Rus askeri
Rus askeri
"Günümüzde ağırlıklı olarak sosyal medya kullanılarak yürütülen psikolojik harp, her ne kadar daha yumuşak bir görünüme bürünmüşse de savaşla elde edilemeyecek kazanımlar bu şekilde erişilir hâle gelmiştir."

Dün sabah tüm dünya, Rusya’nın havadan, karadan ve denizden Ukrayna’ya saldırarak başlattığı savaşla günü karşıladı. Ukrayna’da düşük ölçekli bir savaş yıllardır sürmekteydi zaten ama bu denli geniş çaplı bir harekât herkesin endişe ettiği bir gelişmeydi. Fakat Putin, her şeyi göze alarak savaş emrini verdi. Bu pervasız saldırının net bir şekilde lanetlenmesi gerekiyorken, göz önündeki birçok kişinin Rusya’yı haklı görme ve gösterme çabasına girdiğine şahit oluyoruz. Başlıkta kullandığım “Rus Askeri” sizi yanıltmasın. Ben savaş konusunda detayları yazacak donanıma sahip değilim. Benim bahsetmek istediğim kimseler; Rus olmadıkları hâlde Rus üniformasını sırtına geçirip cansiperane bir şekilde Rusya’ya askerlik yapanlar...

Psikolojik harp, her daim savaşın önemli bir ayağı olmuştur. İlkel savaşlarda düşmanın vahşice katledilmesi, esirlerin dehşet verici yöntemlerle öldürülüp sergilenmesinden modern dünyadaki propaganda savaşlarına, birçok psikolojik harp tekniği kullanılagelmiştir. Günümüzde ağırlıklı olarak sosyal medya kullanılarak yürütülen psikolojik harp, her ne kadar daha yumuşak bir görünüme bürünmüşse de savaşla elde edilemeyecek kazanımlar bu şekilde erişilir hâle gelmiştir.

Jeopolitik konumu gereği Türkiye, bu konuda payına düşeni fazlasıyla almıştır. Çift kutuplu dünya döneminde komünizm ve antikomünizm propagandaları; sosyalizmin yıkımı sonrasıysa Siyasal İslam’ın inşası ve Ulus Devlet’in yıkımı için çalışan mekanizmalar, çok aktif bir biçimde çalışmışlardı. Rusya’nın Putin’le birlikte tekrar imparatorluk hayalleri kurmaya başladığı son döneme kadar olan süreçte psikolojik savaşta en etkin tarafın batılı ülkeler olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ne var ki Putin’le birlikte psikolojik harpte Rusya’nın ipleri ele aldığını görüyoruz. Zaten Putin, eski bir KGB görevlisi olarak bu konunun, kamuoyu oluşturma ve ulusal çıkarlar hususunda ne kadar etkili olduğunu gayet iyi bilmektedir. Önemine vâkıf olduğundan da bu alanı ihmal etmemiş, ciddi yatırım yapmıştır. Avrupa ve ABD’de satın alınan politikacılar, basın yayın kuruluşları, fenomenler herkesin mâlumudur. Çünkü Batı, gelirin kaynağının takibi hususunda bizden çok daha hassastır. Kara para elbette oralarda da vardır ancak bizdeki kadar kolay dolaşmaktadır.

Türkiye’de, benim de dahil olduğum milli duruş sergileyen kesimler yabancı fonlar konusunu zaman zaman dile getirmekte, bu fonların, ülke gündemine şekil vermek amacıyla kullanıldığını savunmaktadır. Bu konu üzerinde geçtiğimiz aylarda Alman fonları üzerinde ciddi bir tartışma yürütülmüştü. Körü körüne fon alanları düşmanlaştırmayı şahsi olarak doğru bulmuyorum. İnsanlar BM’nin, AB’nin veya buralara üye gelişmiş ülkelerin kaynak ayırdığı fonlardan doğru projeler ortaya koyarak yararlanabilirler. Zannımca bunda bir beis yoktur. Fakat bu fonlardan yararlanıyor olmaları, o kimselerin iki yüzlü davranmalarına, kendi doğruları yerine onlara dayatılan argümanları seslendirmelerine gerekçe olamaz. Olursa da bize itiraz ve fondan yararlananları eleştirme hakkı doğar. Benim şahsi olarak yaptığım fon eleştirileri de bu kıstasa bağlıdır.

Alman fonları, AB fonları şeffaflık gereği kolay tespit ve takip edilebilir para hareketleridir. Buna karşın Rusya ve Çin gibi şeffaflıktan tamamen uzak, kapalı rejimlerin sağladığı fonlar ise izi sürülemeyen, tespiti bir hayli zor para hareketleridir. Bu bağlamda Rusya ve Çin tarafından fonlanan kişi, grup ve kuruluşları tespit etmek ancak ve ancak onların aleni bir şekilde propaganda faaliyeti yürütmeleriyle mümkün olmaktadır. Neyse ki bu konuda oldukça pervasızlar. Kendileri, önüne geleni ajanlıkla suçlarken, yaptıkları ajanlık faaliyetini gayet doğal görmekteler. Tıpkı Siyasal İslamcıların yolsuzluklarına giydirdikleri “darülharp” kılıfı gibi, bu beşinci kol faaliyeti yürüten güruh da yaptıklarına “anti-emperyalizm” kılıfı giydirmektedir. Bu kılıf sayesinde de Rusya ve Çin’in her türlü hukuksuzluğunu cansiperane şekilde savunmaktadırlar.

Psikolojik savaşın en etkin yöntemi propagandadır.  Bu propagandalarla düşmanı insanlık dışı göstermek hedeflenir. Bu hedefe ulaşabilmek için de belirlenmiş kimi özel sıfatları kullanarak ya da kullanmayarak istenen imaj düşmanın üzerine giydirilir. Propagandanın etkisi de basit, net, tutarlı, sık sık tekrarlanan ve sürecin gerçekleriyle örtüşür olmasına bağlıdır. Bu konuda sanıyorum en net örnek olarak “NATO'cu” yaftasının sıklıkla kullanılmasını, NATO’nun bir suç örgütüymüş gibi sunulmasını gösterebiliriz. NATO, beğenseniz de beğenmeseniz de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üyesi olduğu bir güvenlik paktıdır. Bu paktın askeri veya sivil kanadında Türkiye’yi temsil etmek de bir suç değildir.  Eğer bir suç varsa o da ancak bu temsilde Türkiye’nin çıkarlarını hakkıyla savunmamak olabilir. Buna karşın ülkenin NATO üyeliğinin reelpolitiğin gereği olduğunu düşünmek de NATO’nun her işini savunmak anlamına gelmemektedir. Özellikle güneyimizde denenen, YPG eliyle de uygulanmaya çalışılan plan, NATO’da müttefik olduğumuz ülkelerin imzasını taşımaktaydı. Rusya ve Çin yanlısı güruh tarafından, NATO’cu diye damgalanan kimselerin bu konuyla alakalı gayet net duruş sergilediklerini tüm kamuoyu net bir şekilde görmüştü. Olması gerekeni yapıp, Türkiye’nin çıkarları neyi emrediyorsa onu savundular. Zaten böyle de olmalıydı.

İşte garabet tam da burada başlıyor. Başka ülkelerin ajanı olarak nitelenen, NATO’cu olarak fişlenen insanlar, ülke çıkarları söz konusu olduğunda en ufak tereddüt duymadan NATO, ABD ve ona bağlı ülkelere karşı dik bir duruş sergileyebiliyorlarken, tam aksine kendisini “tam bağımsız, anti emperyalist” olarak niteleyen kesimin; Türkiye’nin çıkarlarıyla ne zaman Rusya/Çin çıkarları ile çakışsa, o tam bağımsız kimliklerinden sıyrıldıklarınıgörüyoruz. Örnek mi? Rusya’nın Suriye’de resmi rakamlarla 34 askerimizi şehit etmesi, Kırım’ın Rusya tarafından ilhâk edilmesi, Çin’in Doğu Türkistan’da Uygurlara uyguladığı soykırım meselesi... Arşivlerde sadece bu üç meselede de nasıl tavır takındıklarına bakmak, onların gerçek yüzlerini görmeye yeter de artar...

Ukrayna meselesinin ciddi bir hâl almasıyla, yine aynı tavrı sergilediklerini görmek o bakımdan bizi şaşırtmadı. Fakat onların objektif yorum yaptığını düşünerek argümanlarına kanacak insanları uyarmak maksadıyla bu yazıyı kaleme alıyorum.

Dikkat ederseniz bu kesim, ABD ve İngiltere tarafından istihbarat raporları göz önüne alınarak son iki haftadır yapılan “işgal yakın” uyarılarını, önce “savaş çığırtkanlığı” olarak niteleyip Rusya’nın saldırmayacağını iddia etti. Saldırı başladıktan sonra da Rusya’nın ne kadar haklı olduğundan dem vurmaya başladılar. Yukarıda bahsettiğim imaj oluşturma çabası, bir grubu ya da ülkeyi insanlık dışı gösterme çabası Ukrayna meselesinde de bariz bir şekilde kullanılmaktadır. Ukrayna’nın doğusunda süren düşük yoğunluklu çatışmalarda yer alan paramiliter grupların bazılarının Nazi arma ve flamaları ile fotoğraf vermeleri, Rusçu propaganda araçları tarafından sürekli olarak işlenmekte, Nazizm tüm Ukrayna’ya mâl edilmektedir. Düşünün, Ukrayna Yahudi kökenli bir cumhurbaşkanına sahip. Dedesi Nazilere karşı savaşmış, aynı zamanda iki kardeşini de Holokost’a kurban vermiş bir adam. Böyle bir kökten gelen Cumhurbaşkanını ve dahi onu destekleyen halkı Nazi olarak sumak, bunu da işgale bir gerekçe yapmak, kara propaganda değil de nedir? Teslim olduğunu öne sürmekteler. Çünkü bilinen bir canavarın yavrusu olarak göstermek, bir kimseyi canavarlaştırmanın en kolay yoludur. Tabii ki bir diğer nokta da öcü olarak sunulan NATO ile Ukrayna’nın yakın ilişkiler kurması. Bunun Rusya için tehdit unsuru içerdiğini savunmakta ve Rusya’nın bu duruma karşı saldırgan bir tavır almasını da meşruymuş gibi pazarlamaktalar.

Oysa ki âdeta askerliğine soyundukları Rusya’nın resmi ağızları bu argümanlardan ziyade Rusya’nın Ukrayna üzerindeki tarihi haklarından dem vurmaktalar. Devletin resmî Twitter hesabı, Ukrayna’nın en huzurlu yıllarını SSCB rejimi altında geçirdiğinden bahsederken Putin, Ukrayna’yı kuranın kendileri olduğunu, Türklere karşı da yüzyıllar boyunca o topraklarını koruduklarından dem vuruyor. Rusya’nın asıl derdinin güvenlikten ziyade yayılmak olduğunu görmemek için ciddi bir görme bozukluğuna sahip olmak gerekiyor.

İnsanlar, elbette belli konularda fikir ayrılığı yaşayabilirler, bu gayet doğaldır. Kimileri ülkenin geleceğinin A bloğunda yer almakta, başkaları da aksine B bloğunda yer almakta görebilirler. Bu, insanların dünya görüşleriyle alâkalı, hayatı yorumlayışlarından kaynaklı bir tutumdur. Kimse kimseyi tavrından dolayı düşmanlaştırmamalı... Yeter ki söz konusu blokların çıkarlarını, ülke çıkarlarının üzerinde görmesinler. Vatanseverlikle vatana ihanet arasındaki çizgi bence burada başlar.

Bir gün gerçek manada millî bir hükümet iş başına geçerse eğer; gerek izi sürülebilir olsun gerekse de gizli kapaklı olsun, fonlar ile faaliyet yürüten tüm grup ve kuruluşları gözetim altına almalı, bunlar tarafından yürütülebilecek ajanlık faaliyetlerine karşı uyanık olmalıdır. Beşinci kol faaliyetleri hiç de hafife alınacak eylemler değillerdir. Çünkü yukarıda da belirttiğim üzere, kimi zaman beşinci kol faaliyetlerinin yarattığı tahribat, savaşın getirdiği yıkımdan bile ağır olabilmektedir.

Dualarım Ukrayna halkıyla. Slava Ukraini !

 

Etiketler
Tam zamanlı okur, yarı zamanlı yazar
İlgili Haberler