Yeni nesil milliyetçiliği anlamak
Yeni nesil milliyetçiliği anlamak
"'Yeni nesil Türkçülük' ile klasik Türk milliyetçiliği arasındaki farklar nelerdir? Ve hangi konularda keskin bir ayrışma yaşanacaktır?"  

“Çözüm Süreci” döneminde yaşananlar ve o sürecin devamında Türk milliyetçileri üzerinde uygulanan baskılar, aksine sonuçlar doğurmuş, etkisini bugün çok daha net bir şekilde hissettiğimiz, milliyetçi bir dip dalganın fitilini yakmıştır. Bu dalganın ilk sonuçları biz Türkçülerin arzuladığı nitelikten mahrum, içi boş, popülist bir milliyetçilik olsa da bu, zamanla dönüşmeye ve günümüz gerçekleriyle yoğrularak ayakları yere sağlam basan, sağlıklı bir karaktere bürünmeye başlamıştır. Henüz yolun başında olduğunu kabullenmekle beraber gelişmeleri umut verici bulduğumuzu da inkâr edemeyeceğiz. Neticede her şey aslına rücû etmeye mahkûmdur. Türkçülük de aslına; yani ilerici, aydın, devrimci kimliğine yeniden rücû edecektir. Bundan kaçış yoktur.

Türkçülüğün temelini atanlar da o temel üzerine modern Türkiye’yi inşâ edenler de hep bu kimliğe haiz şahsiyetlerdi. Hüseyinzâde Ali Bey, Ahundazade, İsmail Gaspıralı, Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Müfide Ferit Tek gibi isimler, zamanının ilerisinde fikir ve edebiyat insanlarıydı. Atatürk ise fikir adamı olmanın yanında eylem adamı olarak da hepsinden önde gelmektedir. Atsız’ın deyimiyle “ortalığa Türklük dehşeti saçmıştır.” Bunu Türk’ü uçurumun kenarından alarak yapmayı başarmış olması, yaptığı işin eşsizliğini gözler önüne sermektedir. Böylesine büyük isimlerin temellerini attığı düşüncenin, aydınlanmacı niteliğe sahip olması da elbette yadsınamaz. Ne var ki ilerleyen zaman, Türk milliyetçiliğinin ilerici yönünü ciddi manada törpülemiştir.

Bu dönüşümdeki en büyük etken hiç şüphesiz dünyanın iki kutba ayrılması olmuştur. Bu kutuplar arasındaki gerilimde, kendini koruma refleksi, milliyetçilerde anti-komünizm olarak tezahür etmiş, nihayetinde de din, bu mücadelede milliyetçiler için kuvvetli bir enstrüman haline gelmiştir. Bu sürecin sonunda da ilerici niteliğini kaybeden, dinle sentezlenen, kendini de devletin sahibi ve doğal koruyucusu olarak gören ve son tahlilde sağ partilerin payandası haline dönüşen bir milliyetçilik ortaya çıkmıştır. Bu durumun ters yüz olması, milliyetçilerin artık devletin kendilerine ait olmadığını anlamaları, başta da belirttiğimiz üzere “Çözüm Süreci” dönemine denk gelmektedir. Okullardan andı, devlet dairelerinden T.C. ibarelerini kaldıran, Türk’ün bayrağına dahi yasak getiren, kampüslerinde PKK ve Apo posterlerinin asılabildiği bir devlet, milliyetçilere ait olabilir miydi? Elbette olamazdı ve milliyetçilerde bu gerçekle acı bir şekilde yüzleştiler.

Akabinde yaşanan “Gezi Olayları” da milliyetçiler için ilkleri ihtiva eden bir hadiseydi. Şehit cenazeleri ve dış Türklerle ilgili meseleler dışında sokakta görünmeyen, devlete karşı itiraz kültürü yok denecek kadar az olan Türkçüler, 1944’den sonra ilk kez, hem de gür sesle devletin karşısında konumlandılar. Üstelik kendilerinden farklı, hatta düşman gördükleri kesimlerin orada boy göstermelerine rağmen. AKP’nin, MHP kongresine yargı yoluyla müdahalesi, devamında MHP’nin bölünmesiyle neticelendi. Fetullahçı darbe girişimi sonrasıysa MHP, diyetini AKP’ye eklemlenerek ödedi. Bu ardışık gelişmeler Türkçülerin muhalif cephedeki yerini sağlamlaştırmış oldu. 

Milliyetçiliğin son dönemdeki yükselişi, başta da belirttiğimiz gibi “Çözüm Süreci”ne dayanmaktadır. Fakat bu yükselişe ivme veren en önemli etken hiç şüphesiz devletin uyguladığı açık kapı politikasıdır. Parası olanın mülk satın alarak, olmayanın da sınırlardan elini kolunu sallayarak gelip yerleştiği ülke, Türklerin ülkesi olmaktan hızla uzaklaşmaktadır. Bu da eşyanın tabiatı gereği, reaksiyonel milliyetçiliğin tetiklenmesine neden olmuştur. Bu yükselişi doğru okuyup buna göre duruş belirlemek, Türk siyasetinde boy gösteren tüm parti ve kuruluşlar için elzemdir. Çünkü ülkenin geleceğine yön verecek güç “Yeni Nesil Türkçülük” olacaktır.

Peki “Yeni nesil Türkçülük” ile klasik Türk milliyetçiliği arasındaki farklar nelerdir? Ve hangi konularda keskin bir ayrışma yaşanacaktır?  

Naçizane öngörülerimi sıralayayım. Birinci ve en önemli fark insan tipidir. Günümüz gençliği; 40’ların, 60’ların hatta 90’ların gençliğiyle mukayese edilemez. Gençlik yılları iletişim çağının en hızlı dönemine denk gelen, en ulaşılmaz bilgilerin bile birkaç “tık” uzağında olan insanları demagojiyle, hamasetle örgütlemek; onları, alışılageldik kalıplara sokmaya çalışmak nafile çabadır. Unutulmamalı ki bugünün gençliği, önceki nesillere kıyasla farklı yaşam standardına, farklı düşünce tarzına ve farklı önceliklere sahiptir. Dolayısıyla “Yeni Nesil Türkçüler” de bu kıstaslar göz önünde bulundurularak analiz edilmelidir. Önceki nesillerden alışılagelmiş “reis/başkan ne derse o, asla sorgulama!” mantığının bu gençlikte tutunma şansı yoktur. Bu nesli ikna etmek zorundasınız. Çünkü böyle yetiştiler.

İkinci fark, dine karşı yaklaşımlarında görülecektir. Yeni nesil milliyetçilikte, sekülerizm en önemli kriterlerden biri olacaktır. Keza sekülerizmin geri plana atıldığı, dinin öncelendiği bir Türkiye’de, işlerin nerelere vardığına şahit oldular. Yeni nesil milliyetçiler dine, kişinin bireysel yönelimi olarak yaklaşacak, karşısındakinin inancı, hiçbir şekilde onu etkilemeyecektir. Dini hassasiyetleri ön plana çıkaran kişi ve yapılar ise Türkçü gençlerden itibar görmeyeceklerdir. Keza tarikat, cemaat vb. yapılarla dirsek temasına devam eden yapılar da... Eski nesil milliyetçiliğin “Rehber Kuran, hedef Turan” şiarı, zannımca bu gençlik için hiçbir anlam ifade etmeyecektir.

Üçüncü fark, yeni nesil Türkçülerin önceki nesillere oranla çok daha hoşgörülü olmalarıdır. Yalnız en yanlış anlamaya müsait noktanın da burası olduğu notunu düşmeliyim. Hangi şeylere hoşgörüyle yaklaştıklarını, hangilerineyse şiddetle karşı durduklarını iyi tahlil etmek, belirleyecekleri politikalar açısından siyasilere referans olacaktır. Örneğin aidiyetler meselesindeki yaklaşımları…

Yeni nesil milliyetçilerde sığınmacı ve göçmen konusunda son derece sert bir tutum gözlemleniyorken, anayasadaki tanıma göre “Türk” olanlara karşı; kişinin kökenine, mezhebine, cinsiyetine bakmaksızın, oldukça hoşgörülü olduklarını gözlemlemekteyim. Bu tavırlarının ilerleyen zamanda da devam ettiği görülecektir. Önceki nesil milliyetçilerde gerek köken gerekse de inanç bazlı farklılıklar,nefret unsuru haline dönüşebilmekteydi. Köken farklılığı ile terör destekçiliği arasındaki farkı ayrıca belirtme ihtiyacı duymuyorum. Keza Türkçülerin yeni nesil de olsa bu konudaki tutumu net ve katı olacağı aşikârdır. Canına, malına kast eden yapılara karşı Türkçü gençlerden en ufak bir hoşgörü beklemek abesle iştigaldir.

Son olarak da Atatürk’e yaklaşımları konusundaki farklılıklarına değineyim. Atatürk’e karşı sergilenen, onu anlamaktan çok “sünnet yaklaşımı” diyebileceğimiz, hareketlerini ve sözlerini tekrardan mürekkep bir Atatürkçü çizgiden oldukça uzaklar. Bunun yanında “Kemalizm” sözünü bir küfür gibi algılayan Ülkücü tavırla ise en ufak yakınlıkları bulunmuyor. Öngörüm odur ki Atatürk’ün devrimci, ilerici, Türk milletini ve Türk ülkesini önceleyen anlayışını örnek alacak, onu meta olarak değil fikir ve eylem adamı olarak yüceltmeye devam edeceklerdir.

Yukarıda yazdıklarım, tespit ve gerçekleşeceğini düşündüğüm öngörülerdi. Bir ağabeyleri olarak “Yeni Nesil Türkçüler” için naçizane birkaç tavsiyeyle yazımı sonlandırayım.

Yazımın girişinde hatırlattığım, Türkçülüğün abide isimlerini mutlaka okuyup tanımaya çalışın. Enerjinizi, coşkunuzu kendi menfaatleri için kullanmak isteyecek kişi ve gruplara karşı temkinli yaklaşın, istismara mahal vermeyin. Mücadele konusunda öncelik sıralamanız olsun, stratejik davranmak, ödün vermek değildir. İlke üzerinden nefsinize yapılan tahriklere de asla kulak asmayın. Uzun vadede tüm cephelerde kazanılacak kesin bir zafer için, kimi cephelerden feragat etmek gerekebilir, bunları mağlubiyet olarak addetmeyin.

Son olarak: Nefret çok güçlü bir duygudur ancak sevgi ona daima galebe çalar. O yüzden milliyetçiliğinizi nefrete değil sevgiye dayandırın. Gökalp ne diyor? “Türkçülük, Türk milletini yükseltmek demektir.” Bundan âlâ motivasyonunuz olmasın.  Atatürk’ün de dediği gibi “Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.”

Unutmayın, kurtuluşumuz köklerimizde, kurucu irademizin fikriyatında…

Etiketler
Tam zamanlı okur, yarı zamanlı yazar
İlgili Haberler