Siyasal Milliyetçilik Üzerine
Siyasal Milliyetçilik Üzerine
"Köhnemiş siyasi partiler düzeninin kalıpları arasında sıkışmış bir siyasal milliyetçilikten düzene alternatif olabilecek bir siyasi proje neşet edebilir mi?"

‘’Siyasal İslam’ın Tükenişi… Peki ya Siyasal Milliyetçilik?’’ başlıklı yazısında Adnan İslamoğulları, 19. yüzyıldan itibaren Türk Milliyetçiliğinin fikri ve siyasi gelişimini özetledikten sonra, yüz yılı aşkın entelektüel birikimin ve kadro tecrübesinin günümüzdeki siyasi durumunun sorgulanması gerektiğini ifade ediyor.

Devamla, Türk Milliyetçiliği siyasetinin (siyasal milliyetçiliğin) sorgulama mekanizmasının pas tuttuğunu ve bu durumun esaslı bir savrulmayı beraberinde getirdiğini beyan ediyor.

Adnan ağabeyin yazısının sonundaki, ‘’bizim bilmediğimiz şeyler varsa yazıyı zihin karışıklığı kabulüyle okuyunuz’’ şerhini en baştan düşerek siyasal milliyetçiliğin gelişimine ilişkin birkaç kelam etmek istiyorum.

Kültürel kodları tarihin derinliklerinde saklı olmakla birlikte siyasal milliyetçiliğin yüz yılı aşkın bir geçmişe sahip olduğunu kabul ediyoruz. Siyasal milliyetçilikten kastımız, Türk Milliyetçiliğinin bir siyasi yönetim projesi olarak topluma sunulmasıdır. Bunun Osmanlı’nın yıkılış sürecinde olduğunu görürüz. Yıkılışa çare arayan aydınların üç temel fikir etrafında kümeleştiği bilinmektedir: Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük (Türk Milliyetçiliği).

Yusuf Akçura’nın 1904 yılında yazdığı uzun makalesi ‘’Üç Tarz-ı Siyaset’’te bu üç siyasal akım ele alınmış ve nihayetinde kurtuluş yolunun Türk Milliyetçiliği olduğu ifade edilmiştir.

Siyasal milliyetçiliğin bir kurtuluş reçetesi olarak ortaya konulması anlaşılır bir durumdur. Zira her siyasal fikrin ortaya çıkışında dönemin şartları belirleyici rol oynar. 20. yüzyılın başında Türk aydınları, Türk Milleti’nin kurtuluşunu siyasal milliyetçilikte görmekte son derece haklıydılar.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile taçlanan milli mücadeleyi Türk Milliyetçileri örgütlediler. Bir Türk Milliyetçisi olan Atatürk, EMPERYALİZME karşı verilen bağımsızlık mücadelesinin önderiydi.

Cumhuriyetin kuruluşundan sonra, modern Türkiye’nin inşa edilişinde yine Türk Milliyetçiliği etkili oldu. Milletleşme ve modernleşme sürecinin temel motivasyonu Türk Milliyetçiliği idi. ‘’Bağnaz, yobaz, geri kalmış’’ sayılan eskiye dair her türlü anlayışın karşısında bir KURTULUŞ REÇETESİ olarak Türk Milliyetçiliği fikri vardı.

Atatürk’ün vefatından sonra milliyetçilik fikrinin ‘’TÜRK DÜNYASININ BİRLİĞİ’’ üzerindeki görüşlerinin ‘’sakıncalı’’ bulunduğu çok açıktır. Zira, 2. Dünya Savaşı’nın galipleri arasında Sovyet Rusya vardı. Bu devasa (ve üstelik komünist) komşunun hakimiyeti altındaki Türklerle birleşme fikrinin yayılması, devleti yönetenler açısından milli güvenlik sorunu olarak görülmekteydi.

1944 yılındaki Türkçülük-Turancılık Davasının arka planında ‘’devletluların’’ bu endişesi yatmaktaydı. Dönemin milliyetçi aydınları olan Atsız ve arkadaşlarının Pan-Türkist fikirleri ‘’tehlikeli’’ bulunmaktaydı.

2. Dünya Savaşı’nın ardından başlayan soğuk savaş yıllarında Türk Milliyetçiliği fikri, Türk Birliği (ve doğal olarak komünizm karşıtlığı) üzerinden varlığını ve gelişimini sürdürdü. Atsız’ın karşı çıkışına rağmen partileşti/siyasallaştı.

O yıllarda, siyasal milliyetçiliğin tartışmasız lideri haline gelen Alparslan Türkeş’in, ‘’Sağ ile olan kavgamızı, solun ihanete varan davranışları karşısında erteledik.’’ sözünü unutmamak kaydıyla, Türk Milliyetçiliğinin artık tek merkezden yürütülen fikri ve siyasi gelişiminin komünist sol ile olan mücadele üzerinden şekillendiğini söyleyebiliriz.

Siyasal milliyetçiliğin temel parametreleri, komünizm karşıtlığı, esir Türkler davası ve memleketteki adaletsiz düzendi. Bu son durum ‘’Yıkılsın Düzen, Yaşasın Devlet’’ sloganında özetlenmişti. Adaletsiz düzene alternatif olarak KURTULUŞ REÇETESİ yine Türk Milliyetçiliğiydi.

Siyasal Milliyetçiliğin yükselişi kurulu düzeni sarsmaya başladığında 1980 darbesinin yapıldığını görüyoruz. Lideri ve kadroları tutuklanan, partisi ve kuruluşları kapatılan ve siyasal alandan tecrit edilen milliyetçiler yine ‘’devletluların’’ gadrine uğruyordu.

Adnan ağabeyin yazısında ‘’yeniden başlangıç’’ olarak tarif ettiği, yeniden mücadeleye başlandığı 1985 sonrasında ise, Türkiye’de etnik terörün faaliyete geçtiğini görmekteyiz.

1991 yılında Sovyetlerin çöküşü ile soğuk savaşın sona ermesi dönemin en önemli hadisesi olarak dikkat çekiyor. Orta Asya’daki Türk Devletleri’nin bağımsızlıklarını kazanması, Türk Milliyetçiliği’nin haklılığını ortaya çıkarıyordu.

Bu süreçte artık tekil bir milliyetçilik anlayışından bahsetmek mümkün değildi. Farklı görüşler, farklı içtihatlar ve farklı kadrolar arasında baş gösteren rekabet siyasal milliyetçiliğin bölünmesine yol açtı.

Kurucu Lideri Alparslan Türkeş’in vefatının ardından siyasal milliyetçilik varlığını devam ettirmiş ve 18 Nisan 1999 yılındaki seçimlerden ‘’sağ’’ın en büyük partisi olarak çıkmıştır. Bize göre 1999 yılındaki bu siyasal sonuç, yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklardan bunalan toplumun KURTULUŞ REÇETESİ olarak siyasal milliyetçiliği görmesi nedeniyle ortaya çıkmıştır.

Siyasal Milliyetçiliğin temsilcisi olarak MHP, hükümet ortağı olduğu dönemde toplumun bu beklentisini karşılayabilmiş midir? 2002 yılında yapılan erken seçimlerde ortaya çıkan sonuç bu beklentinin karşılanmadığını gösteriyor.

3 Kasım 2002’den 7 Haziran 2015’e kadar milli irade, siyasal milliyetçiliğe hükümet etme yetkisi tanımamıştır. Zira sayılan tarihler arasında gerçekleşen tüm seçimlerde AKP, tek başına iktidar olacak çoğunluğu elde etmiştir. Ancak 7 Haziran seçimlerinde, çözüm süreci başta olmak üzere iktidarın politikalarından rahatsızlık duyan seçmen, AKP’nin tek başına iktidar yetkisini elinden almıştır.

1 Kasım 2015’te gerçekleşen erken seçimden sonra ise milli irade tek başına iktidar yetkisini yeniden AKP’ye vermiş ve siyasal milliyetçiliği bir kez daha muhalefete itmiştir.

1 Kasım seçimlerinden sonra siyasal milliyetçilik, sonu bölünme ve yeni bir parti kurulmasıyla sonuçlanan sancılı bir hukuki ve siyasi iç mücadele yaşamıştır.

Kabul etmek gerekir ki o sancılı süreçte Türkiye gündemini Türk Milliyetçileri belirlemiştir.

Bugün gelinen noktada sorgulanması gereken şudur: Türk Milliyetçiliği toplum tarafından bir KURTULUŞ REÇETESİ olarak görülmekte midir?

Türk Milliyetçiliği toplumsal sorunların çözümü noktasında fikri ve siyasi olarak hangi görüşleri/önerileri topluma sunmaktadır?

Köhnemiş siyasi partiler düzeninin kalıpları arasında sıkışmış bir siyasal milliyetçilikten düzene alternatif olabilecek bir siyasi proje neşet edebilir mi?

Türk Milliyetçiliği, fikren ve siyaseten ne üretmektedir?

Bu sorulara olumlu cevap vermek mümkün değildir zira fikren ve siyaseten kalıplaşmış bir siyasal milliyetçilikle karşı karşıya bulunmaktayız. Bir fikrin kalıp halinde dondurulması o fikrin öncelikle toplumun sorunlarına çözüm üretememesine bu bakımdan toplumun ve çağın gerisinde kalmasına ve nihayetinde tükenmesine neden olur.

Bu konuda Durmuş Hocaoğlu ile aynı görüşteyiz. Merhum Hocaoğlu şöyle diyor:

‘"Kabul edilmelidir ki, bir ideye ve/veya ideolojiye bizzat onun mensupları tarafından verilebilecek en büyük zararlardan birisi, hatta birçok bakımlardan birincisi, onun dondurulmasıdır. Hayatın daimi surette değişme içinde olduğu bir varlık küresinde dondurulan her ide ve/veya ideoloji, bir şekilde kadükleşmeye, tasfiyeye mahkum edilir."

Nihayetinde şunu ifade etmekte fayda görüyorum: Her fikir, her ideoloji insan içindir. İnsan kaynağını en verimli şekilde kullanan ideolojiler büyür, gelişir. Türk Milliyetçiliğinin insan kaynağı bu ülkeyi yönetecek yeterliliktedir. Türk Milliyetçileri kendi kıymetlerinin farkına varmalı ve gündelik siyasi rekabetlerin etkisinde kalmadan geleceğin Milliyetçi Türkiye’sinin ve Turan’ın kurulması için ideolojik mücadeleye devam etmelidir.

Etiketler
Aral'ın babası / Avukat / Selam doğru yolda gidenleredir.
İlgili Haberler