Seçim Vaziyetine Genel Bakış
Seçim Vaziyetine Genel Bakış
"31 Mart akşamından bu yana yaşananlar bildiğimiz bir filmin tekrar gösteriminden ibaret gibi dursa da özellikle Erkem İmamoğlu’nun sağduyulu üslubu ile alışılmışın dışına çıktığımızı söyleyebiliriz."

SEMİH SAMYÜREK

Twitter: semihsamyurek

Zor yılların içindeyiz. FETÖ kumpaslarıyla Türk ordusunun hizaya çekilmeye çalışıldığı, çalınan sorularla milyonlarca KPSS öğrencisinin kaderlerine müdahale edildiği, Büyükşehir belediyelerinin kaynaklarıyla türlü kuruluşların ve şirketlerin beslendiği ve en çok da medya alanında baskılarla karşılaştığımız bir dönemden geçiyoruz. Uzun vadede karamsar olmayı her zaman reddetmişimdir. Malumunuz, yokluk yıllarında İstiklâl harbi vermiş bir milletiz. Bu açıdan, günümüzde yaşanan tüm sıkıntıların konjonktürel olduğunu kabul etmeli ve umutsuzluğa kapılmamalıyız. Ancak her şeye rağmen yalnız ve güzel ülkemizin bugününe dair söyleyecek sözümüz olmalı. Yani cemiyetten kopup cemaatleşmemek adına bundan sonra burada, Vaziyet çatısı altında yazılarımızla buluşacağız. Umarım okurumuz katkı koyar, karşılıklı besleniriz.

Türkiye 31 Mart 2019 yerel seçimlerinden hala çıkamadı. İstanbul özelinde devam eden süreç nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın tartışmalar bitmeyecek gibi duruyor. Ardı ardına yapılan açıklamalar, geçersiz oyların sayımı, YSK’nın vereceği kararların bekleyişi derken tüm ülke İstanbul seçimine kilitlenmiş durumda. En çok da iktidar sözcükleri tarafından seçime şaibe karıştırıldığı iddiaları dillendiriliyor. Şaibe kelimesinin altında, açıktan söylemeseler de özellikle sosyal medyada ve bazı televizyon yorumcularıyla köşe yazarları üzerinden Fetullahçıların seçime şaibe karıştırdığı iddiasını işlemeye çalışıyorlar. Bugün, on binlerce insan Fetullahçılık iddiasıyla devletten ihraç edilmiş durumdayken dahi böyle bir müdahale gerçekleşebiliyorsa, 3 Kasım 2002 seçimleri dahil, 15 Temmuz 2016’daki kalkışmaya kadar yapılmış olan seçimlere Fetullahçılar kim bilir nasıl müdahale etmiştir?

Bu soruyu sormamızdaki asıl amaç şudur: Fetullahçılık, bugün iktidarın elinde bir tür maşaya dönüştü. Birçok TUSKON yöneticisinin dışarıda olduğu, hatta Bank Asya’nın en büyük ortaklarından birinin soruşturma dahi geçirmeden yaşamayı devam ettiği ülkemizde, iktidarla siyasi bir çekişmeye girmek, Fetullahçılıkla suçlanmak için yetebiliyor. Oysa çok partili düzende iktidarla çekişmemek saçma olurdu. Hal böyleyken İstanbul seçimlerinin yenilenmesini konuşmak dahi abes kaçıyor. Buna rağmen sistemli bir şekilde tartışmaların bu noktaya çekildiğini görüyoruz. Şaibe iddialarının, bir hafta boyunca geçersiz oyları döndüre döndüre saymanın, en sonunda da Büyükçekmece’de seçmen kayıtlarında usulsüzlük olduğunu dillendirmenin esas hedefi budur. Ekrem İmamoğlu’nun seçimi kazandığını düşünen insanlar dahi seçim yenilenmeli mi, yenilenmemeli mi tartışması içine çekilmeye çalışılıyor. Böylece seçimin yenilenmesi fikri aslında herkesin zihninde ısıtılmış oluyor.

Çok partili siyasi yaşam biçimi aynı zamanda bir algı yönetimi sürecidir. Seçmenlerin oy davranışını da belli ölçüde bu algılar belirler. Adalet ve Kalkınma Partisinin 2002 yılından beri en başarılı olduğu alanlardan biri de budur. Bu seçimlerdeki “beka sorunu” temelinde şekillendirilen söylem de algı yönetimi açısından özellikle incelenmeli. 31 Mart seçimleri öncesinde, özellikle büyükşehirlerde sonuçların Adalet ve Kalkınma Partisi aleyhinde olacağı öngörülüyordu. Bu durumu tersine çevirebilmek adına “beka sorunu” söylemi geliştirildi ve hızlıca uygulamaya konuldu. Muhalefet adaylarının PKK ve FETÖ ile iltisaklı olduğu dillendirildi. Hal böyle olunca, seçmene hükümetteki partiden başka oy verecek yer olmadığı mesajı verildi. Ekonomik krizin derinleştiği, uluslararası ilişkilerde türlü sorunların yaşandığı bir dönemeçte, en faydalı çözüm yöntemi buydu. Zira seçmen, günlük yaşamın yakıcı sorunlarına göre seçim yaparsa, Büyükşehirlerin kaybedileceği ortadaydı.

Cumhur ittifakının tüm çabalarına rağmen, beka söyleminin tutmadığını söylemek mümkün. Nitekim, Türk halkı beka sorunu olduğunda ne yapması gerektiğini iyi bilir. Türk milleti, 1919 yılında padişah dahi beka sorunundan bahsetmezken, Anadolu’daki mücadele ateşini yakan komutanları dinlemiş ve beka sorununa karşı mücadeleyi seçmiştir. Bu açıdan baktığımızda, beka sorununa karşı ne kadar hassas bir millet olduğumuz anlaşılacaktır. İşte bu nedenle, beka sorununu seçim malzemesi yapmak Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy kazandırmadı.

 

Söylem boyutunda kaybedilen seçim, İstanbul özelinde geri alınmaya çalışılıyor. 31 Mart akşamından bu yana yaşananlar bildiğimiz bir filmin tekrar gösteriminden ibaret gibi dursa da özellikle Erkem İmamoğlu’nun sağduyulu üslubu ile alışılmışın dışına çıktığımızı söyleyebiliriz. Seçim akşamı ekranlara çıkıp verdiği rakamların birebir tutması, muhalif seçmenin uzun süredir yaşadığı güven bunalımına da ilaç olmuş gibi görünüyor. Seçim çalışmaları boyunca sosyal medyaya yansıyan videolarda vatandaşla kurduğu samimi diyaloglar da İmamoğlu’nun güvenilirlik hanesini bolca doldurdu. Son olarak, Doğu Perinçek’in İmamoğlu’na Fetullahçı yakıştırması yapmasıyla beraber aynı cenahtan bir ismin, Sabahattin Önkibar’ın bu çıkışa yüksek perdeden itiraz etmesi de gösteriyor ki, İmamoğlu geniş kesimlerin onayını alarak yoluna devam ediyor. Süreci iyi götürebilirse belediye başkanlığı dönemi boyunca takdir toplamaya devam edebilir. Bize düşense, objektif sınırlar içinde kalarak İmamoğlu’nun belediyecilik performansını takip etmek ve partizanca yaklaşımlardan uzak durarak doğru bildiğimizi söylemektir.

 

İlgili Haberler