Ulusalcı histerinin İslâmcılıkla kesişimi
Ulusalcı histerinin İslâmcılıkla kesişimi
"...İktidarı eleştirmeye gücü yetmeyen kesimlerin iktidarsızlıklarının acısını daha güvenli ve zararsız alanlardan çıkarma çabaları görülüyor."

Ulusalcılık bir histeri midir? 90’lardan itibaren bunun güçlü belirtileri var. Fakat bugünden bakıldığında, Ulusalcılık ile İslâmcılık arasında kesişim noktalarının her zamankinden güçlü olduğu ve bu noktaların iktidara, MHP ile girdiği siyasi ilişkiden farklı bir potansiyel derinlik yaratması sürecini yaşattığı görülüyor.

Türkiye’de 2002 sonrası muhalefetinin AK Parti karşısındaki en büyük şanssızlığı, AK Parti’ye karşı muhalefetin oluşum evrelerinin ulusalcılıkla sentezlenmiş bir tür kolektif yapı oluşturmasıydı. “Özgürlükçü” ve “Muhafazakâr Demokrat” AK Parti’nin, sayısı az, “etki alanı geniş” liberallerle etkileşimi karşısında “Otoriter” ve “Tam bağımsızlıkçılık” adı altında Avrasyacı hayalleri dile getiren bir muhalefetin konumlanması, bugüne de yansıyan etkileri bakımından olumsuz sonuçlara sebep oldu. Liberaller, “Sevr Paranoyası” diye alay ettikleri psikolojik halin iktidara da yansıyacağını, kimileri bunu savunmak durumunda kalırken kimileri de mücadele etmeye çalışmakla uğraşacaklarını düşünmüş müdür? İktidar bloğu içerisinde hegemonya mücadelesinin kaybedilmesi, İslâmcılığın özgün niteliklerini açığa çıkardı. İslâmcılığın her türlü “muhafazakâr” ve “demokrat” etkiden sıyrılarak, bir öz halinde kendisini göstermesi, Ulusalcılığın da rahatlamasına ve İslâmcılıkla kesişmesine olanak sağladı.

Kesişim alanlarının başında olağanüstülüğe eğilim ve sosyal hayatın en derinlerine nüfuz edebilme yetisi var. Sıradan insanın konuşmayacağı konuların gündelik hayatta yer edinmesinin önemli sebeplerinin başında sosyal medyanın bilgi akışını hızlandırması ve en sıradana kadar ulaştırması geliyor. İnsanların zannedildiğinin aksine giderek politize olma sürecinde; NATO, Avrupa Birliği, Avrasyacılık vb. kavramların komplo teorilerinden ya da akademik metinlerden inerek sokaktaki insana hâkim olması, yalnızca seçim süreçlerindeki tercihlerde değil kamuoyunun odaklandığı konular bakımından da potansiyel sorunlu alanlara sahip. “Avrupa bizi kıskanıyor” ile “Avrupa bizi bölmeye çalışıyor” arasında motivasyon olarak derinlikli bir fark yok. Fakat yoksullaşma karşısında “Avrupa’nın oyunlarını” öne süren zihniyetin hâkimiyeti, toplumun bütünü için ciddi tehditler barındırıyor. Bu, aslında bir tür “Sen işine bak, devlet gereğini yapar, uyanık ol yeter” tarzında alarmizmi ve teyakkuz halini de yansıtıyor. Gerekirse soğan ekmek yemeye razı; fakat işgal ve bölünme tehdidine asla boyun eğmeyen tavır, iktidarın sorumluluk alanındaki ekonomik ve sosyal gerçeklerin perdelenmesine de sebep oluyor.

Benzemezlerin benzerliği

Türkiye’de farklı kesimlerin devlete bakış açısı veya devletle ilişkisi, keskin görülen ayrımların aslında o kadar da keskin olmadığını ve birbirine benzemez görünenlerin, ortak noktalarda ve gerekli görülen yerlerde nasıl muhteşem bir uyum ortaya koyabildiğini gösteriyor. Bir örnek olarak; 90’larda İslâmcı çevreler ile Ulusalcıların AB karşıtlığında birleşmesine karşı, iki çevreyi birbirinden ayıran faktörlerin daha keskin ve net olduğu görülüyor, en azından kamuoyuna yansıyordu. Fakat mesele, devletin varlığı ve kutsallığı olduğunda, İslâmcılıktan Ulusalcılığa uzanan, zamanın ruhuna uygun bir şekilde aralara milliyetçiliği de bir üslup olarak yerleştiren yeni modellerin ve denemelerin ortaya çıktığı ve hâkim olduğu görülüyor. Bu sentez ne kadar sağlıklı? İddia edildiği gibi devletin âli menfaatlerini mi önceliyor?

İçinde bulunduğumuz sürecin karmaşıklığı ve öngörülemezliği, benzemezler arasındaki ittifakların ve sentezlerin varlığını da önemsiz hale getiriyor. Bugün İslâmcı-Ulusalcı-Milliyetçi ittifakın kapsayıcılığı, seçmene yönelik bir ittifak halinden ziyade devlet söz konusu olduğunda devreye giren, her türlü ayrılığı bir kenara bırakan kutsal bir yapıyı andırıyor. Siyasette, dış politika gibi “siyaset üstü” sayılan meselelerin farklı alanlara da sirayet ederek, siyaset üstülüğü bir tür siyaset biçimine getirmeye çalışan sentezlerin etkili olduğu bir gerçek. Bu durum bir süre sonra, siyasetten kopuşu, muhalefeti hiç farkında olamadan iktidar açısından “makul” bir çizgiye çekecektir. Neden? Siyasetteki etkinin İslâmcılarda, Ulusalcılarda ve Milliyetçilerde de görüldüğü bir durum söz konusu. Kendini “muhalif” olarak kabul edenlerin muhalifliğinin makullüğü, kritik noktalardaki ayrımlarda kendisini gösteriyor.

Failin belirsizliği ve gizli özne

İktidar açısından makullüğün en büyük ölçüsü, “zarar vermeyen, öznesiz” eleştirinin söz konusu olması. Hayat pahalılığından şikâyet ediyor muyuz? Evet. Burası iktidarın makul çizgisi. Hayat pahalılığının sorumlusu kim? Birileri. Burası da makul bir çizgi. Fakat yanlış politikalarının öznesine iktidar partisini, Cumhurbaşkanını ve siyasi sorumluları yerleştirdiğinizde, makullükten ayıran çizgiyi geçmiş oluyorsunuz. Bir başka ana gündem maddesi sığınmacılar. Özneye sığınmacıları veya Batı’dan fon alan yayın kuruluşlarını yerleştiren akımların ve görüşlerin, sığınmacılar konusunda asıl fail olan iktidarı yerleştirememe sorunu ciddi ve kasti bir noktaya geldi. Ulusalcılar, İslâmcılar ve Milliyetçilerin büyük çoğunluğu, devletin âli menfaatleri gereği zaman zaman çizgiye yaklaşsalar da o çizgiyi asla aşmıyorlar. Hizaya gelmenin tanımı da aslında tam olarak budur. Bunun acısını farklı yerlerden çıkarmak da buradan başlıyor. Sosyal medyada yazılanlara bakıldığında, iktidarı eleştirmeye gücü yetmeyen kesimlerin iktidarsızlıklarının acısını daha güvenli ve zararsız alanlardan çıkarma çabaları görülüyor.

Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar, fikirlerin ve tavırların altüst olduğu, mecburen çeliştiği, çatıştığı ve bir anlamda silikleştiği bir zemini yarattı. Bu arada Türkiye’de ana akım olan İslâmcılık, Ulusalcılık ve Milliyetçilik arasındaki görünmez ilişkiler görünür hale gelirken, çeşitli sebeplerden iktidara karşı dile getirilmeyenler çok daha yumuşak alanlara, acımasızca dile getirildi. Getirilmeye de devam ediliyor; çünkü yaptırım gücü yok. Eleştirilmesinde neredeyse tamamen haklılık payı bulunan muhalefetin özellikle sosyal medyada, her hamlede linç edilmesinin arka planında da iktidarsızlığın acısını çıkarma çabası var. Eleştiri devam etmeli mi? Sonuna kadar. Fakat benzemezlerin benzerliklerini göz önünde bulundurup, faili netleştiremeyen bir anlayışa savrulmamak gelecek açısından önemli.

Etiketler
Genel Yayın Yönetmeni
İlgili Haberler