Son halife İslamcılara benziyor mu?
Son halife İslamcılara benziyor mu?
Vaziyet yazarı Emirhan Akman, Emirgan'daki "Şehzade'nin Sıra Dışı Dünyası" isimli sergiden izlenimlerini aktardı.

İstanbul’un binbir isminden biri de Dersaadet’tir. Dersaadet, saadet kapısı yani mutluluk kapısı anlamına geliyor. Bir şehir düşünün ki kapısının ardı ‘saadet’ kaynağı. Bu hâlâ geçerli mi? Evet diyemesek de bu virane içinde defineler bulunuyor. Sakıp Sabancı Müzesi, yani Atlı Köşk bu yerlerden birisi. Müze şu sıralar çok ilgi çekici ve çarpıcı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Serginin ismi «Şehzade'nin Sıra Dışı Dünyası», bahsi geçen şehzade ise son halife Abdülmecid Efendi’den başkası değil.

Geçen hafta kız arkadaşımla İzmit’ten kalktık, Emirgan’a sergiyi görmeye gittik. (1) Çünkü gördüğüm anda serginin ismi ve içeriği ilgimi çekmişti. Bir kere ‘son halife’, ‘şehzade’ ve ‘saraylı’ sıfatlarıyla sanatın yan yana gelmesi oldukça kışkırtıcıydı.  Abdülmecid’in daha önce resimle ilgilendiğini özellikle de “Harem’de Beethoven” tablosunu biliyordum. Doğu/Batı/Modernleşme meselelerine oldum olası düşkün biri olarak sergiyi görmemin bu meseleler üzerinde tekrar başka açıdan düşünmeme yol açacağını tahmin ediyordum, öyle de oldu. Yazıyı doğuran başlıca sebep de bu aslında.

Abdülmecid Efendi, Sarayda Beethoven, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Koleksiyonu.

Abdülmecid, Avrupa’yı ilk kez ziyarete giden Osmanlı Padişahı olarak bilinen Sultan Abdülaziz’in ortanca oğludur. Bizim hatırımızda ise “Son Halife”, herkesin kafasındaki Doğu/Batı şablonunda «Doğulu» ve belki “çağdaşlaşmanın nimetlerine” yüz çeviren biri olarak duruyor muhtemelen. Osmanlıcılık ve İslamcılık Türkiye’de hâlâ çok canlı meseleler olduğu için, bir soru soralım: Yaşayan Osmanlı hayranları ve İslamcıların kültür seviyeleri nedir? Kaç dil bilirler, dünyayı ne kadar tanırlar? Hangi sanat dallarına ne kadar ilgilidirler? Cemiyeti ileri götürecek kurumların hangilerine üyeler? Kimlerden ders almışlar, kimlere ders vermişler? Batı’ya sağlıklı bir şekilde, sözgelimi “komplekssiz bakabilirler mi? Modernleşmeyle (çağdaşlaşma da diyebilirsiniz) kurdukları ilişkiler nasıldır, siyah ve beyaz dışında bir yol bilirler mi? Resim, müzik haram mıdır? Resimde kadın bedeni resmetmek uygun mudur bu kişiler için?

Serginin duyurduğu ismiyle “Şehzade Abdülmecid”, yani son halife hiç şimdiki Osmanlıcı/İslamcılara benzemiyor, biliyor musunuz? Her şeyden önce Abdülmecid’in bildiği dillerden ve kütüphanesinden bahsedelim. Kütüphanesi Dolmabahçe sarayındaydı, içinde 10 bini aşkın eser vardı. Eserler Türkçe, Arapça, Farsça, Almanca ve Fransızca dillerinden mürekkepti. Doğal olarak Farsça, Arapça, Fransızca ve Almanca’yı mükemmel derecede, İngilizce'yi de yayınlar takip edecek kadar biliyordu. Bu eserlerin içinde edebiyat, müzik, siyaset, din, hukuk, sanat kitapları ve bunlara ilaveten birçok yerli ve yabancı dergi mevcuttu.

Klasik Batı müziğiyle ilgiliydi, keman, piyano, viyolonsel çalabilirdi. Piyano derslerini piyanist Geza de Heygei’den, keman derslerini ise keman virtüözü Carl Berger’den almıştır. Ders aldığı Heygei, ünlü besteci Franz Listz’in öğrencisidir, Abdülmecid Heygei’ye, kendi yaptığı bir Listz tablosu hediye etmiştir. (2)

Sergide görebileceğiniz eserlerden birisi: Abdülmecid’in elinden çıkan Liszt tablosu.

Gelelim ressamlığına, ki ressamlık diğer tüm alanlardaki faaliyetlerini önemsizleştirmiş ve onun ressam olarak tanınmasını sağlamıştır. Abdülmecid henüz gençliğinden itibaren Osman Hamdi’den (3), Salvatore Valeri’den (4), Fausto Zonaro’dan (5) dersler almış, 1909’da kurulan Osmanlı  Ressamlar Cemiyeti’nin fahri başkanlığını yapmıştır. (6) Yurt içi ve yurt dışında birçok sergiye eser göndermiştir. Paris’te kurulan Societe des amis de Stamboul (İstanbul Dostları) derneğin şeref üyesidir. Hiç şimdiki İslamcılara, Osmanlıcılara benziyor mu? Sanmıyorum! Peki tabloları arasında neler var? Mesela kafanızdaki harem nasıldır, haremi görebilir misiniz? Son halife (!) Abdülmecid hareme dair iki tablo çizmiş tablosu var, ilki “Haremde Beethoven” diğeri de “Harem’de Goethe”. İkisinde de kadınlar var, ikisinde de haremin kapıları dışarıya açık… Acaba sanatta namahrem yok mudur? Rahatsız edici değil mi?

                                                                                    “Harem’de Goethe”

Sergiyi dolaştıkça aklımda böyle şeyler yankılanıyordu. En büyük arzum Türkiye’yi, özellikle de Anadolu’yu sergiye getirip: “Bakın bakın, işte bizim halifemiz, işte son Osmanlı halifesi bu, bakın ne kadar da size benzemiyor!” demekti. Abdülmecid’in şimdilerde gündeme getirsek ortalığı kasıp kavuracak bir tablosu da var, nü tablo. İsmi “Avludaki Kadınlar”. Yedi kadın figürü havuz başında ve yarı çıplak! Düşünsenize sadece halife değil, bir de padişah olsaydı; tahtta nü tablo sahibi bir Osmanlı Padişahı olacaktı!

                                                                             “Avludaki Kadınlar”

Üstüne üstlük Abdülmecid’in sergide de görebileceğiniz üç adet “Sis” tablosu var. İstibdat karşıtı ve hürriyet taraftarı Tevfik Fikret’in “Sis” şiirinden ilhamla çizdiği, Fikret’le yakın arkadaşlığının sembolünün eserleri. Edebiyat dünyasıyla da çok yakından ilgili olan “Son Halife”; Abülhak Hamid, Pierre Loti, Recaizade Mahmud gibi isimlerin de portlerini yapmıştır. Abdülmecid Efendi tam teşekküllü bir kültür insanı!

İşte “Şehzadenin Sıra Dışı Dünyası” sergisinde bunlar görülebiliyor. Kafanızdaki İslamcılık/Batıcılık/Doğuculuk/Modernleşme şablonlarını parçalıyor…

Peki tekrar soruyorum bizim “İslamcı/Osmanlıcılara” benziyor mu “son halife”?

Zannetmiyorum.

Peki bu meseleyi sulh içinde nasıl halledebiliriz? Nasıl bakışımızdaki şablonları kırabiliriz? Kabul etmek gerekir ki hepimizin bir “Osmanlı/Saray/İmparatorluk” imgesi var. Bu imge sıklıkla Osmanlı’yı homojen bir şekilde ‘gerici, eskimiş ve yeniliğe direnen’ kodlamış gibi görünüyor. Halbuki birincisi Osmanlı dediğimizde neyi kastediyoruz, onu yeniden düşünmek şart. Altı yüz yıllık bir imparatorluğun tüm tarihini mi, sarayı mı, bürokrasiyi mi, neyi, hangi zaman aralığını ya da?

İkincisi Osmanlı imgesi şu sıralar “İslamcılık-Osmanlıcılık” tartışmaları yüzünden “Cumhuriyet/Modernleşme ve salt Batı düşmanlığı” ekseninde yeniden üretiliyor. Üçüncüsü ise Mustafa Kemal de dahil olmak üzere Cumhuriyet’in tüm kadroları Osmanlı’nın bürokrat ve askerleridir, bunu unutuyoruz. Osmanlı modernleşmesi değil, bir Türk modernleşmesi vardır. Hatta “Türk modernleşmesi bir bütündür, ayrılamaz” sloganımız olmalıdır, bütüncül bakmak şarttır.  Bu Osmanlı’da başlamış, Cumhuriyet’te tereddütsüz bir hâl almıştır. Eğer bir gün Abdülmecid Efendi’nin, yani son halifenin bile neden ‘çağdaş/modern’ şeylere ilgi duyduğunu anlamaya çalışırsak bu meselede yol almış sayılacağız. Çağdaşlaşma neden “hareme” kadar girmişti ve Gazi Mustafa Kemal bunu tereddütsüz alıp, ileri götürdü diye suçlu mu ilan edilmeliydi? Yine Osmanlı’da yetişen bir Türk aydını olan Gökalp’le bitireyim:

"Kabul etmediğimiz takdirde Garp devletlerinin esiri olacağız. Garp Medeniyetine hakim olmak yahut Garp devletlerine mahkum olmak, bu iki şıktan birini kabul mecburiyetindeyiz."

Sergi 21 Aralık 2021-1 Mayıs 2022 tarihleri arasında Sakıp Sabancı Müzesi’nde ziyaret edilebilir.

 

 

Notlar

(1) Kalkanoğlu Pilavı yeme isteğimizin bunda hiç etkisi yoktu. (!) Meraklısı internetten araştırsın Kalkanoğlu’nu…

(2) Bu arada sadece Listz’i değil, Richard Wagner’i, Beethoven’i, Chopin’i, Mozart’ı da resmetmiştir.

(3) Arkeolog, müzeci, ressam ve sanat adamı.

(4) Sanayi-i Nefise Mektebi’nde 1883, 1915 arası öğretmen, İtalyan ressam.

(5) Saray ressamı.

(6) Cemiyetin ambleminde Abdülmecid’in portresi yer almaktadır.

 

Etiketler
Gazeteci
İlgili Haberler