Rusya karşıtlığı NATO'culuk mudur?
Rusya karşıtlığı NATO'culuk mudur?
Vaziyet yazarı Mahir Şanlı, Türkiye'deki "Atlantikçilik - Avrasyacılık" tartışmalarını değerlendirdi.

AKP iktidarının Batı ile arasına mesafe koyması, akabinde de Çin ve Rusya ile yakınlaşması, Rusçu çevrelere daha önce hayâl dahi edemeyecekleri bir alanın açılmasını sağladı. Çünkü yakın tarihe göz gezdirdiğimizde Rusçuluğun ülkede bu denli taban bulmasının hayli zor olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’deki Rusya karşıtlığı, tarihsel hadiselere dayanmaktadır ve Cumhuriyet’ten eskidir. Soğuk savaş döneminde, bu karşıtlığa sadece ideolojik bir boyut eklemlenmiştir. Son beş yıldır, ülkedeki Rusçular eliyle sergilenen illüzyonla, tüm tarihin gölgede bırakılacağı fikri ise yanılgıdan ibarettir. O işler o kadar kolay olmuyor.

Türk halkının büyük bir çoğunluğunda yaşayan Anti-Rusçuluk, girişte de belirttiğim gibi Osmanlı dönemine dayanmaktadır. Son 250 yıl göz önüne alındığında; Ruslara karşı yapılan yedi büyük savaşın altısını kaybettiğimiz, aradaki tek zaferi de İngiliz ve Fransızlarla ittifak yaparak girdiğimiz Kırım’da aldığımız görülecektedir. Osmanlı’nın, Dünya Harbi öncesinde bu denli güçsüz kalmasının en önemli nedenlerinden biri, Ruslar karşısında kaybettiği savaşların yarattığı ağır külfettir. Osmanlı İmparatorluğu’nu yüzyıllardır elinde bulundurduğu, Balkanlardan, Kafkasya’dan, Kırım’dan söküp atan Ruslar olmuştur. Bunlarla da yetinmemiş; doğuda Erzurum’a, Batı’da Yeşilköy’e kadar ilerleyip, adeta Osmanlı’nın gırtlağını sıkma noktasına kadar vardırmıştır işi...

Düzensiz göçmenler hususunda pozitif yaklaşım sergileyen çevrelerin sık sık başvurduğu argümanlardan biri “Türkiye geçmişten günümüze, göçmenlere yurt olmuştur.” sözüdür. Kastedilen açıkça Balkan, Kırım ve Kafkas göçmenleridir. Gerek Balkan ve Kırım Türkleri olsun gerekse de Türk, Çerkes, Gürcü fark etmeksizin Kafkasya göçmenleri olsun; hepsinin yurtlarından olmalarının yegâne sorumlusu Rusya’dır, o coğrafyaları Slavlaştırma politikalarıdır. Evet, kimse tarih kitaplarını okuyarak, orada öğrendikleri savaş ve zulümlerin etkisiyle bir ülkeye ve topluma antipati beslemez. Ancak toplumsal hafıza, tüm kitaplardan daha öğretici ve daha keskindir. Toplumsal hafızada sansür yoktur. O hafıza nesilden nesle aktarılırken günün koşullarına göre dil törpülenmez. O yüzden de aile büyüklerinden dinlenen özgeçmiş, insanların hayata, dünyaya ve diğer toplumlara bakışını doğrudan etkiler. Ahıska kökenli bir ailenin mensubu olarak bunu çok net bir şekilde ifade edebilirim. Bizim dinlediklerimiz kadar sert olmasa da “Başımıza Gelenler”, “1855 Kars Kuşatmasının Öyküsü” ve “Eski Zağra Müftüsünün Anıları” adlı kitaplar, Rusların savaş ve işgal dönemlerinde yaşattıkları hakkında ipuçları vermektedir.

İsteyen bunu geçmişle yaşamak olarak adlandırabilir isteyen kin gütme olarak... Fakat bırakın da gemi azıya her aldığında, etrafındaki bütün toplumlara telafisi imkânsız acılar yaşatmış bir topluma karşı da antipati besleme hakkına sahip olabilelim. Yine bir Karslı olarak; Ermeni tehciriyle nihayetlenen süreçte, Rusya’nın oynadığı rolü, o dönem yaşattıkları acıyı da çocuk yaşlarımızda, o zaman hayatta olan aile büyüklerimizden dinleyerek büyüdük. Emin olun, “Urus” korkusu ve karşıtlığı için insanımızın, herhangi bir ülke veya kuruluş tarafından kışkırtılmaya ihtiyacı yok. Elimizde yeterince malzeme var bu hisleri canlı tutacak.

Gelelim Cumhuriyet dönemine…  İkinci Dünya Savaşı sonrası, Türkiye’nin NATO’ya katılmasıyla neticelenen Rus talepleri, Türkiye’nin geleceğine de yön vermiş oldu. Yıllar yılı Türk solu ve Türkiye’deki Rusçular tarafından inkâr edilen bu hadiseyi birinci ağızdan, V.M. Molotov’dan dinleyelim: “Türk toprakları üzerinde hak talebimiz vardı. Boğazların denetimini ortaklaşa yapmak istiyorduk.  Bunun yanında eskiden Gürcülerin yaşadığı, Batum’a komşu olan bölgeyi talep ettik.  Ayrıca Ermeniler için Türklerden Ağrı’yı, Azeriler için de İranlılardan Güney Azerbaycan’ı istiyorduk.  Buradaki yönetimlerin gözlerinin korkutulması gerekiyordu ve biz bunu esaslı bir şekilde yaptık.”  (F. Çuyev – Molotov anlatıyor S. 116-118)

Kars halkını düşünsenize! Kırım Savaşı, 93 Harbi, 1. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı… Hepsinde karşısında Rus postalı görmüş bir halk, tüm bunlar henüz tazeyken 1945 sonrası yine Rus kılıcını başının üstünde sallanırken buluyor. Kars örneğini çok net olduğu için veriyorum ancak genel olarak Balkan ve Kafkasya coğrafyasından gelen insanların ülkenin hemen her yerinde bulunduğunu göz önüne alırsak; tüm ülkenin de az ya da çok benzer düşünce ve korkulara sahip olabileceğini anlayabiliriz.

“Geçmişteki korkularla mı yaşayacağız?” sorusunu soracaklar için peşinen bugünden örnekler verelim de bu korku ve endişelerin yersiz olmadığı iyi anlaşılsın. Son 10 yıllık süreçte çıkar çatışmaları yüzünden sık sık karşı karşıya geldik Rusya’yla. Vekalet savaşlarının yürütüldüğü bu dönemde, bize doğrudan kayıp verdiren ve bunu da gerçek manada canımızı yakarak yapan tek ülke Rusya’dır. Hava sahamızı işgal eden uçaklarının düşürülmesine misilleme olarak, yıldönümünde yüzlerce askerimizin üzerine saatlerce havadan saldırmış, resmî rakamlara göre 34’ünü de şehit etmiştir. Rusya, Suriye toprakları üzerinde işlediği bu kıyımın hesabı hiçbir şekilde sorulmamıştır. Benzer çatışmalar yine çıkarlarımızın çatıştığı Libya’da da yaşanmış orada da resmî ve gayri resmî görevde bulunan onlarca askerimiz şehit edilmiştir. Rusya, sizi tehdit olarak algılamayı bırakın en ufak noktada ters düştüğünüzde her türlü sertliği göstermekten çekinmeyen, acımasız bir yaratığa dönüşmektedir. Bugün Ukrayna’nın batıyla yakınlaşmasını kendisine tehdit olarak gören Rusya’nın geçmişte bize karşı tren yolu hattının Kars’a kadar uzatılmasını tehdit olarak algılayacağını bildirdiğini de hatırlamakta fayda var. Rusya’nın paranoyalarının sınırı yoktur.

Gelelim işin terör boyutuna... Kendini NATO karşıtı olarak tanımlayan, bu karşıtlığa gerekçe olarak da NATO’nun terör örgütüne desteğini gösteren bir kesim var; ki NATO’da müttefikimiz olduğu hâlde bu tarz bir ihanete ortak olan her devlete karşı, her platformda hakkımızın savunulması olmazsa olmazımızdır. NATO’daki müttefiklerimiz, bu konuda kendilerini PYD ile PKK ayrı örgütlerdir olarak aklamaya çalışsalar da... Bu savunmanın bizim açımızdan kabul edilebilir hiçbir tarafı yoktur. PYD/YPG, PKK’nın sadece Suriye’de büründüğü bir posttan ibarettir. Bunda hiçbir tereddüt yoktur. Kimi NATO ülkeleri, PYD’yi terör örgütü olarak görmüyor da Rusya görüyor mu peki? Rusya da görmüyor. Görmek bir yana, Lavrov tarafından ağırlanacak kadar da itibar görüyor PYD Başkanı. Hatta Moskova’da PYD’nin bir de irtibat bürosu bulunuyor. Velhasıl kelam PKK/PYD’ye bakışı ele alarak da Rusya’yı NATO’dan evlâ görmenin bir mantığı yok.

PKK hadisesi üzerinden Rusya’yla yakınlaşma arzusu aslına bakarsanız başlı başına saçmalık. Mâlum, PKK’nın silah envanteri de büyük oranda Rus silahlarından oluşuyor. Kalaşnikov, Kanas (Druganov), RPG-7 hemen hepimizin terör operasyonları sırasında isimlerini öğrendiğimiz Rus yapımı silahlardır. Yıllar yılı evlatlarımız, bu silahlardan çıkan kurşun ve bombalarla şehit edilmiştir. Son dönemde oldukça revaçta olan Manpad konusunda da PKK elini Rus yapımı SA-14, SA-16, SA-18’lerle güçlendirmiştir. Bu gerçeklere gözünü kapatıp, “NATO, terör örgütüne örtülü destek oluyor, o sebeple Rusya’ya yanaşmalıyız” argümanına sarılmak dümdüz Rusçuluktur. Evet bulunduğumuz her platformda Türkiye’nin haklarını sonuna kadar savunacak, bize yapılan ihanetleri gür sesle yapanların yüzlerine haykıracağız. En sert mücadeleleri verecek, hakkımız olanı alacağız. Fakat hiçbir zaman bizi denize iterek yılana sarılmamıza sebep olan “ayı”yı da unutmayacağız. Çünkü gaflete düşüp unutursak eğer; bugün Ukrayna topraklarının yarısına “Novorossiya” (Yeni Rusya) diyen ve tekrar sahip olmak için gözü dönmüş gibi saldıran çarlık sevdalıları, yarın bir gün İstanbul için "Tsargrad (Çar’ın şehri) bizim hakkımız" diyeceğini biliyoruz.

Başta dediğimiz gibi; Rusçuluk kendisine son beş yıldır kendisine hayal edemeyeceği kadar geniş bir alan yarattı.  Bunda üç önemli sebebin etkili olduğunu düşünüyorum. Birincisi iktidarın yüzünü Avrasya’ya dönmesi, ikincisi Rusya’nın ciddi fon akıtması, üçüncüsü de aklı başında birçok insanın “Amerikancı, NATO’cu” damgası yememek için dillerini törpülemiş olmasıdır. Kimin bizi neyle itham ettiğinin zerre önemi yok.

Biz Türk’ün hakkını ve geleceğini savunmaya devam edeceğiz.

Etiketler
Tam zamanlı okur, yarı zamanlı yazar
İlgili Haberler