İslam Dünyası’nın meselelerini kimler konuşamaz? Türk Ocakları tartışması II: Mesut Şen
İslam Dünyası’nın meselelerini kimler konuşamaz? Türk Ocakları tartışması II: Mesut Şen
Kadıköy Türk Ocağı Başkanı Mesut Şen, Vaziyet’ten Alperen Kılıç’ın sorularını yanıtladı.

Türk Ocakları Genel Merkezi’nin, İstanbul şubesi yönetimiyle ilgili kararını nasıl karşıladınız?

Özel konumu itibariyle değil de genel çerçeveden bakarsak doğru bulmuyorum. Genel Merkezle şubeler arasındaki bağın gevşek olmasından yanayım ama burada biraz özel bir durum var anladığım kadarıyla. Tekrarlayayım, genel çerçeveden bakarsak bu tür baskıcı bir tavrı onaylamam mümkün değil. Özel duruma girmek istemiyorum. Neticede yönetim kurulları delegelerin oylarıyla belirleniyor, atansa daha iyi olur böyle görevden almalar olacaksa. Ülkenin bazı hassasiyetleri oluştu, siyasi durumlar biraz gerginleşti anladığım kadarıyla, Türk Ocakları’nın siyaset üstü demesem bile -ben siyaset üstü tavrı pek benimsemiyorum ama- siyaset dışı kalması mühim. Neticede bir tarihi var. Türkiye Cumhuriyeti’nin oluşmasında bir katkısı var. Her ne kadar günümüzde tam olarak vasfını belki yerine getiremese de tarihi bir misyonu var. Ben bu tarihi misyon sebebiyle Kadıköy şubesi başkanlığı görevini kabul ettim. Akademisyen bir insanım, dernekçi değilim. Bizler bu görevi yaparken, bir siyasi bağlantıyla yapmıyoruz. Siyasi partilere oy verebiliriz ama bağlı değiliz. Kadıköy Türk Ocağı’nın da bu bağlamda örnek teşkil ettiğini düşünüyorum. Bu bağlamda Cağaloğlu’ndaki Türk Ocağı’nın politik görüntü vermesini ben de doğru bulmuyorum. Ben olsam politikacılardan uzak dururum.

Ancak şöyle bir sorunsal var. Parti liderlerine hangi ili ziyaret ediyorlarsa il başkanları eşlik ediyor. Türk Ocağı İstanbul Başkanı Cezmi Bayram gelen katılımcılara “sizi kabul etmiyoruz” diyebilir mi?

Kesinlikle diyemezdi. O aşamadan sonra ben de bir şey yapamazdım. Cezmi Bey daha önce, Ak Parti belediye başkanlarının sponsorluklarını da kabul etmişti. Şimdiki cumhurbaşkanımızı da büyükşehir belediye başkanıyken davet etmişti. Kendi tavrım açısından ben politikacılarla böyle bir girişimde bulunmam. Bir belediye başkanının sponsorluğunu almam. Her ne kadar şehrin belediye başkanıysa da politik bir kişiliktir. Orayı da politik bir malzeme olarak kullanacaktır. Nitekim de kullandı. Hangi parti olursa olsun, politikacı birinin Türk Ocağı gibi nezih bir yere dahil edilmemesi gerekir. Politikacıların her yol mubahtır anlayışıyla bizim anlayışımız uymaz. Türk Ocağı gibi kutsal bir ocaktan, mazisi olan bir ocaktan, Yusuf Akçuralar’ın, Ziya Gökalpler’in olduğu bir yerden politikacıların uzak tutulması gerekir. Ben o yüzden genel merkezin tavrını da eleştirmiyorum. Artık olan olmuş. Mağdur olan tarafı da eleştirmek istemiyorum.

Genel Merkez ve dolayısıyla Genel Başkan Mehmet Öz’ün, ocakların siyasallaşmasından duyduğu çekinceyi nasıl anlamalıyız? Siyasetin dönemsel durumu ya da siyasi konjonktür bu çekinceyi etkiliyor mu?

Siyaset kurumu ülkeyi yönetiyor, saygımız var ancak siyasetin yollarında bize uymayan hususlar var. Siyasetçi neticede vatandaşın oyunu talep ettiği için her şeyi kendi çıkarına kullanmaya çalışır. Türk Ocağını da kullanmaya çalışır. Bu ister istemez başka bir tarafta saygınlık azaltır. “Türk Ocakları şuraya meyletti, Türk Ocakları şunlarla göründü” gibi. Geçmişte filanca kişiye ödül vermişler, bundan sonra verilecek ödüller son derece problem yaratabiliyor. Dini gruplara, dini grupların adamlarına, siyasi kişilere ödül verilmemesi gerekir saygınlık korunacaksa. Biz toplumun her kesimine hitap ediyoruz. Türk Ocakları milli mücadeleye en önemli katkıları sağlamış, her kesimden insanın katkısını sağlamış. Burada dindar da olmuş, seküler de olmuş, köylüsü de olmuş şehirlisi de. Biz kapsayıcı bir çizgide olmalıyız. Bizim üyelerimiz CHP’ye de oy verebilir, MHP’ye de oy verebilir, İyi Parti’ye de oy verebilir. Ancak Türk Ocağı’nın tarihi misyonunu korumaları gerekir. Kendi görüşlerine, kendi partilerine yamamamaları gerekir. Politikacının araçları farklıdır. Neticede oy istiyor, oy alabileceği her yeri kendine çekmeye çalışır. Bir başka siyasi parti de bunu görür ve suistimal eder. Ben Kadıköy şube başkanlığı görevine politikadan uzak durma isteği ve talebiyle geldim. Politikacıdan sponsorluk talep edilmez. Partisinden bağımsız olarak bunu kullanır. Bir yerde durmaz politikacı, hava durumuna göre tavır belirler, bir söylediğinin ertesi gün tersini söyler. Bu da yalan söylüyorlar demek anlamına gelmiyor. Tarz bu. Bizim gibi kuruluşların politikacıların ya da dini grupların arkasına takılması saygınlığı azaltır, hatta yok eder. Biz saygınlığımızı muhafaza edeceksek buna özen göstermeliyiz. Politik bir dernek hüviyetine bürünürse yazık olmaz mı bu kadar emeğe? Kamu yararına bir derneğiz biz. Bu ne demek? Tüm kamuya açık demek. Biz siyasi görüntü veremeyiz.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun sempozyumda Karl Marks’ı alıntılamasına sizce Devlet Bahçeli hangi güdülerle ses yükseltti? Milliyetçi aydınlar bunu umursarlar mı?

Tamamen siyasi güdülerle. Geçmişteki siyasi konumunda farklı bir tavır sergiliyordu şimdi farklı. Diyorum ya siyasetçi böyle davranır. Yarın başka türlü de davranabilir. Bizim gibi dernek yöneticilerinin ya da başkanlarının bu hususu anlamaları gerekir ve buna göre hareket etmeleri gerekir. Yoksa o siyasi parti, bu siyasi parti oyuncak oluruz. Siyasi partilerden uzak duracağız. Ben bu görüşteyim. Siyasi görüşümüz olabilir ama siyasetle direk bir bağlantımız olamaz. Şu siyasi parti milliyetçiliğin temsilcisidir, diğer parti değildir diyemeyiz. Siyasi kanattan birinin yanında yer alamayız, milliyetçi de olsalar. Elbette biz milliyetçi bir kuruluşuz, ancak milliyetçiyim diyen partilere de eşit mesafede durmalıyız. Hiçbirinin amblemini, parti yöneticisinin resmini ocaklarda barındırmamalıyız. Aksi halde siyasi partilerin arka bahçesine dönüşmüş oluruz. Bütün topluma hitap etmeliyiz. Türk Milleti derken ben 83 milyonu anlıyorum. Herkes içindedir. Hangi dini gruptan olursa olsun, hangi mezhepten olursa olsun, ateist olsun deist olsun fark etmez, doğudan gelmiş batıdan gelmiş fark etmez. Ulus bilinci bunu gerektirir. Zaten lider olarak benimseyebileceğimiz tek lider Atatürk olabilir. Çünkü Türkiye Cumhuriyetini kuran irade onundur. Diğerlerine saygımız olur. Biz tamamen Atatürk’ün çizgisinde yürüyen, ilerleyen insanlar olmalıyız. Türk Ocağı sevdalılarının bu yolu tercih etmeleri gerekir. Dini gruplara eşit mesafede durmamız gerekir. Hiçbirisinin nefretini de çekmemeli, aşırı sevgisini de kazanmamalıyız. Onlara da Türk toplumunun birer parçası gözüyle bakmalıyız. Her görüşten her mahalleden insana eşit mesafede durmamız gerekir. Önceliğimiz şu olabilir; 83 milyonu Türk Milleti’nin ferdi kabul etmek ve Türk Milleti’nin ulus olarak bir an önce çağdaş uluslar seviyesine gelmesini sağlamak ve buna katkı vermek olabilir. Siyasetçiler hakkında söylediklerim onları kötü insan yapmaz. Onların tarzları böyle. Biz o tarzı benimseyemeyiz. Büyükşehir Belediyesi destek verdi, partinin genel başkanı geldi hadi anlaşılır, ancak Canan Kaftancıoğlu’nu getirmekle insanların sinir tellerine dokundular. Politik çıkar için her şeyi yapıyor bir politikacı. Sayın Bayram’ı zorda bırakıyor. Zor duruma soktu. Ne bu tavır uygun oldu ne de Genel Merkez’in görevden alma açıklaması uygun oldu.

Türk Ocakları’nın temsil ettiği gelenek ya da geleneklerden bahsedildiğinde benim aklıma gelen en belirgin nitelik hürriyetçilik.  Bunun ışığında şunu sormak istiyorum, Canan Kaftancıoğlu’nun, yıllar önce, Berkin Elvan’ın ölümü üzerine attığı bir tweet var, biliyorsunuz medyada ve kamuoyunda en çok bu sözüyle anılıyor ve biliniyor. “Devlet katil değil seri katil” demişti. Kaftancıoğlu’nun bunu dile getirmiş olması Türk Ocakları’nın düzenlediği bir sempozyuma katılmasına engel olmalı mıdır?

Özgürlüklerden yanayım. Çekinmeden söyleyebilirim bunu. Yalnız bizim siyasetçilerin, sol ya da sağ fark etmez, bazı insanların bilemediği bir şey var. Devlet başka şey, hükümet başka şeydir. Devlet dediğiniz zaman saygın bir organizasyon akla gelmeli. Neticede bir ulus bir devlet kuruyor. Bir ulusu da suçlamak yanlış, ulusun temsilini yapan Devlet teşekkülünü suçlamak da yanlış. II. dünya savaşı sırasında, Yahudi katliamı oldu öyle değil mi? Dünya insanlarının, “Almanlar suçludur, Almanlar katildir” gibi ifadelerini hiç gördünüz mü ya da duydunuz mu? Kırım’da sürgünler oldu, Ahıska Türklerini sürdüler, daha önce Çerkesler, Rus Çarlığı döneminde sürgüne tabi tutuldu, hiç “Ruslar Çerkesleri katletti” diye bir ifade görüyor musunuz? Hiçbir yerde bir ulus topyekün suçlanıyor mu? Ama geliyoruz Türkiye’ye, Ermeni meselesi olduğunda, “Türkler bir buçuk milyon insanı katletti” deniyor. Burada özen gösterilmiyor, İttihat Terakki katletti denmiyor, Talat Paşa katletti denmiyor. Öbür tarafta Naziler katletti, Hitler katletti deniyor. Stalin sürdü, Stalin katletti deniyor. Yani günahkar bir kişi ya da bir parti oluyor. Ama Türkler söz konusu olunca bir ulusu günahkar yapmaya kalkıyorsunuz. Biz Türklerin, şu anda hiçbirimizin bir katkısı yok bu techir olaylarında. Hiçbirimiz o günlerde hayatta değildik. Ama bir ulusun ferdi olduğumuz için, Türk Ulusu’nun ferdi olduğumuz için suçluyuz. Geçmiş yüzyılda böyle bir şey olmuş, şu anda biz suçluyuz onların torunları olarak. Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Canan Kaftancıoğlu bunu kabul ediyor. Devlete seri katil diyor. Devlet niçin seri katil olsun? Ne güçlüklerle kuruldu bu cumhuriyet. Biz niye Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni töhmet altında bırakıyoruz. 6-7 olaylarından hükümet sorumlu, Demokrat Parti hükümeti sorumlu. Oradan hesap soracaksın sen. Nasıl burada Nazi’lerden hesap soruyorsan, nasıl Stalin’den hesap soruyorsan burada da bunu yapacaksın. Git Ak Parti’den hesabını sor Gezi Olaylarının. Türk Milleti’nden ya da devletinden sormak nedir? Siyasetçimiz başka bir yerde de konuşmasında “Türkiye Halkları” diyor. Türkiye Halkları diyen bir insan Türk Ocakları’nın toplantısına gider mi? Bu riya değil mi? Bu bir iki yüzlülük değil mi? Siz HDP’liler gibi Türkiye Halkları diyorsunuz, bu toplumda ulus kavramını reddediyorsunuz. Bizim ulus adımıza saldırı yapıyorsunuz CHP’li biri olarak, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran partinin bir ferdi olarak Türkiye Halkları diyorsunuz, sonra kalkıp Türk Ocağı’na geliyorsunuz. Ve oradaki Türk Ocağı başkanını zor durumda bırakıyorsunuz. Siyasetçi işte budur. Bunu söylemek istiyorum. Ulus kavramını reddediyorsunuz ve CHP’de il başkanlığı yapıyorsunuz. İki yüzlülüğe bakın. Suçlamak için söylemiyorum, manzara bu. Ne orada Türkiye Halkları sözüne güven olabilir ne de burada Türk Ocağı sempozyumunda verdiği fotoğraflara. Bu yüzden birçok kez tekrar ettiğim gibi, bizim Türk Ocakları mesupları olarak siyasetin dışında olmamız gerekiyor. En başta kendine haksızlık etmiştir Canan Kaftancıoğlu oraya gelmekle. Çünkü onun görüşü belli, mazisi belli. Bu ülke için yaptıkları belli. Bir taraftan Ermeni soykırımı diyorsun bir taraftan Türk Ocağı’na geliyorsun. Anlaşılabilir bir tutarsızlık değil.

Ortada bir takım kabahatler olduğunu söylüyorsunuz fakat faturanın İstanbul şube başkanı Cezmi Bayram’a çıkarılmasını da doğru bulmuyorsunuz. Doğru mu?

Elbette. Çok zor durumda kaldı. Ancak onu baştan şöyle eleştiriyorum, politikacılarla iş yapan bu duruma düşer diyorum. Belediye sponsorluğuyla sempozyum düzenlendi ama “ne Şam’ın şekeri Arap’ın yüzü” gibi bir durum oldu. Politikacı gelir sonuna kadar sömürür. Görüşüm budur.

 

İlgili Haberler