Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. ve Anayasamızın 36. maddesi ‘’adil yargılanma hakkı’’na ilişkindir. Bir yargılamanın adil olduğundan bahsedebilmek için aşağıdaki şartların varlığı gerekir.

- Bağımsız ve tarafsız hakim/mahkeme

- Açık (aleni) yargılama

- Tarafların hukuki dinlenilme/açıklama ve ispat hakkı (silahların eşitliği ilkesi)

- Tatmin edici/gerekçeli hüküm

- YARGILAMANIN MAKUL SÜREDE TAMAMLANMASI

Ülkemizde davalar makul sürede tamamlanıyor mu? Bu soruya ‘’evet’’ cevabı vermek mümkün değildir. Peki davaların bu kadar uzamasının sebepleri nedir? Neden davalar makul sürede bitmemektedir? 80 milyon nüfusa sahip ülkemizin mahkemelerinde çok sayıda dava görülmektedir. Davaların uzun sürmesinin başlıca nedeni, mahkemelerin altından kalkmakta zorlandığı aşırı iş yüküdür. Avrupa ülkelerinde bir hâkimin 1 yılda bakabildiği azami dava sayısı yaklaşık olarak 200 iken, Türkiye’de bir hâkimin 1 yılda bakabileceği öngörülen dava sayısı 1000 civarında görülüyor. Avrupa ülkelerindeki hakim maaşları, ülkemizdeki maaşlar ile kıyaslandığında ise, iş yükündeki oranın tam tersi bir durum ortaya çıkıyor.

Ceza davalarının hazırlık aşamasında, yani savcılık soruşturmasında, delillerin tam olarak toplanmaması, yargı sürecini uzatan bir başka neden olarak belirtilebilir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer almasına rağmen, adli kolluk sisteminin hayata geçirilmemiş olması soruşturmaların uzamasına neden olmaktadır. Tebligatların ve yazışmaların gecikmesi, Adli Tıp gibi hayati öneme haiz kurumun, rapor hazırlamak için en erken 1 seneye gün vermesinin yanı sıra tevzi-i tahkikat adı verilen, yargılamanın genişletilmesi yönündeki hukuki taleplerin değerlendirilmesi zorunluluğu, özellikle çok sanıklı davalarda yargılamanın uzamasının nedenleri arasında yer alıyor. Öte yandan, kimi zaman da, hakimlerin dosyaları tam olarak tetkik etmemesi ve dosyaya hakim olamaması da yargılamanın uzamasını kaçınılmaz hale getirmektedir. Bu durumda ayrıca, verilen kararlar da yerinde olmamaktadır. Yerel mahkemelerde çıkan kararların temyiz mercii olan Yargıtay ve Danıştay’ın iş yükü çok fazladır.

İlk Derece Mahkemeleri ile Yüksek Yargı arasında konumlanacak olan Bölge Adliye Mahkemeleri faaliyete geçmiş ise de, istenilen düzeyde hizmet verememektedir. Bütün bunların yanı sıra, toplumun hukuk konusunda yeterli bilinç düzeyinde olmadığı da yadsınamaz bir gerçektir. Profesyonel hukuki yardım almadan yapılan işlemler, daha sonra içinden çıkılamaz hukuki ihtilafların doğumuna neden olmaktadır. Hastalıkları önleyici hekimlik müessesi gibi, ihtilafları önleyici hukuk müessesi hayata geçirilmeli, toplum hukuk konusunda ilköğretim çağından itibaren bilinçlendirilmelidir. Bu konuda, Milli Eğitim Bakanlığı ile Adalet Bakanlığının ortaklaşa yapması planlanan çalışmaların hala hayata geçirilmemiş olması düşündürücüdür.

Velhasıl, adli sorunlarımızı yalnızca yargıçlara yüklemek eksik/hatalı bir yaklaşım olur. Devletin temel kurumlarının yıpratılması yerine sorunların çözümüne odaklanılması gerekmektedir. Şüphesiz ki bu sorun, topyekün toplumu ilgilendiren, toplumun tüm katmanlarınca elbirliğiyle çözülmesi gereken, bir bilinç, bir vicdan, bir adalet sorunudur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.