İklim Şurası 2022: Türkiye ve iklim göçü
İklim Şurası 2022: Türkiye ve iklim göçü
Türkiye’nin ilk kapsamlı İklim Şurası 21 Şubat 2022’de Konya’da bürokrat ve akademisyenlerin katılımı başladı.

Paris İklim Anlaşması’nın 6 Ekim 2021 tarihinde TBMM tarafından onaylanıp ve resmî gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmesiyle birlikte iklim konusunda çalışmalar hız kazandı. Özellikle uyum süreci ve karbon hedeflerinin de tutturulması adına bu şura Türkiye için büyük önem taşıyor. Şuranın ilk gününde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum hem gençlerle buluştu hem de Türkiye’nin bir iklim kanununa duyduğu ihtiyacı anlatan bir konuşma yaptı. Hali hazırda Türkiye’de belirli sektörler için çevre ile uyum, iklim değişikliklerine duyarlılık konusunda düzenlemeler içeren düzenlemeler olsa da kapsamlı bir iklim kanunu ve düzenlemeleri mevcut değil. İklim krizi ile mücadele hem günümüz hem de gelecek nesiller için kritik önem taşıyor. Bu sürecin doğru yürütülmemesi halinde gıda tedariki, temiz havaya erişim gibi temel yaşam ihtiyaçları başta olmak üzere güvenlik soruları da karşımıza çıkacak.

Güvenlik sorunlarına yol açan en büyük faktörlerden biri de iklim krizi sebebiyle yaşanacak ülke içi ve sınırlar ötesi göçler olacağı da artık kesinlik kazandı demek yerinde olacaktır. 16 Şubat 2022 tarihinde Kolombiya Üniversitesi ve New York Şehir Üniversitesi’nin yapmış olduğu araştırma sonuçları gösteriyor ki iklim sebebiyle 2050 yılına kadar 216 milyon insanın yer değiştireceğini öngörüyor. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da hali hazırdaki yönetim krizleri ve de iklim özellikleri ile tarımsal arazi yapıları da dikkate alındığında bu potansiyel iklim göçlerindenTürkiye’nin hızlı ve çok etkileneceği de kesindir. Ayrıca sınır güvenlik sorunları ve mevcut göç rotası olması sebebiyle de bölgeyi iklim sebebiyle terk etmek durumunda kalan pek çok göçmen için de güzergâh haline gelmesi kaçınılmaz.

İklim Şura’sında Bilim ve Teknoloji, Yerel Yönetimler, İklim Değişikliğine Uyum, Sera Gazı Azaltım 1 ve 2, Yeşil Finansman ve Karbon Fiyatlama ile Göç Adil Geçiş ve Diğer Sosyal Politikalar olmak üzere yedi komisyon bulunuyor. Göç konusuna odaklanan komisyon 21 Şubat 2021 tarihli ilk toplantısında iklim değişikliğine ilişkin kavramların tanımlanması ve tanımlar üzerinde fikir birliğine varılması konusunda çalıştı. Bu kavramların tanımlanması çok önemli nitekim toplantıda da özellikle iklim göçü ve iklim adaleti tanımlarına odaklandı. İçerisinde bulunduğumuz ve sürekli göçe maruz kalan coğrafya dikkate alındığında neyin iklim göçü olduğunun tanımlanması özel hassasiyet taşıyor. Her türlü göç konusunda karşımıza çıktığı gibi iklim göçü konusunda da toplumdaki dezavantajlı kesimlerin durumu ve kırılgan grupların tanımlanması ve korunmada önceliğin bunlardan yana olması gerektiği de düşünülürse tüm bu tanımlama süreci çok büyük önem taşıyor.

Komisyonun odaklandığı diğer bir konu ise karar alma süreçlerine katılım konusu oldu. Bu süreçlerde söz hakkının ilgili kişilerin veya kurumlar ile mi sınırlı kalması gerektiği yoksa toplumun tümüne mi katılım fırsatı sunulmasının gerekliliği değerlendirildi. Komisyon bir hafta boyunca hem ülke içi hem de sınırlar ötesi bir göç dalgasınınım nasıl yönetilmesi gerektiği üzerinde duracak.  Bu komisyonun yapacağı çalışmalar çok önemli çünkü hali hazırda bu göç için herhangi bir uluslararası ya da yerel bir düzenlememiz mevcut değil. İklim göçmenleri 1951 Cenevre Konvansiyonu kapsamında mülteci olmadıkları için çeşitli ülkelerde kendilerine ulusal mevzuat altında geçici koruma statüleri tanımlanmıştır. Öte yandan Avusturalya ve Yeni Zelanda’da iklim sebebiyle göçen kişilerin mülteci statüsünde tanınmasına ilişkin hukuki başvurular yapılmış olsa da bu başvurular 1951 Cenevre Sözleşmesi kapsamında olmadıkları için reddedilmiştir. Ülkemizde de bu göçmenlere ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmuyor. Ayrıca, göçmenlere ilişkin mevcut ulusal düzenlemeler ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar uyarınca uygulanan geri gönderme yasağı (“non refoulement principle”) kapsamında iklim göçmenlerine bir korunma sağlanmamaktadır. Türkiye’nin son yıllarda maruz kaldığı düzensiz göçün sonucu ortaya çıkan sorunlar da göz önünde alındığında yeni bir göç dalgası ile karşı kaşıya kalmadan buna ilişkin tanımlama ve düzenlemelerin yapılması gerektiği açıktır. Nitekim, ülkemizde Akdeniz Havzası'nda yer almaktadır ve iklim krizinden Türkiye de ciddi derecede etkilenecektir. Ülkemizde tarım ve hayvancılık ile geçinen vatandaşlarımız başta olmak üzere pek çok insan bu iklim krizinden etkilenirken bir göç dalgasına da maruz kalması halinde ülkede ciddi bir güvenlik ve sosyal sorunların ortaya çıkması kaçınılmaz olur.

Bakan Kurum’un da Şura’nın açılış konuşmasında belirttiği gibi Türkiye’nin iklim krizi nedeniyle yaşayacağı güvenlik sorunları da dahil olmak üzere pek çok konu ile mücadele edebilmesi için kapsamlı bir iklim değişikliği kanununa ve acil uygulamaya geçilmesine ihtiyacı var. Şura’nın devam eden günlerinde bu konuların nasıl ele alınacağını takip etmek faydalı olacaktır.

Etiketler
İlgili Haberler