Türk Sağının simge ismine veda: Yeniden Millî Mücadelecilerin lideri Aykut Edibali
Türk Sağının simge ismine veda: Yeniden Millî Mücadelecilerin lideri Aykut Edibali
Türk siyasetinin önemli isimlerinden Aykut Edibali vefat etti.

Aykut Edibali, Türk siyasetinin ve düşünce dünyasının önemli isimlerinden biriydi. O’nu, liderliğini yaptığı mütevazi Millet Partisi’nin lideri olarak değil, Türkiye’nin geleceğine damga vuran Yeniden Milli Mücadele’nin lideri olarak anmak daha doğru olacaktır. 

1942 yılında, Afyonkarahisar’da doğan ve kendini “Şeyh Edebali'nin torunu” olarak tanıtan, hukukçu ve yazar olan Aykut Edibali ilk ve orta öğrenimini Afyon’da tamamlayıp, sonrasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Edibali, bu dönemde demokrasi ve insan hakları üzerine faaliyetlerde bulunurken Genç Hukukçular Grubu’nu kurdu. 

Fakat Edibali’ye popülerlik kazandıran asıl süreç, “Yeniden Milli Mücadele Hareketi” isimli grubu kurmasıyla gerçekleşti.  Siyasete atıldığı ilk yıllarda kurduğu Yeniden Millî Mücadele Hareketi, 1984 yılında Islahatçı Demokrasi Partisi'ne dönüştü. 

Mücadele, Bayrak, Pınar, Çınar, Gerçek ve Çağrı gibi dergilerde yazılar yazan Aykut Edebali, o dönem Kıbrıs'ın ilhakını savunan görüşleriyle çok konuşuldu.    

1984'te kurulan Islahatçı Demokrasi Partisi'nin Kurucu Genel Başkanı oldu ve 1991 yılında Refah Partisi, Milliyetçi Çalışma Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi arasındaki iş birliğinde yer aldı. Islahatçı Demokrasi Partisi'nin 2. Olağan Kongresi'nde, Birlik Barış Partisi, Bayrak Partisi ve Millet Partisi, IDP partileri Millet Partisi çatısı altında birleştiler ve Genel Başkan Aykut Edibali oldu. 

Son yıllarda "Muhteşem Türkiye" olarak tanımladığı siyasi projesini anlatan Edibali, Millet Partisi'nin Mayıs 2012'de yapılan kongresinde tek aday oldu ve Genel Başkanlığa seçildi. 

Bir süredir kalp yetmezliği sebebiyle tedavi gören Edibali, dün akşam saatlerinde hayatını kaybetti. 

MÜCADELECİLER VE "İLMİ SAĞ”  

Genç yaşlarından itibaren siyasetle iç içe olan Edibali, 1960 sonrası yaşanan kutuplaşma ortamında Yeniden Milli Mücadele hareketinin kurulmasına ve gelişmesine öncülük etti.  

1960’lı yıllarda temelleri atılan Yeniden Milli Mücadele Hareketi, 17 Kasım 1967’de Konya’da maddi imkânsızlıklar nedeniyle birlik binası bulunmasında sıkıntı çekilirken Vakıf İşhanı’nda bir terzi dükkânının boşaltılmasıyla kuruldu. Kurucu üyeler arasında Mevlüt Baltacı, Mustafa Alptekin ve ismi anılmasa da İrfan Küçükköy yer aldı. Hareket, kendisine beş prensip ve slogan belirledi. Bu prensipler arasında; Anti-Siyonist, Anti-Komünist, Anti-Kapitalist olmak, milli değerlere bağlı kalmak ve İslam’a saygı yer aldı. Prensip olarak belirtilmese bile Türk Ordusu ve Türk milletin bütünlüğü, Türkiye’nin bölünmezliği ve Türk ahlakını korumak Yeniden Milli Mücadele Birliğinin genel olarak üzerinde durduğu konular oldu. 

Hareketin geliştirdiği prensipler, zaman içerisinde Aykut Edibali tarafından geliştirilerek “İlmi Sağ” adı verilen teze dönüştü. Türkiye’deki mevcut düzeni, “Judeo-Grek Menşeili Kapitalist Sistem” olarak tanımlayan hareket, 1970’lerin başında çıkan Yeniden Milli Mücadele Dergisi’nde “İlmi Sağ” kavramını sola karşı bir reaksiyon değil, sistemli bir ideoloji olarak tanımladı. Mücadeleciler, 1970’lerden itibaren komünizme karşı etkin bir rol üstlendi.  

SAĞIN GELECEĞİNİ ETKİLEDİ 

Soğuk Savaş dönemi içerisinde Mücadeleciler, komünizme karşı mücadeledeki rollerini dergicilik ve yayıncılık çevresinde sürdürürken, şiddet olaylarından mümkün olduğunca uzak durdu. Ancak hareketin iki numarası Yavuz Arslan Argun başta olmak üzere, bazı isimlerin karıştığı şiddet olaylarının yaşandığı biliniyor. 1960’larda ve 1970’lerde, sağ kesimde Nurcular, Süleymancılar, Nakşibendiler başta olmak üzere birçok dini kuruluş ve cemaat faaliyet gösterdi. Mücadele Birliği Derneği, İlim Yayma Cemiyeti, Komünizmle Mücadele Derneği, Milliyetçi Kültür Birlikleri, Aydınlar Kulübü bu yapılardan sadece birkaçıydı. Yeniden Millî Mücadele Hareketi, Hüseyin Özalp tarafından sağ cephenin Dev-Genç’i olarak adlandırıldı. 

Türkiye’deki milliyetçi-muhafazakâr görüşlerin, akımların ve aktörlerin önemli bir kısmının yolu, Yeniden Milli Mücadele etrafında geçti. Kendilerine “Mücadeleciler” adını veren grubun içerisinde Melih Gökçek, Cemil Çiçek, Taha Akyol, Halil Şıvgın, Ahmet Taşgetiren, Ali Müfit Gürtuna gibi siyasete ve düşünce dünyasına damga vuran birçok isim yer aldı. 

IDP VE KUTSAL İTTİFAK 

Siyasi bir parti kurarak siyasal anlamda çalışmalarını parti çatısı altında devam ettirmek isteyen Aykut Edibali, Yeniden Milli Mücadele Hareketi içinde yer alan arkadaşlarıyla birlikte 1984 yılında Islahatçı Demokrasi Partisi’ni kurdu. Partinin sloganı, “Demirin, Altının, Paranın Devri Değil İnsanın Devri Başlıyor” olarak belirlendi. 

1991’e kadar gerçekleşen seçimlerde başarı kazanamayan parti, 1991 yılındaki seçimlere ittifakla girdi. Kamuoyunda “Kutsal İttifak” olarak adlandırılan ittifakta Necmettin Erbakan’ın Refah Partisi, Alparslan Türkeş’in Milliyetçi Çalışma Partisi ve Aykut Edibali’nin Islahatçı Demokrasi Partisi yer aldı. 20 Ekim 1991’deki seçimlerinde sandıklar açıldığında RP %16,9 oyla 62 milletvekili çıkardı. IDP TBMM'de üç milletvekili ile temsil edilmeye başlanırken, Aykut Edibali Kayseri milletvekili olarak 19. dönemde meclise girdi. IDP’nin 23 Kasım 1992’de yapılan ikinci olağan büyük kongresinde, Birlik ve Barış Partisi, Bayrak Partisi ve Millet Partisi, IDP’ye katılma kararı aldı ve IDP siyasal hayatına son verdi. Yeni kurulan partinin adı ise Millet Partisi oldu. 

Aykut Edibali, Millet Partisi’nin Genel Başkanı olarak değil, gençlik yıllarına damga vuran ve popülerlik kazandığı Yeniden Milli Mücadele Hareketi’nin lideri olarak, Türk sağına damga vuran isimlerden biri oldu.  

YENİDEN MİLLİ MÜCADELE’NİN İLK BAŞYAZISI 

Aykut Edibali, Yeniden Milli Mücadele’nin 10 Şubat 1970 tarihli ikinci sayısında, şu yazıyı kaleme aldı: 

Milletimizin inişli görülmemiş düşüşü ve düşüşün tezahürü olan buhranımız, kendiliğinden doğmadığı gibi, kurtuluşumuz da kendiliğinden almayacaktır. Milletimizin buhrandan kurtuluşu, cemiyetlerin değişmez kanunları ve tarihin şehadeti ile sabittir ki, kendiliğinden değildir. Milletleri buhrandan kurtaran ancak imanlı ve şuurlu mücadeledir. Mücadele tarihin akışım durdurmağa çalışan gerçek gericileri tasfiye eden ateşli bir imtihan vasatıdır. Mücadeledir ki, ilmen ve aklen sabit zaferi, fiil halinde hakîkatleştirir. Mücadele, saflarımızdaki haini ortaya çıkardığı gibi, mü’mini yetiştirir ve yüceltir. 

Milletlerin kurtuluşu elbette mücadele ile mümkündür. Ancak bu mücadele şuursuz, metotsuz, rehbersiz bir mücadele olamaz. Zaferle bitecek bir mücadelenin tarihle belirlenmiş şart- lan vardır bu şartlar bilinmedikçe' mücadelenin zaferinden bahsetmek gülünçtür. Buhranımızın sebebi teşhis edilmiştir. Bu sosyolojik zaviye- den, milletimizin ideolojik yapısı ile tezat halin- deki ideolojik sistemlerin cebrileşmesinden ibarettir. Türkiye’deki bütün sıkıntıların sebebi Judeo Grek menşeli Kapitalist sistemdir. Buhranımızın mücadele karakteri yönünden sebebi ise, bu gayri milli ve gayri İnsanî sistemin maskesi- ne saklanan beynelmilel Yahudiliktir. 

Şu hâlde, Türkiye'mizde buhrandan kurtuluş mücadelemiz, Türkiye’ye çöreklenen istismarcı, beynelmilel Yahudilik ve Yahudiliğin içimize kadar sokulabilen hain artıklarıyla kıyasıya bir savaş demektir. Yukarda belirttiğimiz gibi, bu savaş ne imansız ne bilgisiz ne de rehbersiz bir savaştır Kılavuzsuz yolculuk pişmanlıkla biter. Mücadelemizde kılavuzumuz hisler, heyecanlar, romantik hareketler değil, bütün dünya boyunca cereyan eden siyasî ve askerî mücadelelerin incelenmesinden çıkarılmış umumî mücadele kanunlarıdır. Ancak bu kanunlar İslâm Peygamberinin takip ettiği, mücadele stratejisinin incelenmesiyle tamamlanmadıkça havada kalır. Zira harbin hususî kanunları, cemiyetin psikolojik bünyesine, mücadelenin cereyan ettiği vasata göre değişir. Mücadelemizi sağlam esaslara dayaya- bilmek için zaruri olan unsurlardan sonuncusu ise, millî tarihimizi dolduran mücadeleleri, objektif ve derin bir tetkike tabi tutmaktır Mücadelemizi bilerek yapmak, cihan çapında dev güçlerle çarpışmak ancak bu şekilde mümkündür. 

Mücadelemizin umumî, hususî ve memleketimize has şartlan, yürütmeğe mecbur olduğu- muz mücadelenin karakterini belirtir. Bu mücadele hiçbir zümrenin, sınıfın veya şahsın mücadelesi değildir. Bu mücadele doğrudan doğruya MÎLLETİN MÜCADELESİ’dir. Ve bu sıfatla diğer vasıflarının yanında MİLLÎ MÜCADELE’dir. 

Zamanımız harp teorisyenlerinin ustası Clausewitz, harbin sınırsızlığına ve topyekûn bir mahiyet kazandığına dikkati çekmiştir. Ona göre, daha evvelki harpler sınırlı harplerdi. Gerçekte ise harplerin mahiyeti daima sınırsız olmaktır. Zira idealler, Hz. Âdem kadar eskidir ve her ideal, hiçbîr mania tanımaksızın hakimiyet idesi peşinde koşar. Harplerin sınırsızlığı, 1789’dan sonra harplerde bir karakter değişikliği manasında ânlâşılmıştır. 

Gerçekte sınırsızlığın harbin özünde mevcuttur. Harbin sınırsızlığı bütün milletin maddî ve manevî varlığım, harbe sürmeyi gerekli kılar. Şu izahların ışığında, harbin sınırsız ve topyekûn mahiyetini bilerek tatbik edenlerin, muhterem dedelerimizin olduğunu kabulde hiç bir zorluk yoktur. İşte, mücadelenin bu tarzdaki anlaşılışıdır ki, Arabistan yarımadasında doğan İslamiyet'i, bir asır içinde Çin’den İspanya’ya kadar yaymıştır. Hem de İslam kuvvetlerinin karşısında; askerî, siyasî gelenekleri teşekkül etmiş büyük imparatorluklar olmasına rağmen. 

Harbin sınırsız mahiyetini en mükemmel bir tarzda kavrayan Müslüman Türkler, üç kıtaya hâkim olabilmişlerdir. Bir İstanbul Fetih hadisesi, bir Mohaç Meydan Muharebesi ve bir Sırpsındığı zaferi inceden inceye tetkik edilmesi gerekli büyük zafer abideleridir. Bize düşen tarihi zaferlerin heyecanını yaşayarak hislerimizi gıcıklamak değil, büyük mücadele ustalarımızın eserlerini tatbik etmek gayesiyle incelemektir. 

Harbin «sınırsız mahiyeti ve topyekûn vasıf taşıyışı, mücadelemizin karakterini tayin eder» dedik. Zira harp topyekûnsa, bütün bir milletin hayat kavgası haline gelmiş demektir. Bizim, Beynelmilel Yahudiliğin iğrenç harbine karşı bir tek mücadele yolumuz vardır: MİLLETİN MÜ- CADELESİ... Zira, Yahudi diktası Türkiye’de ancak, milletin tümünün uyandırılması ile, teşkilâtlandırılması ve kendisine rehber olanları kontrol etmesi ile mümkündür. Milletin buhrandan kurtuluş mücadelesi, Hal- kın tümünün uyandırılması ve teşkilâtlandırılması ile zafere ulaşacağına göre; mücadelemizin en büyük zafer şartlarından birincisi ^MÜCADELE- NİN MİLLİLİĞİdir. 

MÜCADELENİN MİLLİLİĞİ, Mücadelenin temeli olarak milleti görmek demektir. Bu, aynı zamanda bir şahsın, bir zümrenin kurtarıcılığımı inanmanın nasıl bir zavallılık olduğunu gösterir. Ayrıca Millî Mücadele, mücadelenin zafer şartı olarak kendilerini veya hiziplerini gösterenlerin, ne derece iğrenç yalancılar ve mücadele istismarcıları olduğunu da gösterir. 

Mücadelemizin Milliliği zaferin temel şartı olarak bilindikten başka, yeniliği unutulmamalıdır. 1683’ten beri bozgun üzerine bozgun girdabına yuvarlanan milletimiz, ne yazık ki bu tarih- ten itibaren rehberlerinin kifayetsizliğinden, bazen de ihanetleri yüzünden ya harp meydanlarında yenilmiş yahut harp meydanlarında zaferi perçinleyen mübarek kanının, karşılığını alamamıştır. Harplerde Mehmetçik daima yenmiş; Diplomasi kaybetmiştir. 

Şu anda Türk Milleti, istiklâl harbimizi başlatan Sütçü İmamların, Erzurum ve Sivas Kongrelerinin hazırlayıcısı Sarıklı kahramanların, Çelik Alayların kurucusu Şükrü Hocaların, Antep vaizlerinin başlattığı ve bütün milletin ter, göz yaşı ve kan akıtarak devam ettirdiği mücadeleye; dâhilî, sosyal, siyasî ve İktisadî neticelerini vermek mecburiyetindedir. Tarih Türk Milletine, bu temel mücadele hedefini göstermektedir. 

Tarihî vazifemizi bilelim! Ve Millî Mücadele’yi devam ettirelim! 

İlgili Haberler