Türkiye'nin sınır güvenliği: Mayın bir seçenek mi?
Türkiye'nin sınır güvenliği: Mayın bir seçenek mi?
"Mayınlar dost-düşman, sivil-asker ayrımı yapmayan ve dünyanın her yerinde her yıl yüz binlerce kişinin hayatını kaybetmelerine ve sakat kalmalarına sebep olmaktadırlar."

Son dönemde kendisine oldukça yüksek sayıda katılımcı bulan sığınmacı tartışmaları daha uzun süre devam edecek gibi duruyor. Konuyla ilgili yakın geçmişe referans veren bazı kişiler, sığınmacı krizinin bu noktaya ulaşmasında doğu ve güney sınır bölgelerindeki mayınların temizlenmiş olmasına dikkat çekiyor. Öncelikle sınırlarınızda mayınların olmasıyla "mülteci üreten" siyasi ve askeri süreçler arasında herhangi bir korelasyon bulunmadığını belirtmemiz gerekir. Bu tartışmalarla ilgili toplumda oluşan intibada bir zamanlar sınır hatlarının baştan sona mayın döşeli olduğu da gözlemlenmektedir.

Mayınlar geçtiğimiz yüzyılda, aralarında çatışma riski bulunan komşu ülkelerin bir kara harekâtını akamete uğratmak için başvurdukları bir seçenektir. Yani zaten sınırlara mayın döşemek askeri açıdan anlam ifade eden bölgelerde uygulanan bir fikirdir. Mayın, kaçakçılığın herhangi bir versiyonu için geliştirilmiş bir çözüm değildir. Özetle, mayınların var olma amaçlarıyla sığınmacı tartışmalarında mayınlara atfedilen görev birbiriyle alakasızdır.

Önemli bir diğer noktaya geri dönmek gerekirse, mayınlar tüm sınır hattında kullanılmaya uygun ekipmanlar da değillerdir. Haritalarda düz bir zemin olarak görünen bölgeler gerçek hayatta pek de öyle değildir. Ayrıca sınır güvenliği kavramından bahsederken akla sadece karar sınırları gelmemelidir ve sınır güvenliği ile ilgili çözüm üretmek isteyen kişilerin karasularında da deniz mayını döşemenin sonuçlarıyla ilgili fikir egzersizi yapması da gerekmektedir; böyle bir fikrin bile sebep olacağı sorun/kargaşa sarmalının boyutunu tahmin etmek mümkün olmayacaktır.

Savunma endüstrisi kataloglarında kara, deniz hatta anti-helikopter mayınları bile bulunmaktadır. Kara mayınlarının neredeyse tamamı anti-personel ve tanksavar mayınlarıdır. Ancak bu mayınlarla ilgili olarak savaş hukukunda ciddi kısıtlamalar ve yasaklar bulunmaktadır. Takip edilme seviyesi tartışmalı olsa da bazı mayın türlerini üretmek de döşemek de yasaktır. Bu nedenle mayınlar envanterlerde bulunsa bile artık doktrinel bir yaklaşımın parçası da olamamaktadır. Benzer durum daha sıkı ve açık bir şekilde kimyasal ve biyolojik silahlar için de geçerlidir. Bu tür silahların tamamı kısıtlanan/yasaklanan teçhizat sınıfında değerlendirilmektedir.

Mayınlar dost-düşman, sivil-asker ayrımı yapmayan ve dünyanın her yerinde her yıl yüz binlerce kişinin hayatını kaybetmelerine ve sakat kalmalarına sebep olmaktadırlar. Üstelik bir mayının maliyeti ve gelişen askeri teknolojilerin etkinliği sayesinde herhangi bir caydırıcılığa da sahip değillerdir; askeri açıdan fonksiyonları tartışmalıdır. Mayınlı arazilerin olduğu bölgelerde de kaçakçılık çeşitli tekniklerle mümkün hale gelmiştir.

Türkiye’nin sınır güvenliği ile ilgili tartışılması ve çözülmesi gereken sorunların sayısı çoktur. Bu tür problemlerin çözülmesi için en başta siyasi erkin bu konuda irade sahibi olması gerekmektedir. Ancak mevcut iktidarın tutumu çok net bir şekilde açık kapı politikası ve geri kabul anlaşması rejimlerini sürdürmek yönünde. Bu motivasyonun arkasında ideolojik (İslamizasyon) ve ekonomik (ucuz emek sömürüsü) niyetler olduğu da oldukça açıktır. Öne sürülen insani gerekçelerin hiçbirinin de herhangi bir temeli bulunmadığı, sığınmacıların bir şantaj unsuru olarak defaatle kullanılması itibariyle sabittir.

Peki sınırlarınızı korumak istiyorsanız mayın dışında somut seçenekleriniz nelerdir? Politik bir irade sığınmacı üreten dış politika ajandalarından uzak durmak dışında yapılabilecek birçok şey var. Bunlardan bahsetmeden önce, Afganistan-Pakistan üzerinden gelen ve Suriyeli sığınmacılarla aynı statüye sahip olmayan kaçak göçmenlerle ilgili alınması gereken elzem aksiyon İran ile ilgilidir. Bu ülkelerden gelen kaçak göçmenler İran’ı baştan başa geçerken Türkiye konuyla ilgili İran ve BM nezdinde herhangi bir girişimde bulunmamaktadır. İran’ın bu rotayı kullandırmasına karşılık kararlı ve caydırıcı bir karşılığın verilmesi gerekmektedir.

Avrupa Birliği’nin sınırlarını korumakla görevli olan ajansı Frontex’in uygulamaları ve Britanya’nın kaçak göçmenleri Ruanda’ya deport etmesi gibi hukuki ve ahlaki açıdan tartışmalı yöntemler bir yana; Avustralya’nın ülkelerine kaçak yollarla gelen göçmenlere hiçbir koşulda oturum ve çalışma izni vermeyeceğine dair yasal mevzuat oluşturması bile oldukça etkili bir yöntem olmuştur. Üstelik Türkiye kaçak göçmen güzergahı için bir son durak ülkesi değil, transit ülkelerden biridir. Geri kabul anlaşmasıyla yapay olarak "kalıcı durak" ülkesi haline gelmiştir. Buna benzer ve daha geniş kapsamlı bir göçmen mevzuatını oluşturmak yeni göçleri engelleyecek güçlü bir zemin oluşturabilecektir.

TSK’nın sınır güvenliği ile sorumlu tugaylarının yetenekleri ve tecrübeleri son derece yeterlidir. Bu birliklerin izleyeceği protokollerin ve mevzuatın da daha somut hale getirilmesi; görev önceliklerinin yeniden tanımlanması gerekmektedir. Gözetleme ve engelleme ekipmanlarının miktarının da arttırılması da projelendirilmelidir. Bu ekipmanların tamamının yerli olarak üretilmesi de mümkündür.

Fiziki olarak sınır bölgelerinde fonksiyonsuz ve aşılması kolay beton duvarlar yerine, daha yüksek duvarlar ve hendekler oluşturulması kaçakçılık faaliyetlerinin büyük kısmını önemli ölçüde engelleyecektir.

Son olarak unutulmaması ve odaklanılması gereken noktaların başında, dünyanın herhangi bir bölgesinde insanların kendi evlerini terk etmek zorunda kalacakları çatışma alanlarının üretilmemesi ve insanların sorunlarının kendi ülkelerinde çözülmesi esaslarında politik yaklaşımın küresel olarak kabul edilmesi gelmektedir. Diğer yandan göçmenleri binlerce kilometrelik mesafeleri oldukça büyük riskler altında kat etmeye motive eden şey varacakları noktalarda bir şekilde kendilerine bir gelecek kurma fırsatına sahip olacakları inancıdır. Bunun mümkün olmayacağını ve başladıkları yere geri dönmek zorunda kalacaklarını net bir şekilde belirtmek ve meşru dayanaklar oluşturmak göçmenlerin bu tür risklere girmelerini engelleyecek ana zemindir. Çatışma üretmenin ve silahlanmanın/silahlandırmanın faturası insanların kendi ülkelerinde bir gelecek kurmaları için gereken kaynak miktarının çok üstündedir. Özellikle Körfez ülkelerinin ve Avrupa Birliği’nin bu konuda çok daha az kaynakla başarabilecekleri şeylerin sayısı oldukça fazladır.

Göçmenleri entegre etme projeleri parlak bir tarihe sahip değilken ve hedef ülkelerin göçmen kabul etme kapasiteleri sınırlıyken daha temelden bir çözüm üretmedikçe her gün yeni göçmenler evlerini terk etmeye devam edecektir. Bu göçmenleri mayınlar-mayınlı araziler engelleyememiştir. Kara sınırındaki engelleri aşamayan göçmenler deniz yollarını denemektedirler. Çok uzak olmayan gelecekte amatör üretim hava araçları-balonlar da kullanılmaya muhtemel araçlar arasında olacaklardır. Bir hatırlatma olarak Ermenistan’ın Karabağ’da mayın döşediği araziler BM nezdinde öne sürdüğü tezlerin kabul görmemesine de neden olmuştur. Mayınlar insanlık tarihi boyunca üretilmiş en gayri ahlaki silahlardan biridir ve günümüzde de gelecekte de işlevleri ve anlamları yoktur/olmayacaktır. Mayınlı arazilerin temizlenmesiyle Türkiye’nin göçmen akını için hazırlanması ifadesi temelsiz bir komplo olmaktan daha fazlası değildir. Zira mayınlı araziler sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde temizlenmektedir. 3000 kilometrelik yolda; açlık, susuzluk, asayiş, doğa şartları gibi ölümcül engelleri göze alan göçmenler mayınlı arazide kendilerine patika oluşturacak bir binek hayvanı vasıtasıyla sınırları kolayca aşabilecektir. Türkiye’nin ihtiyacı olan da mayın değil siyasi iradedir.

Etiketler
Güvenlik Politikaları
İlgili Haberler