Tükenen Umutlar I: "Demokrat Dede"
Tükenen Umutlar I: "Demokrat Dede"
"Hiç mi farkında değilsiniz? Gençler, çok ciddi şekilde gelecek kaygısı taşıyorlar. Hemen hepsi kafalarında, refah seviyesi yüksek ülkelere bir şekilde geçebilmenin planlarını kuruyor."

Bahar geldi derken ülkenin yoğun bir kara teslim olması, nedense bana 2023 seçimi çağrışımı yaptı. Çünkü gidişat 2023’te de bahar beklerken kara kışa teslim olacağımızı gösteriyor. Kılıçdaroğlu başta olmak üzere Millet İttifakı bileşenleri, doğruyu yapmaktan vazgeçmekle yetinmiyorlar artık. Daha ileri bir aşamaya geçtiler ve “Ne yaparız da kaybederiz acaba?” sorusunun derdine düştüler. Bence aradıklarını buldular da… Bu şekilde devam ederlerse çok arzuladıkları hezimete kavuşmak hiç de zor olmayacak.

İçerde ekonomik güçlükler, dışarda savaş ve petrol krizi almış başını gitmiş. Sadece Türk halkında değil, tüm dünyada yoğun derecede gelecek kaygısı hâkim... Bu gibi kriz dönemlerinde insanların tek beklentisi, gemiyi bu fırtınada güvenli limana sağ salim çekecek, kendinden emin bir kaptan... Oysa bizim umut olarak gördüğümüz ittifakın kaptanları halka zerre güven vermiyorlar.

Vatandaşta karşılığı olmayan, suni gündemlere kendilerini kaptırmış, sürekli olarak aynı cümleleri kamuoyu önünde tekrarlıyorlar. Bir yıl öncesine kadar sorunlara odaklanan, çözebileceği yönünde de kuvvetli sinyaller veren Millet İttifakı’nın tavır değişikliği, kamuoyu yoklamalarından da anlaşıldığı kadarıyla herhangi bir artı getirmiyor. Cumhur İttifakı’ndaki erimenin devam ettiği de göz önüne alınırsa aslında Millet İttifakı’nın oy kaybettiğini söylemek de gayet mümkün. Kendi elleriyle parlatıp basına sundukları minik AKP’ler yavaş yavaş palazlanırken, Millet İttifakı bileşenleri umut olma özelliklerini kaybetmeye başlıyorlar. Bir sonraki yazıda da İYİ Parti’yi genişçe ele alacağımın sözünü vererek bu yazımda CHP’ye odaklanmak istiyorum.

Kemal Kılıçdaroğlu'na, her ne kadar siyasi fikirlerimiz benzeşmese de özellikle yerel seçimler sürecinde izlediği doğru strateji sebebiyle kendisine büyük saygı duyuyorum. Sonrasında da doğru adımlarını sürdürerek 2023 seçimleri için umut besleyebilmemizin en önemli aktörü oldu kendisi. Ne var ki geçen yıldan itibaren benimsediği yeni tavır, yavaş yavaş bu umutları törpülemeye başladı. En azından ben ve benim gibi düşünenlerde yarattığı etki bu şekilde. Tavır koymasını beklediğimiz önemli hadiselerin hepsinde silik kalırken, toplumun büyük çoğunluğu için hiçbir anlam ifade etmeyen meseleler üzerine ise tam aksine sürekli konuşmayı seçti. Bu da uzun süredir başarıyla yerine getirdiği, gündem belirleme avantajını kaybetmesine sebep oldu.

Örnek vermek gerekirse… İlk olarak Enes Kara isimli gencin intihar olayından başlayabiliriz. Kılıçdaroğlu’nun bu olay karşısında sessiz kalmayı tercih etmesi, benim açımdan büyük bir hayâl kırıklığıydı. Bunu ona kim salık verdi, bilemiyoruz ancak bizim bu sessizlik konusunda dışardan yapabileceğimiz iki yorum var: Birincisi; söz konusu cemaat ile yakınlaşılmış olma ihtimali. İkincisi de bu konuda vereceği tepkinin muhafazakâr seçmende hoşnutsuzluk yaratacağı fikri. Her iki gerekçe de bizim açımızdan geçersizdir. Tarikatlar, cemaatler ve buna benzer her türden yapılar, bireyin kimliğini yok sayan, onu büyük bir bütünün kimliksiz parçası haline getiren çağdışı oluşumlardır. Derdi demokrasiyi yeniden tesis etmek olan hiçbir siyasetçinin de bu tarikatlara en ufak tavizde bulunmaması gerekir. Kaldı ki toplumun büyük çoğunluğu, yaratılmak istenen algının aksine cemaat ve tarikatlara karşıdır. Özellikle 15 Temmuz sonrası, bu durum daha da belirginleşmiştir. Hâl böyleyken, bir gencin hayatına mal olan cemaat yurtları konusunda sessiz kalmak, kabul edilebilir bir şey değildir. Sessiz kalmamalı görüşünü savunurken beklentimiz, söz konusu tarikatla kavgaya tutuşması da değildi. En azından üniversite eğitimi gören, ya da hedefleyen binlerce gence barınma konusunda net mesajlar verebilmeliydi.

Kılıçdaroğlu’nun sessiz kaldığı, en azından toplumun kendisinden beklediği tepkiyi kurumsal olarak sergileyemediği bir başka konu ise son dönemlerde düzenlenen işçi eylemleridir. Özellikle kuryelerin ağırlıklı olarak yürüttüğü bu hak arama eylemlerinde muhalefet toptan sınıfta kalmıştır. Kendisini "Sosyal Demokrat" olarak tanımlayan CHP ise bu konudaki yergiyi daha fazla hak etmektedir. CHP’li “X” vekilin verdiği destekten bahsetmiyoruz burada, bireysel desteğin, tepkinin zerre önemi yoktur. Mesele kurumsal olarak, tüm gücüyle hak talebi eylemlerinde işçinin yanında yer alabilmektir.

Bunların yanında CHP’nin, ekonomik kriz konusunda da gündem oluşturma kabiliyetini kaybettiğini görüyoruz. Bunda da en önemli sebebin, özellikle geçtiğimiz yılın son çeyreğinde ekonomik krizi salt döviz kuru üzerinden okumaları ve kamuoyuna da bu şekilde anlatmış olmalarının etkili olduğu kanaatindeyim. Mâlum; hükümet bir şekilde dövizi frenlemeyi bildi ve bu hamle sonrası tek anlatısı döviz kuru olan muhalefet bir anda ofsayta düştü. Üzerinden aylar geçti ama kafalar hâlâ orada kaldı. Ekonomik krizi ele almakta ve kamuoyuna anlatmakta hata etmiş olabilirsiniz ama bu hatanın üzerinden aylar geçmiş olmasına rağmen yeni bir anlatı ortaya koyamamayı izah edemezsiniz.

Bu yazıda ülke için hayati derecede önemli olan ve fakat muhalefet tarafından yeterince gündeme taşınmayan tüm konuları tek tek işlememiz mümkün değil. Düzensiz göç krizi günbegün artarak devam ediyor. Enerji tedariği sıkıntısı, tarım ve hayvancılığın düştüğü durum, madencilik adı altında yapılan doğa katliamları, kadına şiddet ve çözüm bekleyen daha nice sorunu var bu ülkenin. Ne var ki başkanın ajandası dolu olduğu için, çok daha önemli sorunlar olduğu için bunlara bir türlü gelemiyoruz. Diyeceksiniz ki “Onları da anlatıyor ama basına yansımıyor.” Bu pek kabul edilebilir bir gerekçe değil. Bunu hesap etmek siyasetçinin aslî görevidir. Kaldı ki elinde, sosyal medya gibi büyük bir silah da var. Oradan aracısız bir şekilde tüm kamuoyuna istediği mesajları rahatlıkla verebilir.

Kılıçdaroğlu’nun ağzından ne duyuyruz peki? "Kavala, Demirtaş, Askeri öğrenciler, KHK’lılar..." Evet kabul ediyorum, hukuk her şeyin temelidir. Evet kabul ediyorum, bu yargılamalar hususunda eksik, yanlış, hatalı kararlar muhtemelen vardır. Ancak bu konudaki eksik ve yanlışları düzeltme iddiası, “Biz iktidara geldiğimizde hepsini serbest bırakacağız!” ile ifade edilemez. Siz yargıç değilsiniz! Yargının bağımsızlığını sağlamak başka şey, kendini yargının yerine koymak çok başka! Bugün hükümetin yaptığı zaten bu! Yargıyı bir silah gibi kullanıyor. Sizinse tam tersini savunmanız gerekiyor. Yapabileceğiniz en doğru şey, ancak ve ancak yargının bağımsızlığının teminatı olacak bir hükümeti oluşturmaktır. Bunun sözünü verebilirsiniz, bu da aklı başında her Türk vatandaşını memnun eder. Fakat hepsini serbest bırakacağız diyemezsiniz.

Kılıçdaroğlu’nun ağzından düşürmediği ikinci mesele de “Helalleşme” konusu... Cumhuriyet döneminde birileri tarafından köpürtülen ne kadar mesele varsa, Kılıçdaroğlu hepsini peşinen suç olarak kabul etti ve tamamıyla iktidara geldiğinde helalleşeceğinin sözünü verdi. “2009 AKP’siyim” ben demenin bundan daha kolay yolu olamazdı sanırım. Kılıçdroğlu’nun ve onu yönlendirenlerin ıskaladığı bir gerçek var yalnız. AKP bu rolleri, ağırlıklı olarak iktidarının ikinci döneminde sahiplendi. Onu iktidara taşıyan şey 2001 krizidir. O kriz sonrası, ülkeyi düştüğü darboğazdan çıkarabilecek kadroya sahip olduğu imajı çizmesi seçimi kazandıran en önemli sebepti. Bugün de eğer halk iktidarı size verecekse “Yahu bunlar güçlendirilmiş parlamenter sisteme döneceklermiş” diye düşünüp vermeyecek. Mevcut ekonomik durumu düzeltebileceğinize inanırsa eğer o vakit verecek. İnanın halkın büyük bir çoğunluğunun umurunda bile değil parlamenter sistem. Halk her gün ekmek kuyruğunda, yağ kuyruğunda, benzin kuyruğunda ömür tüketiyor. Sizden en önemli beklentisi adil, güvenli, refah bir ülkeyi tekrar tesis etmeniz.

Hiç mi farkında değilsiniz? Gençler, çok ciddi şekilde gelecek kaygısı taşıyorlar. Hemen hepsi kafalarında, refah seviyesi yüksek ülkelere bir şekilde geçebilmenin planlarını kuruyor. Bir ülke için bundan daha büyük bir kayıp olabilir mi? Bunu gören, duyan, bilen siyasetçinin; gece başını huzurla yastığa koyamaması, bir gram uykuyu bile lüks görmesi gerekmez mi? Yıllarca emek verip yetiştirilen doktorlarına bile “Giderlerse gitsinler!” diyen kafadaki bir adamın yönettiği ülkeden ne gibi beklentileri olabilir bu gençlerin?

Mesele işte o gençlere umut olabilmek! Mesele onlara yeniden kendi ülkelerine, kendi insanlarına hizmet edebilme şevkini kazandırmak! Güçlendirilmiş parlamenter sistemmiş, bedava elektrikmiş, muhtara yardımcıymış, dula nafakaymış… Bunlar kimsede en ufak bir umut ışığı yakmıyor. Aksine “Bunlardan da bir yol olmaz” düşüncesini pekiştiriyor.

Farkında mısınız bilmiyorum ama umutlar tükeniyor.

Farkında mısınız bilmiyorum ama ülkemiz ve geleceğimiz ellerimizden kayıp gidiyor.

Etiketler
Tam zamanlı okur, yarı zamanlı yazar
İlgili Haberler