, Ukrayna için de, ABD için de, bizim yaşadığımız ülkemiz için de...

Savaşa dönecek olursak, sizce savaşın gidişatı Rusya açısından bir bataklık olabilir mi? Yoksa Ukrayna, enformasyon konusunda Rusya’ya göre daha mı başarılı?

Kapitalist yayılmacı savaşlar, tüm dünya halkları açısından bataklıktır. İlk başta söylediğim gibi, bu durumu hiçbir açıdan başarı ya da yenilgi ile ele alamayız. Çünkü savaşın tarafları burjuva iktidarlardır. Savaşın kazananı kim olursa olsun, kaybeden işçi emekçi halklar olacaktır. Rusya’nın burada yenilgisinin de, güçlenerek çıkmasının da dünya halklarına hiçbir faydası yoktur. Ukrayna’nın NATO kuyrukçusu ve neo-Nazi işbirlikçisi iktidarı için de aynısı geçerlidir. Bizim açımızdan bataklık bu savaşları yaratan düzenin kendisidir. Başarı ise, işçi emekçilerin bu savaşları püskürtecek örgütlü gücünü var edebilmesidir. NATO, Ukrayna’dan defedilmelidir. Ukrayna’nın Nazi işbirlikçisi yönetimi devrilmelidir. Ukrayna’da yaşayan Rusların kendi kaderlerini tayin hakkı tanınmalıdır. Rusya, Ukrayna topraklarından geri çekilmelidir.

Peki Batı’nın Rusya’ya yönelik yaptırımları hakkında ne düşünüyorsunuz? Özellikle doğrudan Rusları hedef alan yaptırımlar da mevcut ve bunlar sosyal medyada da tartışmalara sebep oluyor.

ABD, NATO ve müttefikleri saldırının başladığı günden itibaren uyguladıkları siyasi, ekonomik ve kültürel yaptırımlarla, savaş kışkırtmalarını sürdürüyordu. Bu yaptırımların savaştan hiçbir çıkarı olmayanları, en çok da ekonomik yaptırımların yükünü taşımak zorunda kalacak olan Rus işçi emekçilerini vuracağı ortadadır. Batı, tek kurşun atmıyor olsa da, savaşın derinleşmesinde Ukrayna’dan da Rusya’dan da daha büyük etki yaratıyor. Ayrıca ABD ve ittifakları bu savaşı, demokrasi ve otoriterlik arasında bir savaş olarak anlatmaya çalışıyor. Değildir. Bugüne kadar dünyanın savaş açılmadık, işgal edilmedik coğrafyasını bırakmayan ABD ve ittifakları mı demokrasiden bahsedecek? Bu çelişkiyi görmek için geçmişe değil, şu gün kışkırtılan işgale dahi bakmak yeterlidir.

Son olarak, Türk solunun tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce gerekli tepkileri verebildiler mi, yanlış bakılan noktalar, eksikler var mı?

Solda bu savaş üzerine kapsamlı tartışmalar oldu. Biz de ele alışımızı sizler vesilesi ile kapsamlı bir şekilde anlatmış olduk. Bunun yanı sıra ekleyebileceğim şöyle bir yön daha var. Maalesef ki kendisini solda tanımlayan fakat kendi sınıfının çıkarını doğru tanımlayamayan akımlar var. Özellikle, kapitalist iktidarların asgari faaliyetleri arasında tercih yapmaya, güç tanımlamaya çalışanları buna örnek göstermek mümkün. İşçi emekçilerin en nihayetinde savaştığı kesim, işte o ülkelerindeki burjuva kapitalist iktidarlardır. Bunu böyle tarif etmeyen akımlar, kendi ülkelerindeki iktidarlardan kurtulmaktan ziyade, bizzat o burjuva iktidarların kuyrukçusu konumuna düşüyorlar. Dünyadaki tüm işçi sınıfı hareketinin savunacağı tek güç kendi politik programı ve örgütü ve hareketidir. Bunun dışında savunulabilecek bir güç yoktur. İşçi sınıfının iktidarını esas alma hedefinden geri düşen sol, burjuva iktidarların askeri gücünü kendi gücü olarak tanımlamaya kalkışıyor. Aksine bu bir zehirdir. Milliyetçilik ve şovenizm zehri. Bu yöne düştüğünüz anda, Lenin ile de herhangi bir bağınız kalmaz. Bunu şöyle örneklemek mümkün; Putin, Ukrayna işgalini savunmak üzere yaptığı konuşmada, Ukrayna’nın aslında bir ulus olmadığını, Rus olduğunu iddia etmeye çalışıyor. Hatta Lenin’in “ulusların kaderini tayin hakkının” nasıl bir ‘kötülük’ olduğunu anlatarak bu görüşünü ifade ediyor. Lenin’in bu konuda yaklaşımının hiçbir açıdan Rus milliyetçiliğini tasvip etmediğini, kendisini ulus olarak tarif eden tüm halklara, dünyada bugüne kadar görülmemiş bir biçimde “kendi kaderlerini tayin hakkı vardır” şeklinde yaklaştığını bizzat Putin’den duymuş oluyoruz. Kimse Lenin’in kendi yaşadığı ulusun çıkarlarını öncelediğini iddia edemez. Biz tüm dünya işçi sınıfının kendi iktidarı var etmek üzere, kapitalist iktidarlardan kurtulma mücadelesini ele alırız. Lenin’in “ulusların kaderini tayin hakkı ilkesini” sözümona tartışmalı bulan sol için bu dönem açık bir örnek oldu. Şununla bitirmiş olayım; işçi sınıfı, kendi iktidarından başka iktidar savunmaz.

İlgili Haberler