Orban'ın zaferi ve altılı masa
Orban'ın zaferi ve altılı masa
"Macaristan ile Türkiye arasındaki benzerlikleri ve farkları doğru analiz etmek, gelecek senaryolarını makûl zemine oturtmamız için bize imkân tanıyacaktır."

Macaristan halkı sandık başına gitti ve Viktor Orban 20 puana yakın bir farkla seçimin galibi oldu. Orban’ın zaferi, son anket sonuçları göz önüne alındığında sürpriz değildi ancak sürpriz, altı partinin bir araya gelerek oluşturduğu ittifaka 20 puan gibi bir fark atması oldu. Bunda da özellikle Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere son kulvarda iktidar ve muhalefetin gösterdiği reflekslerin ve benimsediği söylemlerin etkili olduğunu söyleyebiliriz. Bu sonuçtan Türkiye’nin, Türk muhalefetinin çıkaracağı dersler olduğu fikrindeyim. İlk ve en önemli ders yıllar yılı devletin her kademesine kök salmış, otoriter bir partinin kolay kolay yenilmeyeceği gerçeğidir.

Bu köşede ilk günden beri “Altılı Masa” meselesini eleştirdim ve “ne kadar kalabalık olursak o kadar güçlüyüz” mantığının yanlış olduğunu vurgulamaya çalıştım. Macaristan seçimleri bu yanlışın net ispatı niteliğindeydi. Sosyal Demokrat, milliyetçi, liberal partilerin bir araya gelerek oluşturdukları ittifakın gücü, Orban’ı devirmeye yetmedi. Oysa Orban’ın giderek otoriterleşen profili ve pandemi sonrası ekonomik göstergelerdeki olumsuz seyir, muhalefete iktidarı devirmek için bir fırsat sunuyordu.

Her ülkenin kendine özgü gerçekleri olduğunu kabul etmekle beraber globalleşen dünyada sorunların ve çözüm arayışlarının birbiriyle ilintili olduğunu da göz ardı etmemek gerekir. Hele ki coğrafi, iktisadi ve kültürel açıdan birbirine yakın ülkelerde bu benzerliklerin daha fazla olduğu söylenebilir. Bu bağlamda Macaristan ile Türkiye arasındaki benzerlikleri ve farkları doğru analiz etmek, gelecek senaryolarını makûl zemine oturtmamız için bize imkân tanıyacaktır.

İktidarın benzer yönleriyle başlayalım: Viktor Orban ve partisi aralıksız 12 yıldır iktidarda. Onun öncesinde de 4 yıllık bir iktidarı daha var. Muhafazakâr, otokrat, pragmatik bir lider olan Orban, Erdoğan gibi kutuplaştırma siyasetinden besleniyor. Yargıyı ve denetleme kurumlarını zayıflatma konusundaki adımları da aynı... AB ile arasında sorunlar var ancak o da tıpkı Erdoğan gibi AB sınırlarını sığınmacılardan koruma konusunda kusursuz çalışıyor. Yolsuzluklar ve basın özgürlüğü konusunda da oldukça benzer profil çiziyor iki lider. Bir diğer benzerlikleri de Putin ile olan kişisel dostlukları. Muhalefete gelecek olursak... Oradaki en önemli benzerlik de sosyalist MSZP ve milliyetçi JOBBIK’in, ittifakın iskeletini teşkil ediyor olması diyebiliriz. JOBBIK’in bir önceki seçimden ikinci parti olarak çıkması ve yükselen sol oylara bir de ittifaktaki diğer partilerinin oyları eklenince seçim zaferi hayal olmaktan çıkıyor gibi duruyordu. JOBBIK’in söylemlerini törpülediğini, aşırı sağ görüntüsünden merkeze kaydığını belirtmekte fayda var bu arada. Bu konuda da İYİ Parti ile benzer bir gidişat söz konusu. Bir diğer benzerlikse Macaristan’da da uzun süre Türkiye’deki tartışmaya benzer bir tartışmanın sürmüş olmasıydı. Budapeşte Belediye başkanlığını Orban’a rağmen kazanan Karacsony’nin aday olması konusu tartışılsa da uzlaşma sağlanamadı ve daha düşük profilli bir aday olan Peter Marki-Zay üzerinde karar kılındı. AB’nin desteğine de güvenen muhalefet, aday konusunun belirleyici olmayacağı fikrindeydi ama bu fikrin yanlışlığı seçimlerin hezimetle neticelenmesiyle tescillenmiş oldu.

Her iki kanada baktığımızda bizimle benzerlikler gösteren nitelikleri özetle bu şekildeyken farkları da yine kısaca yazalım. İlk ve en önemli fark pandemi sonrası sekteye uğramış olsa da daha geniş açıdan bakıldığında ekonominin bize oranla çok daha istikrarlı seyretmesi diyebiliriz. Bunda elbette Macaristan’ın AB üyesi olmasının önemli bir rolü var. Sığınmacı konusunda ise Orban ve Erdoğan taban tabana zıt politikalar yürütmekteler. Erdoğan’ın açık kapı politikasının tersine Orban “Macaristan Macarlarındır” şiarını sahipleniyor ve sığınmacılara göz açtırmıyor. AB’nin Orban konusundaki tavzikâr tutumu da bu meseleyle ilintili. Malum aynı sâikle AB, tüm anti-demokratik eylemlerine karşın Erdoğan’a da ılımlı yaklaşımını hep korudu.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi iki ülkenin birbirinden farklı koşullara sahip olduğu gerçeğini göz ardı etmeden, bu seçimden gerekli dersleri almak durumundayız.

İlk sıraya uzun süre iktidarda kalan lider ve partinin, devletin kılcal damarlarına kadar sızdığını, onu yenmek için her alanda mücadele etmenin bir mecburiyet olduğunu kabul etme gerekliliğini koyabiliriz. Muhalefet, karşısında basından seçim kurullarına, emniyetten yargıya kadar her alanda iktidarı teslim etmeye gönülsüz bir yapı olduğunu bilerek hareket etmek durumunda.

İkinci sıraya ittifak yapısını koyabiliriz. Halktaki güveni sarsacak parti ve isimler olabildiğince ittifakın dışında tutulmalıdır. Kapsayıcı olmaya çalışırken, sahip olunan kitleyi kaybetme olasılığını da göz önünde bulundurmak gerekir. Buna en net örnek JOBBIK’in merkeze kayması ve kendi ilkelerinden ödün vermesi neticesinde kaybettiği kitlenin yeni bir parti olarak örgütlenmesini ve sürpriz bir atılımla meclise girecek oyu almasını gösterebiliriz. Muhalefet, siyasette 2+2’nin her zaman 4 etmediğini anlamak zorundadır. Eğer bu idrâke erişmemekte ısrar ederse 2023’ün herkes için çok acı derslere gebe olduğu bilinmelidir.

Üçüncü sıraya da ehemmiyeti diğerlerinden az olmamak kaydıyla aday seçimini koyabiliriz. Uzun süre iktidarda kalmış bir partiye karşı başa baş bir seçime girmek peşinen mağlubiyeti kabul etmek demektir. Çünkü son düzlükte elindeki tüm imkanları kullanacak, kural ve yasa dinlemeyecek, iktidarı devretmemek için her türlü yola başvuracaktır. Bu bağlamda kamuoyu yoklamalarında ismi daha öne çıkan ve süreci de yönetebileceğinden şüphe edilmeyen bir aday üzerinde uzlaşmak, ittifak için en makul hamle olacaktır.

Bu üç maddeye ilaveten Macaristan seçimlerinde Orban tarafından uygulanan; bizimse pek yabancısı olmadığımız “dış güçler” söylemini yabana atmamak gerektiğinin altını da çizmek gerek. İttifak bildirisinde AB’nin adının geçmesi, sık sık muhalefet kanadından isimlerin büyükelçilerle bir araya geliyor olmaları, oluşturmaya çalıştıkları algıya imkân tanımaktadır. Macar muhalefetinin Rusya-Ukrayna savaşında Rusya’ya karşı daha sert tavır alınması isteği, Orban’ın “Bunlar AB için bizi savaşa sokacaklar” atağına imkân tanıdı. Sonrasında muhalefete yapışan “AB’nin adamları” yaftası aradaki korkunç farkı beraberinde getirdi. “Zaferimiz aydan hatta Brüksel’den dahi görünecek kadar parlak” açıklaması, zaferi getiren siyasetini taçlandırmaktan başka bir şey değildi. Dış siyaset sonranın işi. Şimdi zaman, iç siyasete odaklanma, doğru oyun kurarak zafere ulaşma zamanı.

Bu zaferin yolu da doğru aday belirlemekten, ilkelerden ödün vermemekten, göçmen meselesinin ve ekonomik sorunların çözümünü halka doğru anlatmaktan geçiyor. Darmadağın edilen hukuk ve eğitim sisteminin, bitirilen tarım ve hayvancılığın tesisini sağlayacağınız konusunda güven verdikten sonra halk size neden oy vermesin?

Etiketler
Tam zamanlı okur, yarı zamanlı yazar
İlgili Haberler