Seçim Kanunu değişikliğine Avrupa’dan bakmak
Seçim Kanunu değişikliğine Avrupa’dan bakmak
Doç. Dr. Tevfik Sönmez Küçük, Venedik Komisyonu'nun ve Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (AGİT) Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu'nun kaleme aldığı "Ortak Görüş" metnini değerlendirdi.

31 Mart 2022 tarihinde kabul edilerek 6 Nisan 2022 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan seçim kanunu değişikliği Türk hukuku için önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir. Seçimlerin vaktinde yapılması ihtimalinde bu değişikliğin ne gibi siyasal sonuçlarının olacağını önümüzdeki seçimlerde göreceğiz.

Türkiye siyaseti açısından bu kadar önem taşıyan söz konusu kanun değişikliği, Venedik Komisyonunun ve Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (AGİT) Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosunun birlikte kaleme aldıkları 20 Haziran 2022 tarihli ve 1084/2022 sayılı Ortak Görüş ile ayrıntılı bir biçimde tahlil edilmiştir. Bu düzenlemenin bazı maddeleri hakkında iptal davası açılmış olsa da dava Anayasa Mahkemesi'nin önünde hâlâ derdest olduğu için Ortak Görüşte üzerinde durulan esaslar Mahkemenin vereceği karar için bir “rehber” işlevi görecektir. İşte, bu çalışmada Ortak Görüşün önemli noktaları İngilizceden tercüme edilmiştir.

Seçim Kanunu'nun kabul edilme süreci

Venedik Komisyonu seçim yasalarında yapılacak değişikliklerin üç temel unsura sahip olması gerektiğinin altını çizmektedir: 1. Uluslararası yükümlülük ve standartlar ile daha önceki tavsiye görüşler dikkate alınarak oluşturulan açık ve kapsayıcı bir düzenleme. 2. Kanunun geniş bir toplumsal uzlaşıtesis edilerek ve ilgili paydaşlarla (muhalefet, sivil toplum, akademisyenler, uzmanlar) görüşüldükten sonra kabul edilmesi. 3.Bu düzenlemenin sadece kağıt üzerinde değil, ayrıca uygulamada da prosedüre, yargı denetimine ve seçim ihlallerine karşı öngörülen araçlara uygun olarak işletilmesini sağlayacak “iyi niyetli” bir siyasal irade.

Bu süreçlerin şeffaf bir şekilde yürütülmesi ve kapsayıcı olması seçim kanunlarına karşı toplumsal bir güvenin oluşması bakımından olmazsa olmazdır. Bu durum, özellikle Türkiye’de olduğu gibi seçim kanunlarında temel değişiklikler (seçim sistemi ya da seçim komisyonlarının oluşumu) gerçekleştiriliyorsa ayrı bir önem arz eder. Fakat mevcut seçim kanununun bu niteliğe sahip olduğu ileri sürülemez. Gerçekten, seçim kanununa ilişkin değişiklik teklifi AKP ve MHP milletvekilleri tarafından verilmiş ve birkaç hafta (Genel Kurulda sadece üç gün) görüşüldükten sonra kabul edilmiştir. Parlamenter muhalefet bu sürece sınırlı katkı sağlayabilmiş, sivil toplum ise kanunun oluşum sürecinden dışlanmıştır. Siyasal muhalefetin Genel Kuruldaki tartışmalara katılımının sınırlı olduğu ve teklife verdiği değişiklik önergelerinin göz ardı edildiği bir metnin siyasi uzlaşı sonucunda ortaya çıktığı söylenemez.

Ulusal seçim barajı

Her ne kadar ulusal seçim barajının yüzde 10’dan yüzde 7’ye indirilmesi farklı grupların temsiline olanak tanıyarak temsilde adaletin gerçekleşmesine katkı sunacak olsa da bu rakamın hâlâ Avrupa’nın en yüksek seçim barajı olduğu belirtilmelidir. Rapora göre seçim sistemlerinin temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkeleri arasında makul bir denge kurularak düzenlenmesi gerekir. Öyle ki devletler bir ilkeyi diğerine feda etmemeye özen göstermelidirler. Her ülke için uygulama alanı bulacak sabit bir seçim barajı söz konusu olmamakla beraber, barajın bir yandan parlamentoda farklı siyasi görüşlerin temsil edilmesine, diğer yandan ise istikrarlı hükümetlerin kurulmasına imkân verecek oranda olmasına dikkat edilmelidir. Ancak Venedik Komisyonu ve Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu bu tespitin parlamenter sistem açısından anlamlı olduğunu, 2017 Anayasa değişikliği sonucunda cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesi ile hükümetin parlamenter çoğunluğun güvenine dayanmasının zorunlu olmadığını, bu nedenle, temsilde adalet prensibine öncelik verilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Gerçi, ittifak sistemi ile birlikte ulusal seçim barajının etkisi artıkazalmıştır fakat büyük partilerle ittifak yapma yolunu tercih etmeyen siyasi partiler için sorun devam etmektedir.

Raporda, maksimum bir seçim barajı önerisinde bulunmaktan özellikle kaçınılmıştır. Bu noktada Avrupa örnekleri incelendiğinde; Finlandiya, İrlanda, Portekiz ve İsviçre gibi ülkelerin ulusal seçim barajını kabul etmedikleri; Almanya, Çekya, Polonya ve Romanya gibi ülkelerin en fazla yüzde 5 ulusal seçim barajı öngördükleri tespit edilebilir. Türkiye örneğinde meseleye yaklaşıldığında, milletvekillerinin seçim çevrelerinden seçildiği ve bu seçim bölgelerinin büyük çoğunluğundan en fazla 10 milletvekilinin çıktığı fark edilir. Bu özgün durumun yarattığı doğal baraj da göz önünde bulundurulduğunda, oy oranı az olan küçük partilerin ulusal seçim barajını geçseler dahi milletvekili çıkarmalarının zorolduğu savunulabilir.

Milletvekili dağılım metodu

Seçim kanunlarında gerçekleştirilen diğer değişiklik, milletvekilli dağılımına ilişkindir. Değişiklikten önce ikili sistem kullanılmaktaydı. Buna göre vekillikler her bir seçim bölgesinde d’Hondt yöntemi kullanılarak dağıtılmaktaydı. Bu süreçte ulusal seçim barajı da nazara alınarak ittifaklar, ittifaklar dışında kalan siyasi partiler ve bağımsız adaylar aldıkları oylar çerçevesinde yukarıdan aşağıya doğru bir sıralamaya tabi tutulurlardı. Bu hesaplamadan sonra ikinci aşamada milletvekillikleri ittifak içinde dağıtılırdı. İşte, anılan bu sistem değiştirilmiş ve siyasi partilerin ittifak içinde olup olmadıklarına bakılmaksızın ittifak dışındaki diğer siyasi partiler ve bağımsız adaylarla birlikte sıralandıktan sonra d’Hondt sisteminin uygulanması yöntemi benimsenmiştir. Böylelikle, siyasi partilerin belli bir ittifak içerisinde seçim yarışına katılmalarının önemi büyük ölçüde kaybolmuştur. Rapora göre milletvekilli dağılımında kullanılan yöntemlerin bazı oyların şu veya bu şekilde ziyan olmasına yol açmaları kaçınılmazsa da mevcut sistemin görece yüksek ulusal seçim barajıyla birlikte uygulanması, ittifak içerisinde oy oranı az olan partilerin aleyhine sonuç doğuracak, ittifak yapısını bu partiler için işlevsiz kılacaktır.

Venedik Komisyonu ve Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu, milletvekilliği dağılımı sürecinde devletler tarafından kullanılması gereken belli bir ortak ölçütün bulunmadığı görüşünü tekrar etmektedir. Bu sebeple, devletler, oyların vekilliğe dönüştürülmesi aşamasında istedikleri yöntemi belirleyebilirler. Şu kadar ki; tercih edilen bu usulün ve uygulanma şeklinin siyasi sonuçlarının olacağı inkâr edilemez. Raporda, seçim hukukunun en temel prensiplerinden biri olan fırsat eşitliğine ayrı bir vurgu yapılmış ve seçim kanunu değişikliğinin oy oranı az olan siyasi partiler üzerindeki etkisinin gözden geçirilmesi önerisinde bulunulmuştur.

Seçime katılacak siyasi partilerde aranacak şartlar

Siyasi Partiler Kanunu md. 36 değiştirilerek siyasi partilerin seçime katılabilmesi koşulu en az 41 ilde, oy verme gününden en az altı ay evvel teşkilatlarını kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış olması esasına bağlanmıştır. Başka bir anlatımla anılan şartı sağlamayan, Mecliste grubu bulunan siyasi partilerin seçime katılma hakkı ellerinden alınmıştır. Ayrıca, yine aynı maddeye fıkra eklenerek, seçime katılma yeterliliği elde eden partinin, Siyasi Partiler Kanununda ve parti tüzüğünde belirtilen süreler içinde birinci ve ikinci fıkrada belirlenen teşkilatlanma yeter sayısı dikkate alınarak ilçe, il ve büyük kongrelerini üst üste iki defa yapmamış olmaması durumunda seçime katılma yeterliliğini kaybedeceği düzenlenmiştir.

Venedik Komisyonu ve Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu, siyasi partilerin parlamentoda temsil edilme, seçmenlerin sorunlarını çözebilme, temsilcilerini demokratik esas ve kurallara uygun bir şekilde belirleyebilme ve bu temsilcilerin devletin etkin görevlerinde yer alma konusunda istekli olduklarını tespit etmektedir. Rapora göre burada cevaplanması gereken soru, anayasaya, demokratik toplumun ve çoğulcu rekabetçi düzenin temel esaslarına bağlı olan siyasi partilerin iç işleyişlerine devletin nereye kadar müdahale etme yetkisine sahip olduğudur. Sadece mecliste grubu bulunan siyasi partilerin seçimlere katılma şartının zorlaştırılması büyük ve örgütlenmesi güçlü olan siyasi partilerin lehine sonuç doğururken, yeni kurulan küçük siyasi partilerin parlamentoda temsili bakımından ciddi sorunlara yol açabilir.

Kongrelerini üst üste iki defa gerçekleştirmemiş olan siyasi partilerin seçimlere katılma hakkından mahrum bırakılması da siyasi partiler için ağır bir yükümlülüktür. Nitekim bu hüküm Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosunun önceki içtihatları ve uluslararası standartlar ışığında değerlendirildiğinde siyasi parti özgürlüğü ve siyasi katılım açısından eleştirilebilir. Bu tespit özellikle yeni kurulan siyasi partiler için geçerlidir. Rapora göre hakka orantısız müdahale olarak değerlendirilebilecek olan bu düzenleme yüzünden oy oranı az olan küçük siyasi partiler ulusal seçimlere katılma olanağından yoksun kalabilirler.

Venedik Komisyonu ve Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu, değişikliklerin HDP üzerinde de olumsuz sonuçları olabileceğini ifade etmektedir. Gerçekten, geçtiğimiz sene HDP hakkında Anayasa Mahkemesinde kapatma davası açılmış ve dava ile ilgili henüz bir karar verilmemiştir. Raporda, HDP’nin kapatılması yönünde bir karar alınırsa, partinin milletvekilleri ve destekçileri tarafından Siyasi Partiler Kanununun 36. maddesinde aranan şartları sağlayarak 2023 yılında gerçekleştirilecek seçime katılma hakkı elde edecek yeni bir siyasi parti kurmanın neredeyse olanaksız olduğu ileri sürülmektedir.

Rapora göre Türk makamları, Venedik Komisyonunu ve Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosunu, bu düzenlemenin, yürürlüğe girdiği tarih ile bir sonraki seçim arasında en az iki (büyük) kongresini (en az birisi seçimden en az altı ay içinde olmak kaydıyla) gerçekleştiren siyasi partilere uygulanmayacağı konusunda bilgilendirmişlerdir. Her ne kadar bu yorum siyasi partiler için bir güvence teşkil etse de bu aşamada oluşabilecek tereddütleri önleyebilmek adına daha açık bir hükmün sevk edilmesinde yarar vardır.

Seçim kurullarının oluşumu

Seçim kanununda gerçekleştirilen değişiklik sonucunda seçim kurullarının oluşumunda da değişikliğe gidilmiştir. Seçim kurullarının en kıdemli yargıçlar arasından belirlenmesi esası terk edilmiş, kura usulüne geçilmiştir. Adalet komisyonu tarafından ad çekme yoluyla yapılacak kuraya katılmak için kınama ya da daha ağır disiplin cezası almamış en az birinci sınıfa ayrılmış ve birinci sınıfa ayrılma niteliklerini kaybetmemiş hâkimlerden olmak şarttır. Kura yönteminin iki yılda bir ocak ayının son haftasında tekrarı sağlanır. Fakat il ve ilçe seçim kurulu başkan ve üyeleri bu düzenlemenin yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde bu şekilde belirlenirler ve önceki başkan ve üyelerin görev sürelerini tamamlarlar. Bu düzenlemeler muhalefet tarafından ciddi bir şekilde eleştirilmiş ve seçim kanununda gerçekleştirilen en sorunlu değişiklikler olarak nitelendirilmiştir. Türkiye tarafından Venedik Komisyonu ve Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosuna sunulan bilgi notunda, değişiklik gerekçesi olarak en kıdemli yargıç usulünün mevcut yargıçların ilerleyen yaşları ve olası sağlık sorunları nedeniyle aksaması gösterilmiştir. Bununla birlikte, öne sürülen bu iddianın doğruluğunu ispatlayan bir kanıt ortaya konulamadığı gibi Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosunun Türkiye’de seçimlere ilişkin daha önce yaptığı gözlemlerde bu tespiti doğrulayacak olaylarla karşılaşılmamıştır. Kaldı ki, değişiklikten önceki metinde, yargıçların sağlık sorunu veya başka bir sebeple görevini yapmasını engelleyen bir hususun ortaya çıkması durumunda seçim kurullarındaki görevlerini bırakmaları konusunda gerekli yasal teminatlar zatenbulunmaktadır.

Türk hukukunda yargıçların atanmasında bağımsızlıklarını sağlayan güvencelerin sınırlı olması, 2016 yılında gerçekleşen darbe teşebbüsü ile çok sayıda yargıcın ihraç edilmesi, sandık kurullarının belirlenmesi aşamasının tartışmalı olması gibi seçim sorunları değişiklik tarafından çözüme kavuşturulmadığından seçimlerin dürüst ve adil biçimde gerçekleştirilmesi için uygun şartların oluştuğundan söz edilemez. Raporda, seçim kurullarının oluşumu ile ilgili kabul edilen sistemin öngörülebilir olmadığı, yargıçlar üzerinde kurulan muhtemel baskı ve manipülasyonun bu düzenlemeyle daha da artabileceği kaygısı paylaşılmaktadır.

Seçim Kanununda yapılan bir diğer değişiklik sonucunda sandık kuruluna üye bildirme hakkı olan bir siyasi partinin, oluru olmaksızın başka bir parti üyesini sandık kurulu üyesi olarak gösteremeyeceği düzenlenmiştir. Hükmün sevk edilme gerekçesi olarak Venedik Komisyonuna ve Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosuna yapılan bilgilendirmede, bir siyasi partinin üyelerinin rızaları ve hatta bilgileri bile olmaksızın diğer bir parti tarafından sandık kurulu üyesi olarak farklı bölgelerde görevlendirildikleri, bu durumun ise anılan kişilerin kendi bölgelerinde oy kullanmalarına engel olduğu öne sürülmüştür. Bu örnekler talihsiz olaylardır; zira bir kişinin adaylığının ancak kendi rıza ve isteği ile söz konusu olacağı konusunda şüphe yoktur. Bununla birlikte, Türkiye Barolar Birliği tarafından Venedik Komisyonuna ve Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosuna yapılan değerlendirmede, maddede belirtilen rızanın uygulamada nasıl kanıtlanacağının ve liste oluşturulurken ayrı bir açıklama belgesinin zorunlu olup olmadığının açık bir şekilde hükme bağlanmadığı vurgulanmıştır. Bu konuda ayrıntıların düzenlenmesi için 31 Mart 2022 tarihli Kanuna ek bir genelge çıkarılabilir. Türk makamlarınca yapılan bildirimde bu tür bir düzenleme yapılmasının mümkün olduğu açıklanmıştır.

Rapora göre Ankara’da görüşülen muhatapların çoğunluğu 1950’den beri uygulanmakta olan sistemin yeterli olduğunu ve eleştirilmediğini, buna karşılık yeni sistemin taraflı olduğunu iddia etmişlerdir. Türkiye tarafından Venedik Komisyonuna ve Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosuna sunulan bilgi notunda, seçim kurullarının oluşumuna yönelik bu şekilde hızlı bir değişiklik yapılmasının gerekçesi ortaya konamamıştır. Seçim kurulları bu yılın ocak ayında tespit edilmiş olup 2024’ün ocak ayının sonuna kadar görevde kalmalıdırlar. Ancak daha evvel işaret edildiği gibi yeni sisteme göre kurullar yenilenmiş ve eski kurul üyelerinin görev süreleri dolmadan görevi bırakmaları sağlanmıştır.

Seçim Kanununda yapılan diğer değişiklikler

Görme engelli seçmenlerin katılımını kolaylaştıran önlemler

Görme engelli seçmenlerin seçim sürecine katılımını artıran değişiklikler de yapılmıştır. Geçmişte görme engelliler, oylarını kullanırlarken, yakınlarına veya oy kullanmada kendilerine yardımcı olan kişilere güvenmek zorunda kalmaktaydılar. Seçim Kanunu değişikliği ile Yüksek Seçim Kuruluna “görme engelli seçmenlerin kullanabilmesi için oy pusulalarına uygun şablon” oluşturma göreviverilmiştir. Bu düzenleme olumlu bir değişiklik olup Venedik Komisyonunun ve Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosunun önceki tavsiyelerine uygundur. Raporda, seçime katılmakta güçlük çeken bütün engellilerin etkin ve bağımsız biçimde oy kullanmalarını sağlayacak önlemlerin alınması gerektiği ifade edilmektedir.

Seçmen Kayıtları

Seçmen kayıtları ile ilgili olarak da belli değişiklikler gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede Venedik Komisyonu tarafından rehber ilkeler benimsenmiştir. Seçmen kayıtlarının en az yılda bir defa olmak üzere düzenli bir biçimde güncellenerek seçmen sürekliliğinin sağlanması, yargı denetimine bağlanmış bir idari süreç ya da yargısal bir süreç öngörülerek kayıt altına alınmamış seçmenlerin başvurabilecekleri bir mekanizmanın oluşturulması burada örnek gösterilebilir. Bu tedbirler doğru tutulmamış seçmen kayıtlarının düzeltilmesini sağlayacaktır.

Seçim Kanunu değişikliği ile çeşitli nedenlerle oy kullanma haklarından mahrumkalmış olan seçmenlerin yeniden seçim sürecine dâhil edilmeleri hedeflenmektedir. Türkiye tarafından Venedik Komisyonu ve Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu ile paylaşılan bilgi notunda, önceki seçimlerde bu seçmenlerin sayısının 500.000’i aştığı belirtilmiştir. Bu hükümleri olumlu bir adım olarak nitelendirmek mümkünse de seçmen kaydının sürekliliğinin sağlanması ile seçmenlerin farklı sebeplerle ikâmet ettikleri yer dışında başka yerde oy kullanma ihtiyaçları arasında makul bir denge kurulmasına özen gösterilmelidir.

Milletvekili Seçim Kanununun 33. maddesine eklenen fıkra ile güncelleme işlemlerinin seçimin başlangıç gününden üç ay önceki yerleşim yeri adresine göre oluşturulmuş olan seçmen kütüğü üzerinden gerçekleştirileceği düzenlenmiştir. Türk makamlarıanılan bu maddenin sevk edilme nedenini, seçimden birkaç ay önce adres değişiklikleri yapılarak seçim sonuçlarının belli seçim bölgelerinde manipüle edilmesini önlemek olarak bildirmişlerdir. Her ne kadar bu hüküm önceki yerleşim yerlerini değiştiren bazı seçmenlerin oy hakkından mahrum kalmalarına neden olabilecekse de bu düzenleme uluslararası standartlara aykırı değildir. Fakat her durumda seçim kütüklerinin güncellenmesi ve adres değişikliklerinin bildirilmesi süreçlerinin şeffaf bir şekilde yürütülmesi oy hakkının etkin kullanımı için önem arz eder.

Milletvekili Seçim Kanununun 36. maddesinin birinci fıkrasına yapılan ekleme ile “Kütük düzenlemesi nedeniyle seçmen hiçbir şekilde oy kullanma hakkından yoksun bırakılamaz. Adresi kapanmış olması sebebiyle adres kayıt sisteminde görünmeyenler, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün adres kayıt sisteminde bulunan en son geçerli adres kayıt bilgileri kapsamında seçmen kütüğüne kaydedilirler” hükmü sevk edilmiştir. Bu hüküm, bazı idari hata veya eksikliklerle seçmenlerin oy haklarından mahrumiyetinin engellenmesi amacına yönelmiş olan bir güvence niteliğini taşır. Ne var ki yine bu kanunun 34. maddesinde, seçmen kütüğünde birtakım eksiklikler varsa, seçmenin sandık seçmen listesine yazılmayacağı ve anılan bu bilgiler düzeltilinceye kadar oy kullanmasına izin verilmeyeceği kurala bağlanmıştır. Maddede açık bir şekilde eksik bilgilerin tamamlanmasından bahsedildiğinden, adres dışında bir kayıt hatası veya eksikliği bulunursa seçmenler oy haklarını kullanamazlar. Raporda, seçmen kütüğündeki teknik sorunlar sebebiyle oy hakkından mahrumiyetin engellenebilmesi için kapsayıcı ve öngörülebilir bir düzenlemenin yapılmasının daha yararlı olacağı belirtilmektedir.

Milletvekili Seçim Kanunu md. 40 hükmüne ise şu fıkra eklenmiştir:

“Muhtarlık bölgesi askı listelerinin askı süresi içinde, bir seçim çevresinden diğerine yapılan seçmen nakil istemleri hakkında ilçe seçim kurulu başkanı tarafından, itiraz üzerine veya nakil isteminin şüpheli bir girişim olduğu kanaatine varılması üzerine resen yapılacak araştırma ve inceleme neticesinde, nakil isteminin kabul edilmemesi halinde seçmen kaydı dondurulmaz ve bir önce kayıtlı olduğu adreste seçmen kaydı devam eder.”

Hüküm incelendiğinde, maddede seçmen nakil istemlerinin hangi hâllerde “şüpheli” sayılacağı konusunda bir ölçütün bulunmadığı görülür. Bu durum, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından alınan kararların keyfi veya tutarsız olmasına yol açabilir. Türk makamları tarafından yapılan bilgilendirmede, bu prosedürün uzun zamandan biri uygulandığı, bu taleplerin kabul edilebilmesi için talepte bulunan kişinin yeni adreste ikâmet ettiğini gösteren bir belge (örn. elektrik faturası) ibraz etmesi gerektiği ifade edilmiştir. Venedik Komisyonu ve Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu ise bu hükmün daha açık düzenlenmesini ve ek bir genelgeyle açıklanmasını önermektedir. Önceki düzenlemeden farklı olarak nakil isteminin kabul edilmemesi durumunda kaydın dondurulmayarak bir önce kayıtlı olduğu adreste seçmen kaydının devam etmesi ise olumlu bir değişiklik olarak not edilmektedir.

Seçim kampanyasında görevin kötüye kullanılması

Seçim Kanunu kapsamında yapılan son değişiklik Milletvekili Seçim Kanununda geçen “başbakan” ifadesinin metinden çıkarılması olmuştur. Bu düzenleme, bakanların ve diğer kamu görevlilerinin seçim kampanyalarına katılımının sınırlandırılması ve yasağa aykırı davranılması durumunda birtakım yaptırımların uygulanmasına dayanmaktadır. Maddede anılan “başbakan” ifadesinin silinmesinin nedenini, 2017 Anayasa değişikliği ile parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçilmesi oluşturmaktadır. Mevcut değişiklik sonucunda hükümet ile cumhurbaşkanı özdeşleşmiştir. Cumhurbaşkanı artık hükümetin kendisidir. Diğer bir anlatımla cumhurbaşkanı, aynı zamanda siyasi parti genel başkanı olarak parlamenter sistemdeki başbakanın yerini almış ancak seçim kanunundaki “başbakan” ifadesi “cumhurbaşkanı” ile değiştirilmemiştir. Venedik Komisyonuna ve Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosuna yapılan bilgilendirmede ise cumhurbaşkanı hakkında Cumhurbaşkanı Seçim Kanunu ile zaten belli sınırların öngörüldüğü, Kanunun 13. maddesine göre propaganda döneminde başbakan, bakanlar ve milletvekilleriyle ilgili yasaklara ilişkin hükümler dâhil olmak üzere propagandaya dair diğer hususlarda 298 sayılı kanun hükümlerinin kıyasen uygulanacağı öne sürülmüştür.

Seçim yasaklarının öngörülmesinin sebebi, tüm adayların ve siyasi partilerin adil ve eşit şekilde yarışmasını sağlamak ve kamusal kaynaklardan (örn. kamu araçları, resmi törenler veya karşılama protokolleri) haksız yararlanılmasını engellemektir. Türkiye’de Cumhurbaşkanı parti sisteminin dışında yer almayıp aksine sistemin ayrılmaz bir parçası olduğu için kamu görevinin kötüye kullanılmasını önlemek amacıyla diğer üst düzey kamu yöneticileri hakkında uygulanan seçim yasaklarına neden tabi olmayacağı konusunda anlaşılır bir gerekçe gösterilememektedir. Venedik Komisyonu ve Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu, bu seçim yasaklarıyla cumhurbaşkanının da bağlı olduğunun açıkça düzenlenmesini önermektedir.

 

Etiketler
Doçent Doktor l Anayasa ve İdare Hukuku I Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi I Heidelberg Ruprecht Karl Üniversitesi
İlgili Haberler