Nükleer savaş tehdidi Putin iktidarını bitirebilir
Nükleer savaş tehdidi Putin iktidarını bitirebilir
Vaziyet yazarı Burak Yıldırım, Ukrayna krizi kapsamında Rusya'nın konumunu ve yaşanan son gelişmeleri değerlendirdi.

Ukrayna Krizi ile ilgili geldiğimiz durumu özetlemeden önce bir noktanın altını çizmekte fayda var. Uluslararası medyaya yansıyan tablo ve sosyal medyadaki akış, bir savaşın çıkmasıyla ilgili sapkınca bir arzu duyuyor. Krizle ilgili analiz-yorum yapmanın ötesinde savaş hakkında konuşmak kalıcı sosyolojik dönüşümlere de sebep oluyor. Lviv sokaklarında Hitler ve Mussolini kartpostallarının satılmaya başlanması bu dönüşümün çok da konuşulmayan bir çıktısı olmuş durumda.

Ülkeler arası toptan savaşları görmemiş kuşakların dünya nüfusundaki oranının artması ve kamusal alanda dominasyonu sağlaması da sağlıklı bir çözüm atmosferinin oluşmasına engel oluyor. Topyekûn savaş basit bir konu değildir ve sebep olduğu yıkımlar herhangi bir iç savaştan çok daha yıkıcıdır. Oluşan tahribatın tamiratı da birkaç kuşağa mal olur. Bugün Türkiye ile Yunanistan arasındaki karşılıklı gerginlik seviyesi ve iki toplumun karşılıklı negatif bakış açısı, 50 ve 100 yıl önce yaşanan topyekûn savaşlardan kaynaklıdır ve hala tamir edilememiştir.

Ukrayna krizi ile ilgili biraz daha geriye gidip, aslında Türkiye’yi de ilgilendiren kısma bu noktada değinmekte fayda var. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü kabul eden Rusya, Sivastopol limanını da Ukrayna’dan kiralamıştı. Ukrayna bu kiralama anlaşmasından çekilmek istediğini beyan ettiğinde Rusya ile Ukrayna arasındaki kriz de başlamış oldu. Karadeniz filosunun işlevsel bir lojistik hattına sahip olabilmesi ve Rusya’nın Karadeniz’de harekât alanını koruyabilmesi için bu limanın ikamesi –en azından yakın gelecekte- mümkün değildir.

Rusya’nın Karadeniz’deki varlığını arttırması, hatta Kırım’ın ilhakıyla birlikte statükoyu değiştirmesi doğrudan Türkiye’nin aleyhinedir. Montrö’yü tahrip etmek isteyen yeterince taraf varken Rusya’nın bu girişimi ilgili taraflara da meşru zeminler üretmektedir. Bir kabiliyet olarak Rusya’nın Karadeniz’de ve Suriye’de deniz harekâtı seçeneklerinin artması, Rusya’nın herhangi bir anlaşmazlıkta baskı uygulamak için kullanmaktan çekinmeyeceği bir karta sahip olması demektir. Bu krizle birlikte Rusya’nın Karadeniz filosu da 50 parçayı geçmiştir. Türkiye’nin henüz farkına varmadığı bir gerçek olarak, Türkiye Karadeniz’de Rusya ile baş başa kalmış denilebilir. Bu noktada Türkiye’nin hızlıca hareket geçmesi gerekmektedir.

Montrö’nün koşullarının fiilen değiştirilme ve ilga girişimlerine karşı; tek taraflı bir statüko değişiminin kabul edilemeyeceğini, böyle bir girişim olması durumunda ise Türkiye’nin Boğazlar rejimiyle ilgili hukuki haklarını kullanacağını nota edilmelidir. Daha somut konuşacak olursak, varış-kalkış limanı Rusya’da ve Rusya tarafından ilhak edilen bölgelerde olan tüm sivil-askeri gemilerin Boğazlar bölgesinden geçiş izinlerinin olmayacağını; ayrıca her koşulda bundan sonra denizaltı geçişlerine Boğazlar bölgesinin kapatıldığının da ilan edilmesi gibi kararların üzerinde durmak gerekmektedir. Bununla birlikte Möntrö’ye taraf olmayan diğer ülkelerin donanma platformlarıyla ilgili sınırlamaların; Möntrö rejiminin istisnasız devam edeceğinin da eş zamanlı olarak ilan edebilmesi denge sağlamak açısından makul seçenekler olacaklardır. Ayrıca Türkiye’nin müzakere etmediği hiçbir anlaşmanın da kendisi için bağlayıcı olmadığını kesinlikle ilan etmelidir.

Türkiye’nin bu gerginlikten ve –çıkmayacak olan- topyekûn savaştan bir fırsat üretmesi mümkün değildir. Her halükarda, gelişen süreç giderek Türkiye’nin aleyhine dönerken orta ve uzun vadeli planların yapılması ve önlemlerin alınması gerekmektedir; Türkiye, tarihindeki en büyük beka sorunuyla karşı karşıya kalabilir.

Krizin Türkiye ile ilgili kısmın dışında ise süreç daha hızlı ilerlemektedir. Ukrayna’nın savaştan kaçınmak için NATO üyeliği talebini geri çekmesi önümüzdeki günlerde somutlaşabilir. Ukrayna’nın, NATO üyeliği için gereken siyasi-ekonomik-askeri kriterleri karşılamaktan oldukça uzak olduğunu da ayrıca belirtmek gerekmektedir.

Bu sürece paralel olarak, dün Blinken’in, Kiev’deki ABD elçiliğinin geçici olarak Lviv’e taşınacağını ilan etmesi de önemli bir gelişmedir. Bir elçiliğin taşınması hızlıca gerçekleştirilemeyecek bir bürokratik işlemler silsilesidir ve Lviv’de ABD’ye tahsis edilecek uygun bir bina ya da tesis bulmak da zaman alacaktır. Ancak Ukrayna’nın NATO üyeliği talebini geri çekmesinin konuşulması ve ABD elçiliğinin Lviv’e taşınması krizin nasıl devam edeceğine dair de ipuçları vermektedir.

Rusya’nın askeri seçenekler dışındaki tüm alternatif manevra alanlarını terk etmiş olması inisiyatifi ABD’ye vermesine neden olmuştur. Bu kriz sürecinde ABD manevra ve etki alanını Ukrayna’nın ötesine taşıyabilmiştir. Doğu Avrupalılar ülkelerine daha fazla ABD askeri konuşlandırabilmek için sıraya girmişlerdir. Finlandiya ise F-35 alımı için yeterince motive olabilmiştir. ABD ve Rusya doğrudan ya da dolaylı bir çatışmanın kendileri için avantajlı sonuçlar doğurmayacağını bildiklerinde iki taraf için de kazanım sağlayan bir anlaşma ufukta belirginleşmiştir. Muhtemel anlaşma zemini şunları içerecektir:

-Kırım’daki de facto durumun ayrı tutulması,

-Minsk protokolü kapsamında Kiev ve Donbass-Luhansk ayrılıkçılarının doğrudan görüşmesi,

-Donbass ve Luhansk’a kısmi özerklik verilmesi,

-Ukrayna’nın NATO üyeliği talebinin geri çekilmesi,

-Rusya’nın yaptığı askeri yığınağı geri çekmesi,

-Rusya’nın Ukrayna’nın gaz borcunu silmesi,

-Rusya yanlısı milislerin tüm Ukrayna’da silahsızlandırılması,

-AB-Ukrayna ekonomik işbirliği girişimlerine Rusya’nın rıza göstermesi.

Ancak bu aşamaya gelinecek süreçte de Rusya’nın kısmi bir askeri harekâta başvurması ihtimal dâhilindedir. Bu askeri seçenek Odessa ablukası, Gomel üzerinden Kiev’e bir tali taarruzu ya da Belgorod üzerinden Harkiv’e bir tali taarruzu ve bunlarla eş zamanlı olarak Rus askerlerinin resmi olarak Donbass ve Luhansk’a girmesiyle sınırlı kalacaktır. Rusya’nın yapacağı muhtemel tali taarruzların ve ablukanın amacı ise Ukrayna ordusunun güç konsantrasyonunu dağıtmak olacağından kalıcı bir işgale dönüşmeyecektir. Yani bu askeri seçenek zaten varlığı reddedilen Donbass-Luhansk konuşlu Rus askeri varlığının resmi ilanının ötesine gitmeyecektir. Bu noktada ateşkes sağlanıp müzakereler başlayacaktır ve yukarıda belirttiğimiz anlaşma zemini yaklaşık olarak kurulacaktır. Bağımsız bir ülke olarak Ukrayna, kendi adına başka bir ülkenin karar vermesine ikna olamayacağından dolayı ABD de, Rusya’nın sınırlı ve ölçülü bir askeri harekatına, Ukrayna bir anlaşmaya ikna olsun diye göz yumabilir.

Eğer bu ateşkes sürecinde de anlaşma sağlanamazsa Rusya askeri hareketinin ikinci aşamasına geçmeyi tercih edebilir. Bu aşama da Dinyeper nehrinin güney ağzını da içeren ve Kırım-Donbass-Luhansk direkt kara bağlantısını sağlayacak olan Harkiv–Herson hattının ötesine geçmeyecektir.

Topyekûn bir Ukrayna işgali ise, Rusya için geri dönülemez bir sürecin başlangıcı olacağından ve ABD’nin de buna güvenerek elçiliğini Lviv’e taşıma kararı almasından gerçekçi bir ihtimal olmayacaktır. Böyle bir işgal Rus kökenli Ukrayna vatandaşlarının bile Rusya’ya antipati duymasına sebep olacaktır. Rusya hiçbir uluslararası yaptırıma maruz kalmasa da Ukrayna halkını tamamen Batı’ya kaybetmeyi göze alamayacaktır. Çünkü Ukrayna halkı Kırım ve Donbass-Luhansk’ın kalıcı olarak kaybı pahasına NATO ve AB üyeliği süreçlerini vadeden politikaların arkasında konsolide olacaktır. Birkaç bin km2 toprak karşılığında NATO üslerinin bu kadar yakınında kurulmasına sebep olmak Rusya için de ideal bir durum olmayacaktır. İvaşov’un sözcülüğünü yaptığı mektupta da belirtildiği gibi Rusya tüm cazibesini onlarca yıl boyunca belki de asla geri dönüşü olmayacak seviyede yitirecektir. Hatta Belarus’ta bile iktidar değişikliği ihtimali somutlaşabilecektir. Putin’in dünyanın geri kalanını pervasızca nükleer bir savaşla tehdit etmesinin de bu tür yıkıcı adımların atılmasıyla birlikte elbette bir karşılığı olacaktır. Rusya’nın nükleer savaş tehdidinde bulunduğu bir dünyada, hiçbir güç ne İran’ı ne de gelecekte aynı programa başlayacak başka bir ülkeyi nükleer silah sahibi olma fikrinden vazgeçiremeyecektir. Ukrayna Krizi sonrasında da asıl mesele bu konuyla ilgili olacaktır.

 

Etiketler
Güvenlik Politikaları
İlgili Haberler