NATO'nun yeni stratejik konsepti üzerine: Romantizmin sonu
NATO'nun yeni stratejik konsepti üzerine: Romantizmin sonu
"Yeni NATO stratejik konseptinin giriş bölümünde, ittifakın üç ana amacına dikkat çekiliyor. Bu amaçlar Savunma ve Caydırıcılık, Kriz Önleme ve Kriz Yönetimi, İşbirliği ile Güvenlik olarak tanımlanmaktadır."

Yazıya 2015 yılında Çek Cumhuriyetinde Araştırma Görevlisi olarak çalıştığım dönemde Çek Dışişleri Bakanlığı bünyesinde organize edilen ve NATO müttefiklerinin akademisyen ve büyükelçilerinin katıldığı bir konferansta Doğu Avrupa ülkelerinde gelen temsilcilerin Rusya tehdidi üzerine fazlaca değinmesi karşısında Batı Avrupalı bir büyükelçinin sözlerinden bahsederek başlamak istiyorum. Batı Avrupalı büyükelçi, “Rusya’yı fazla büyütüyorsunuz meslektaşlarım, Rusya’nın ekonomik büyüklüğü İtalya kadar, ordusu çürüyor, genç nüfusu azalıyor, Rus Devleti bir daha asla Sovyetler Birliği gibi Avrupa güvenliğine tehdit olamayacak, biz bildiğimizi yapmaya devam etmeliyiz, Rusya kendi etki alanında kendini eğlendiriyor” demişti. Ukrayna steplerinde Rus Ordusunun şu ana kadarki başarısız performansı büyükelçinin en azından ordunun çürüdüğü kısmını doğrulasa da büyük resimde haksız olduğunu gözler önüne serdi.

NATO’nun Soğuk Savaş sonrası ortak düşmanın yok olması ve tek kutup olarak kalması neticesinde girdiği kimlik bunalımı ve üye devletlerin ulusal çıkarlarının birbiriyle çelişmesi neticesinde NATO’nun rolü ve varlığı tartışılır olmuştur. NATO, Soğuk Savaş sonrası iç çatışmalarda ortaya çıkan trajik manzaralar karşısında kendine Birleşmiş Milletler misyonu yükleyerek tek taraflı müdahaleci bir tutumla hareket etmiştir. İlerleyen yıllarda Avrupa Birliği ile işbirliği ve Amerika’daki Obama Yönetimi ile beraber başlayan sol liberal rüzgârlara kapılıp güvenlik misyonunu geri plana atarak merkezden sol liberal ajandaya uygun bir siyaset sürdürmüştür. Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Doğu Ukrayna’da vekil güçler aracılığıyla bir donuk çatışma yaratması bile NATO’nun içinde bulunduğu bu rehavetten kurtulmasına sebep olmamıştı. Ancak Şubat ayında Rusya’nın pervasızca Ukrayna’yı tümden işgale girişmesi tüm dünyayı olduğu gibi NATO’yu da şok etmiştir. Daha 2021 yılında yayınlanan NATO 2030 vizyonu ortadayken ittifak, 2022 zirvesinde yeni bir stratejik konsept hazırlama gereği duymuştur.

Bu konsept, 2030 vizyonunda farklı olarak daha sert, güvenliği ön plana çıkaran ittifakın kuruluş felsefesine uygun, romantik idealleri geri plana atarak güvenlik tehditlerini açık ve somut bir şekilde ortaya koyup ortak mücadeleyi öngörmektedir.

"Yeni NATO stratejik konseptinin giriş bölümünde, ittifakın üç ana amacına dikkat çekiliyor. Bu amaçlar Savunma ve Caydırıcılık, Kriz Önleme ve Kriz Yönetimi, İşbirliği ile Güvenlik olarak tanımlanmaktadır."

Rusya, 2014 yılına kadar Avrupa’nın Güvenliği için bir partner olarak tanımlanırken Kırım’ın ilhakı sonrası bu ifade kullanılmaktan vazgeçilmiş ve 2030 vizyon belgesinde Rusya eleştirilmekle beraber barış içinde var olma ilkesine uygun bir çözüme ulaşılabilmesi için diyalog öngörülmekteydi. Ancak 2022 Stratejik Vizyon Belgesinde Rusya ilk kez Avrupa güvenliğine tehdit olarak vurgulanmış, Akdeniz’de, Karadeniz’de, Baltık’ta ve Belarus’taki askeri tahkimatlar doğrudan saldırgan olarak tanımlanmış, Doğrudan Rusya’nın askeri ve siyasi hamlelerine yönelik vurgunun yanı sıra Denizlerin güvenliği, seyrüsefer özgürlüğü, ticari rotaların korunması vurgusuyla savaştan kaynaklı olası gıda krizlerinin önüne geçmek için gerekirse askeri önlemler alınması da stratejik konsepte girmiştir.

Sadece Rusya’nın güvenliği tehdit eden politikalarını vurgulamakla kalmayan stratejik konsept, NATO’nun “Nükleer bir İttifak” olduğunu vurgulamış, ortak güvenlik için nükleer silahların zaruretine inandıklarının altını çizmiş ve nükleer silahlar var olduğu sürece ittifakın bu özelliğini koruyacağı bildirilmiştir.

Rusya tehdidine dikkat çekmekle yetinmeyen NATO, Çin’e karşı da sert bir tavır belirlemiştir. 2030 vizyon belgesinde Çin, yükselen ancak uzak bir rakip olarak tanımlanmakla yetinilmiş, rekabet gücünün artırılması vurgusu varken 2022 stratejik konseptinde tehdit olarak tanımlanıp Çin’in kötü niyetli faaliyetlerine doğrudan dikkat çekilmiştir. Burada Çin’in stratejik hammaddeleri ve gıda tedarik zincirini kontrol altına alarak şantaj yapmaya çalıştığı, dünyaya yayılmaya, etki alanını genişletmeye, kritik alt yapılar ve limanları kontrol altına almaya çabalarına ilk kez açıkça vurgu yapılmış ve müttefikleri bununla mücadele etmeye çağırmıştır.

Askeri güvenlik önlemlerinden ziyade, siyasi iktidarlara da çağrı yapan NATO, Enerji, sağlık ve gıda sektöründe dışa bağımlılığın azaltılması için işbirliği ve alternatiflerin geliştirilmesi için çağrıda bulunmuştur. NATO 2030 vizyonunda dışarıya bağımlılık konusuna değinilmezken bu belgede ittifak üyelerinin kendi kendine yetecek bir düzen kurması gerektiğini vurgulamıştır.  Özellikle Rusya ve Çin’e birçok konuda bağımlı hale gelinmesinin bir güvenlik zafiyeti yaratacağı nihayet anlaşılmıştır. Zira birçok müttefik ülkede Çin ile geliştirilen ekonomik ilişkilerin demokratik ülkelerde hükumetlere iktidar süresi içinde getirdiği kısa vadeli ekonomik zaferlerin aslında uzun vadede askeri yenilgiler anlamına geldiği yakın zamana kadar anlaşılmamıştı. Çoğu müttefik ülke hükumeti belki de kendi iktidar dönemini rahatlatmak adına uzun vadeli güvenlik zafiyetini göz ardı ederken NATO’nun güvenlikçi vesayeti müttefikleri bu konuda uyarmıştır.

Bunların yanı sıra, siber saldırıların artmasından kaynaklı olarak 2030 vizyonunda olduğu gibi siber güvenliğin artırılması ve bu konuda ortak projeler ile işbirliğinin geliştirilmesi gibi konuların alt çizilmiştir.

NATO’nun genişlemesi tartışmalarının gölgesinde NATO açık kapı politikasının devam edeceğini, ilerleyen dönemlerde Bosna-Hersek, Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO’ya tam üyeliğinin hedeflendiğini vurgulamakla Rusya ve müttefiklerinin hedefindeki ülkeleri de koruma iradesi ortaya koymuştur. Bu kapsamda NATO,  toprak bütünlüğü ve egemenlik kavramlarının hakim olduğu, insan hakları ve uluslararası hukuk saygılı, her ülkenin baskıdan ve saldırı tehdidinden uzak şekilde kendi kaderini tayin etme hakkının olduğu bir dünyada bu değerleri paylaşan herkese kapılarının açık olduğunu vurgulamıştır.

Stratejik konsept özetle, kurallara dayalı uluslararası düzenin muhafızı olduğunu, bu kapsamda Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği ile en yüksek düzeyde işbirliği geliştireceğini, kurucu anlaşmanın kolektif savunma içeren 5.maddesine tam bağlılığını tekrarlayarak sert bir doküman yayınlamıştır.

Bu konseptin bir savaş hali konsepti olarak, Ukrayna’daki sıcak savaşın gölgesinde hazırlaması sebebiyle somut güvenlik konularında odaklanılmışken bir çok başlık arka plana atılmıştır.

NATO 2030 vizyonunda genişçe yer alan cinsiyet eşitliği, iklim krizi ile mücadele gibi konularda ilave bir bölüm ayrılmamıştır. Bu haliyle NATO’nun güvenlik odaklı bir ittifak olduğunu tekrar hatırladığı yorumu yapılabilir.

Ayrıca NATO’nun son 8 yıldır ana gündemi haline gelmiş olan Hibrit Savaş konsepti ve dezenformasyonla mücadele konusunda neredeyse hiçbir yeni mesaj bulunmamaktadır. Artık gerginliğin sıcak çatışma halini alması sebebiyle bu konu göz ardı edilmiş olsa da psikolojik savaşın her daim yürütüldüğü gerçeği sebebiyle eleştiri toplamıştır.

Türkiye açısından kaygı verici bir konu ise terörle mücadele ve ittifakın güney cephesi konusunda hiçbir vurgunun bulunmamasıdır. İttifakın terörle mücadele merkezlerinin zaten Türkiye tarafından idare edilmesi ve terörle mücadelede NATO’dan istihbarat paylaşımı dışında aktif bir desteğini görmediğimiz bir gerçektir. Jeopolitik konumumuz ve müttefik ülkelerin Rusya ve Çin tehdidine odaklandığı yerde Türkiye’nin güneyde daha geniş hareket kabiliyeti bulabilmesi mümkündür. NATO güncel ajandasını Rusya ve Çin ile rekabete odaklamışken Türkiye’nin atacağı adımlar açısından NATO’nun gündeminden güney cephesini kaldırmasının ne doğrultuda sonuçlar vereceğini yine de zaman gösterecektir.

Etiketler
İlgili Haberler