Sessiz İşgal
Sessiz İşgal
Özellikle son bir haftadır farklı sosyal medya platformları üzerinden yayılan görüntüler, sığınmacı meselesinin diğer tüm sorunları gölgeleyecek boyuta ulaştığını tekrar gözler önüne serdi.

Her gün önümüze düşen videolarda gördüğümüz, sınırı ellerini kollarını sallayarak geçen genç erkek yığınları, şehirlerde yoğunlaşmaya ve şehir yaşamına, özellikle de kadınların hayatına etki etmeye başladı. Hükümetin bu akını durdurma konusunda herhangi bir adım atmayacağı, hatta bu akından gayet memnun olduğu anlaşılıyor. Millet İttifakı’nın sesi ise oldukça cılız çıkıyor. Acil bir eylem planı oluşturulmazsa bu akının büyük felaketlere gebe olduğu, ürkütücü bir gerçek olarak önümüzde duruyor.

5 milyonu aşkın Suriyeli, başta güney illerimiz ve büyük şehirlerimiz olmak üzere birçok şehirde artık kök saldı. Bunlara, körfez ülkelerinden eklenen ciddi sayıdaki varlıklı Arap da eklenince, ülkedeki Arapça konuşan nüfusun oranının %10’a dayandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Suriyeliler yoksul semtlerde gettolaşırken, zengin Araplar da lüks sitelerde kolonileşmeye başladı. Arapça artık gündelik hayatın bir parçası haline geldi. Mağazalarda, vitrinlerde, dükkanlarda, sokak tabelalarındaTürkçenin yanında ikinci bir dil oluverdi. Demografik yapı hızla değişiyor, gündelik yaşam aynı hızla dönüşüyor. Başta belirttiğimiz, iktidarın tepkisizliğinin altında yatan sebep tam da bu... Milyonlarca insandan oluşan Arap nüfusunun ülkeye kısa süre zarfında sokulması, seküler yaşam alanlarını hızla daralttı. Sosyal hayatı belli ilçe ve semtlere hapsetti. Son iki yıldır artarak devam eden Afganistan ve Pakistan merkezli göç dalgası ise yeni ve daha büyük bir tehdidi beraberinde getirdi: Kadınların sosyal hayattan soyutlanması...

TikTok isimli sosyal medya platformunda Pakistanlılar tarafından yapılan paylaşımlar, başlangıçta göç yolu ve İstanbul’un güzellikleri içerikliyken, sonrasında olay bambaşka bir yere evrildi. Ardı ardına yüzlerce paylaşım ortaya çıktı. Bu paylaşımlar özetle, izinsiz çekilen ve Türk kadınlarının mahrem bölgelerine odaklanan görüntüleri içeriyor. Kadınlar ve hatta küçük yaştaki kızlar, sokakta yürürken, metroda otururken, vapurda yolculuk ederken sürekli kayda alınıyor. İşin ilginç kısmı, bu görüntüleri çekenler; adını, sanını hatta yüzlerini saklama ihtiyacı dahi hissetmiyorlar. Çünkü bunun yanlış bir şey olduğunu düşünmüyorlar. Kadının yerinin evi olduğunu, dışarda, hele ki örtüsüz hâlde dolaşan kadınlarınsa her türlü tacizi hak ettiğine inanıyorlar. Bu inancı da beraberlerinde bu topraklara taşıyorlar.

Bu söylediğimi ırkçılık olarak niteleyecekler olacaktır mutlaka; ancak bahsettiğim mesele onların kökeninden ziyade yüzyıllardır süre gelen geleneklerinin, o coğrafyada doğan insanları bu şekilde yetiştiriyor olmasıdır. Ve yetiştikleri ortam onları sadece kadınlar için değil, çocuklar için de potansiyel tehlike hâline getirmektedir. Somut örnek isteyenler için Afganistan’da “Baça Bazi” geleneğini örnek verebiliriz. Bu gelenek özetle ergenlik çağına girmemiş erkek çocukların, kapalı alanlarda, yetişkin erkeklerin önünde yaptığı, sonu da cinsel istismarla neticelenen dans etkinliğidir. Kadınların eve hapsedildiği, burka ardına gizlendiği bu yerlerde, çocuklara yönelik istismarın normalleştirilmesi ve yaygın olarak uygulanması üzerinde düşünülmesi gereken çok ciddi bir sosyolojik meseledir. “Baça Bazi” konusunu detaylıca öğrenmek isteyenler için “Dancing Boy of Afghanistan” adlı belgeseli tavsiye ediyorum.

“Baça Bazi” adı verilen pedofili etkinliği Pakistan’ın kuzeyinde de gerçekleştirilirken, Pakistan’ın genelinde yaşanan çocuk tecavüzleri, bu iğrenç gelenekten daha vahim tabloları önümüze koyuyor. “Real Stories” kanalı tarafından hazırlanan; eski Başbakan İmran Khan’dan çocuk esirgeme kurumu müdürüne değin birçok önemli ismin de yer aldığı “Preying on Young Boys” adlı belgesel, bu vahim tabloları en çarpıcı haliyle yansıtıyor.  Çocuk istismarının toplumda ne kadar kanıksandığını, istismarda bulunan yetişkinlerin açıklamalarından anlayabiliyorsunuz. Tüm bu çarpıklığın özeti, “Çocuklara tecavüz etmeyip ne yapacağız? Kadınlarla zina mı edeceğiz?” cümlesinde gizli. Hayatı boyunca kadınlardan izole bir hayat yaşayan, karşı cinsle en ufak temasın bile olmadığı bir yerde çocuklar, cinsel ihtiyaçları giderme aracı olarak görülüyorlar. Ne acı ki devlet yetkilileri bu konuda ne kadar önlem alırlarsa alsınlar, kimsesiz çocuklar başta olmak üzere, masumları korumayı bir türlü başaramıyorlar. Kötülüğün ve suçun yaygınlaşması normalleştirmeyi de beraberinde getiriyor. Suçu normalleştiren bir topluma karşı genelleme yapmanın da hata olduğu kanaatinde değilim. Bu endişeleri “X halka karşı ırkçılık yapılıyor” sığlığında ele alamazsınız. Çünkü bu sığ yaklaşımın sonu, kendi insanınızın güvenliğini tehlikeye atmaktır.

Tüm itirazları “ırkçılık” yaftasıyla bastırabileceğini sanan bir güruh elinde Demokles’in kılıcıyla dolanıyor. Bir önceki yazımda belirttiğim üç grup başını çekiyor bu güruhun ve “çıt çıkmayacak” diye ortalıkta volta atıyor. Yukarıda verdiğim belgesellerin yanında, sokak ortasında, pazar yerinde, şehir meydanında kadınlara yönelik toplu taciz ve tecavüzlerle ilgili onlarca görüntü var. "Irkçı" damgası yememek için, bunların hepsini yok saymamızı bekliyor, bu coğrafyadan milyonlarca genç erkeğin, kontrolsüz ve aralıksız biçimde ülkeye girişlerini sessizce kabulleneceğimizi düşünüyorlar. Bize vurmaya çalıştığınız yaftalar zerre umurumuzda değil. Kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz!

Bakın, bunların taciz ve tecavüzlerini gösteren videoların tamamını kendilerinin çekiyor olmasının bir sebebi de “Burada acayip ortam var, siz de gelin!” minvalindeki teşvik çabaları. Bu paylaşımlarla yeni göçleri tetikliyorlar. Dün internete düşen görüntüler ise mevcut tehdidin kadınları aştığını, çocuklara yöneldiğini gözler önüne serdi. Evlerinin önünde oynayan çocukları filme alıp, azgınca hareketler yapan bir grup göçmen, bunu kendi hesabından paylaştı. Artık olayın nerelere vardığını, muhtemel tehlikenin ne olduğunu herkesin ciddi anlamda görmesi gerekiyor. Çocuklara yönelik yaşanabilecek bu tür hadiseler, hepimizin korktuğu ve olmaması için sabah akşam gayret ettiği toplumsal patlamalara sebep olur. Gözünden sakındığı evladının kılına zarar gelmesi, en sakin insanı bile çığrından çıkarır. Her türlü önlem çok acil bir şekilde alınmalıdır. Soyut söylemlerden sıyrılarak ve uzun vadeli önlemleri de bir kenara bırakarak en acilinden yapılması gerekenlerin neler olduğunu ciddiyetle konuşmalıyız. Zaman kaybetmeden yapılması gerekenler:

1- Sınır güvenliği artırılmalı.

2- İran ile bu konuda ciddi bir diyalog kurulmalı.

3- Gerek Pakistan ve Afganistan’da gerekse de yurt içinde bu düzensiz göçü organize eden ve buradan kazanç elde edenlerin üzerine ciddiyetle gidilmeli.

4- Toplumsal düzeni bozanlardan başlayarak, tüm kaçak göçmenler acilen sınır dışı edilmeli.

5- Büyükşehirler başta olmak üzere ülkenin her karış toprağında vatandaşın can ve mal güvenliği ivedilikle sağlanmalı.

6- Yabancılara gayri menkul satışına son verilmeli.

Hükümetin ve farklı ajandalarla ona destek veren kesimlerin yürüttüğü bu politikanın sürdürülebilirliği yoktur. Bu politika, çok büyük sıkıntılara gebedir. Ne kendi vatandaşımıza ne de günahsız göçmenlere en ufak zarar gelmeden, artık harekete geçilmelidir.

Toplumun her kesimi tarafından artık kabul edilen bu sıkıntı hakkında Millet İttifakı’ndan gür bir ses beklemekteyiz.

İnisiyatif alın, hemen şimdi!

Etiketler
Tam zamanlı okur, yarı zamanlı yazar
İlgili Haberler