İslam Dünyası’nın meselelerini kimler konuşamaz? Türk Ocakları tartışması IV: Namık Kemal Zeybek
İslam Dünyası’nın meselelerini kimler konuşamaz? Türk Ocakları tartışması IV: Namık Kemal Zeybek
Türk Ocakları İstanbul Şubesi’nin İBB sponsorluğunda düzenlediği sempozyuma CHP lideri Kılıçdaroğlu ve CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun katılımı tartışılmaya devam ediyor.

Eski Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek, Vaziyet’ten Alperen Kılıç’ın sorularını yanıtladı.

Türk Ocakları’nın bir siyasi partinin arka bahçesine dönüştüğünü, siyasallaştığını öne süren argümanları nasıl değerlendiriyorsunuz?

İstanbul Başkanı Cezmi Bayram, çok eskiden beri Türk Ocaklıdır. Biz onunla birlikte Türk Ocağı bünyesinde bulunduk. Cezmi Bayram, İstanbul Şubesini herhangi bir partinin arka bahçesi yapmaz. İBB’den bir destek almış. Ben kendisine sordum;  “siz Kemal Kılıçdaroğlu’nu çağırıyorsunuz, cumhurbaşkanını da çağırdığınız mı?” “Çağırdık ancak başka programı varmış” dedi. Cezmi Bayram’ın zihnindeki düşünceleri elbette bilemem ancak Türk Ocağı’nı ilgilendiren meseleler bence Türk Dünyası’nın meseleleri olmalı. Ama o kendisine göre böyle bir karar vermiş. Bana sorsa, ki sormaz, “kardeşim senin İslam Dünyası’nın bugünkü meselelerini çözmekle ilgili bir konumun yok” derdim. Ancak yine de ben sempozyuma doğru kişileri çağırdığını düşünüyorum. “Diyanet İşleri Başkanı’nı çağırdınız mı” diye sordum, çağırdığını söyledi. Diyanet İşleri Başkanı zaten İslam Dünyası’nın bugünkü temel meselesidir. Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanı ve onun temsil ettiği dini anlayış İslam Dünyası’nın ana sıkıntısıdır. Katılımcılar Türkiye’deki Diyanetin, İmam Hatiplerin, İlahiyat Fakültelerinin çoğunun ortaya koyduğu İslam düşüncesinden farklı bir çizgide. Mehmet Hayri Kırbaşoğlu gibi aykırı düşünen, sorgulayan isimler çağırılmış. Böyle bir sempozyumda, CHP lideri konuştu diye Türk Ocakları arka bahçe olmaz. Bu aşırı bir ifade olur. Buradaki yanlış konu yanlışıdır. Türk Ocakları Türkçü bir ocaktır ve Türk Dünyası’nın meselelerini konuşur. Bu arada Devlet Bahçeli hemen bir tavır koydu, sanki Türk Ocakları onun sorumluluğundaymış gibi. Türk Ocaklarıyla aslında MHP Genel Merkezi’nin arasında çok uzun yıllara dayalı bir çekişme vardır zaten. Türk Ocakları olabildiğince kendisini günlük siyasetin dışında tutmaya çabalayan bir tutum ortaya koydu. MHP ise Türkeş döneminden başlayarak “madem ki burası Türk Ocağı, Türk milliyetçiliğinin partisi de MHP olduğuna göre, Türk Ocakları da MHP’nin bir yan kuruluşu olmalı” gibi bir düşüncede oldu. Ama Türk Ocakları bu görüşü onaylamadı ve bağımsızlığını koruyabildiği kadar korudu. 1960’dan sonra Türk Ocakları’nda genel başkan Adalet Partiliydi ama CHP’li ve CKMP’li milletvekilleri de vardı. Dolayısıyla Türk Ocakları’nın böyle bir çizgisi vardır. Yan kuruluş, arka bahçe eleştirileri doğru değil. Genel Merkez’in İstanbul yönetimini görevden alması da doğru değil. Gördüğüm kadarıyla Türk Ocakları Genel Başkanı programda değildi. Davet edilmeleri gerekirdi. Türk Ocakları’nın aslında şu dönemlerde Türkçülüğün gereği olan etkinlikleri yapmadığını da söylememiz lazım. Türk Ocakları, Türkçülük düşüncesini değil, kendi varlığını, derneğin varlığını korumayı birincil amaç haline getirmiş. Mesela Andımız kaldırıldığında tepki vermek siyasallaşmak olarak addedilmez. Türkçülüğe ve Türklüğe karşıt 20 yıllık bir iktidar var yönetimde. En yüksek perdeden karşıtlıklarını dile getirdiler. Hadlerini aşanlar da oldu. Eğer bir devlet yetkilisi Türkiye’de etnik grupları teker teker sayıp araya bir de Türk’ü eklerse, bu Türklüğe karşı olmak demektir.

Türk Ocakları’nın, Türk milliyetçiliğinin ya da Türkçülüğün temsiliyetini görev edinme gibi bir misyonu kaldı mı? Bunun için uygun ve yetkin bir sivil toplum kuruluşu olduğunu düşünüyor musunuz?

Türk milliyetçiliğinin adı Türkçülüktür. Ziya Gökalp çağdaş çerçevede kuramlaştırmıştır. Uygulayan kişi de Atatürk’tür. Bugün Türk milliyetçiliğini, daha doğru ifadesiyle Türkçülüğü temsil eden hiçbir siyasi parti ve dernek yoktur. Temsil etmek ne demektir? Ben de ATA Derneğini kurdum. Pek çok il ve ilçede örgütleniyoruz. Şimdi kalkıp da Türkiye’de Türkçülüğü bizim derneğimiz temsil ediyor dersem bu derneğe girmeyenler ne olacak? Dolayısıyla ne Türk Ocağı ne de hiçbir dernek değil, Türkçülüğü her bir birey temsil eder. Türk Ocakları’nın böyle bir temsil gücü olmadığı gibi hiçbir derneğin de yoktur. Türk Ocakları yalnız kendi üyelerini temsil eder. Türkiye’de iki yanlış yapıldı. Yapanlardan birisi Atatürkçüyüm diyenlerdir. Bir de kendilerine Türkçüyüz, Türk milliyetçisiyiz diyenler yanlış yaptılar. Ziya Gökalp, en büyük Türk milliyetçisinin Atatürk olduğunu söyler, Atatürk hem kuramda hem söylemde hem de eylemde Türkçüdür. Son bin yılın en büyük Türkçüsü Atatürk’tür. Kendilerine Atatürkçüyüz diyenler, onun bu Türkçülüğünü görmemektedirler. Kitaplar yazıyorlar, Atatürk’ün Türkçülüğü yok. Ve bir de bilimciliği yok. En güzel tanımı 1964’te Alparslan Türkeş yapmıştır. Türk Ocağı’nda düzenlenen bir konferansta, “Atatürk Türk’e aşık. Türk’e aşk ise; insan sevgisi, doğaya saygı, bilimin önderliğine imandır.” Çok doğru bir tanım. Sonra Türkeş bunu unuttu. Ben unutmayarak dillendirmeye devam ettim. Türk milliyetçisiyiz, Türkçüyüz diyenlerin büyük yanlışına dönelim. Atatürk Türkiye’yi Türk yapan, insanlara Türklük bilincini veren biri. Onun kadrosu da öyle. Ama Türkiye’de Türkçüler de, Atsız’dan başlayarak anti-komünizm, Demokrat Partili olmak gibi noktalardan Atatürk ile ve öncü babalarımız olan Türkçülerle ilişkiyi kestiler. O yüzden Türkçüler yeteri kadar Atatürkçü değildirler. Bu iki büyük yanlış. Biz Türkçülüğü yeniden Atatürk çizgisine ve kurucu babaların çizgisine taşımalıyız. Doktor Reşit Galip Türkçü değilse kim Türkçüdür? Hamdullah Suphi Tanrıöver, hem milli eğitim bakanı hem Türk Ocakları genel başkanı. Onlar büyük Türkçüler. Ancak bakın Atsız’dan sonra bir takım sebeplerden Atatürk’le ilişki zayıftır. Biz ATA Derneği olarak bu iki yanlışı birden düzeltiyoruz ve diyoruz ki; “biz Türkçü Atatürkçüleriz ve Atatürkçü Türkçüleriz”. Bugünkü Türk Ocakları yönetimi, sadece kendisinin tutumunu benimseyen üyelerini temsil eder. Bir de benimsemeyen üyeler var, onları temsil etmez. İşin gerçeği bu.

Sempozyum, İslam Dünyası’nın meselelerini ve çözümlerini masaya yatırmak için düzenlendi ancak meydana getirdiği yankı ne İstanbul Şubesi’nin ne de katılımcıların arzu ettiği gibi oldu. Sizce bunun sebepleri nelerdir?

İslam Dünyası diye bir dünya yok. Olmadı da. Bir masaldır bu. Nerede bu İslam Dünyası? Ne demek İslam Dünyası? Hangi açıdan alırsanız alın paramparçadır İslam Dünyası.  Hz. Ali ile Hz. Ayşe’nin savaştığı, Zübeyir ile Talha’nın Ayşe ile birlikte Hz. Ali’yle savaştığı zamandan başlar böyle bir dünyanın olmadığı hakikati. Peygamberin cenazesini 17 kişi kaldırıyor. Nakşibendi şeyhinin cenazesine bakın, yüz binlerce insan kaldırıyor. Arkasından Osman devlet başkanı olunca Müslümanları öldürüyor. Alın size İslam Dünyası. O zaman da yoktu ki. İslam Dünyası peygamberin ölümüyle bitmiştir. İslam Dünyası öylesine bir batağa saplanmıştır ki, artık düzelmesi mümkün değildir. Düzeltmeye kalkanlar öldürülüyorlar. “Böyle bir Müslümanlık olmaz” diyen birisini, Mustafa Öztürk’ü hatırlayın. Tartışma yerine ölüm fermanını önceleyen, “ulema önünde tövbe edecek etmezse mürteddir” diyen zihniyetle ne çözülür? Nerede İslam Dünyası? Dünyada ne İslam Dünyası var ne de İslam var. Birbirleriyle savaşan, didişen, başkalarının oyuncağı olan halklar topluluğu var. Uyduruk devletler var. Cetvelle çizilen sınırlar var. İslam Dünyası’nın meselesi artık İslam’ın kendisi. Cezmi Bayram ne yapacak ki? İnsanlar toplanacak, lak lak lak. Biz Türk Dünyasına bakalım, orayı kurtaralım. İmam Ali ile Muaviye savaşırken ikisi de Allah-u Ekber diyordu. Onlardan daha Müslüman olduğunu iddia eden Hariciler iki tarafı da öldürdüler. İslam Dünyası diye bir şey yok. Sempozyum için de “dostlar alışverişte görsün” diyorum.

İstanbul Şube Başkanı Cezmi Bayram, Medyascope’a verdiği röportajda, geçmişi referans göstererek Türk Ocakları’nın “kötü yola düşen kadınların ıslahı” gibi bir görevi de olduğunu ifade etti. Sizce ne demek istedi?

Türk Ocakları’nın işi bu mu? Böyle bir şey olabilir mi? Cezmi Bayram bilgiçlik yapmış. Bilgiçlik değilse de büyük bir gaf. Türk Ocakları’nın böyle bir işi olamaz. Bırakın Türk Ocakları’nı, hiçbir kişi ya da kurumun böyle bir görevi olamaz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da tartışmalara Türk Ocakları’nın adını anmadan dahil oldu. Akşam Gazetesi Ankara Temsilcisi Emin Pazarcı’nın konuyla ilgili çanak sorusuna yanıt olarak: “Bay Kemal ve CHP zihniyeti milletin hangi sorunu çözmüş de sıra İslam dünyasının meselelerine gelmiş” dedi. Sizce, İslam Dünyası’nın meselelerini konuşabilmenin ehliyetini Türkiye’de hangi kişi ya da kurumlar dağıtıyor?

Bunlar ciddi işler değil. Bir düzey kalmamış. Kemal Bey gelip İslam Dünyası’nın sorunlarını çözeceğim diye gelmemiş. Sempozyumda bir konuşma yapıyor. İslam deyince birileri, İslamı kendilerinin tapulu malı gibi görüyorlar. Başkaları İslam’a dair konuştuğunda kendi tapulu arsalarında gecekondu yapıldığını düşünüyor, tepki gösteriyorlar. Dinler kim nasıl benimsiyorsa, insanların benimsediği gibidir. Belki de Kemal Bey çözer. Türkiye’deki İslam’a bakmak lazım. Cezmi Bey’in yerinde olsam Türkiye’deki İslam’ı konuşurdum. Tarikatlar almış başını gidiyor. Her mahallede medreseler açılıyor. Devlete sızıyorlar. Tarikat ve İslami vakıf bağlantılı kurumlarda ortaya çıkan taciz, tecavüz haberleri her yere yayılmış. Türkiye’de konuşulması gereken İslam Dünyası’nın meseleleri değil, devlet ve din ilişkisidir. Kestirme çözüm de şudur. Kesin olarak devlet hiçbir dinin, hiçbir mezhebin bir anlayışını yorumunu desteklememeli ve beslememelidir. Buna mukabil de devlet dinlere karışmamalıdır. Yasadışı işleri engellemelidir. Teftiş mekanizmasını işletmelidir. Devletin bu yapıları teftiş edeceği yerde, onlar devleti teftiş etmekte. Din devletine doğru gidilmekte. Türkiye’de cumhuriyet çok güzel bir iş başarmıştı. Akıl ve bilim devleti kurmuştu. Ancak mirası yavaş yavaş getirdik ve bunlara teslim ettik hepimiz.

 

İlgili Haberler