Muhalefetin adayı
Muhalefetin adayı
"Önümüzde, Türkiye’nin en büyük iki şehrini her türlü dalavereye karşı kazanmayı bilen ve halkta karşılığı olan iki aday varken farklı isimlere yönelmek, zaferi elinin tersiyle itmeye eştir."

Genel seçimler için artık son bir yılın içine girdik. Bu da haliyle aday belirleme meselesini gündemin üst sıralarına taşıdı. Haftalardır CHP çevrelerince Kılıçdaroğlu’nun aday gösterileceğine yönelik açıklamalar yapılırken, geçtiğimiz hafta üst üste yapılan açıklamalar, muhalefet adayının belirlenmesi hususunda herkesin kendine göre kıstaslara sahip olduğu gerçeğini ortaya koydu. Bu meselenin daha çok su götüreceği aşikâr. Ancak biz yapılan açıklamalar ve alınan pozisyonlar üzerinden mevcut durumu yorumlayacağız.

İlk olarak bu tartışmayı gündemin üst sırasına taşıyan Ümit Özdağ ile başlayalım. Özdağ, İYİ Parti’den ayrılıp Zafer Partisi’ni kurduğu günden bu yana siyasetini düzensiz göç ve sığınmacı meselesi üzerinden yürütüyor. Ülkenin bir numaralı sorunu olması hasebiyle bu siyaset ile kamuoyu öne çıkması gayet akılcı duruyor. Başta ekonomi olmak üzere diğer meselelerde ise aynı derecede kendini ifade ettiğini söyleyemeyiz. En önemli mesele olmasına karşın, salt göçmen sorunuyla geniş kitlelere sesini duyurması, sürekli olarak gündemde kalması imkânsız. Bu bağlamda Mansur Yavaş’ın adaylığını gündeme getirmesini, kendisini ve partisini tanıtma amacıyla yapılmış stratejik bir hamle olarak yorumlamak yersiz olmaz. Stratejik bir hamle derken bunu negatif anlamda kullanmıyorum. İktidara talipseniz halka sesinizi duyurmak, kendinizi tanıtmak durumundasınız. Farklı düşünenlere saygı duymakla beraber ben bu hamleyi iyi niyetli olarak yorumlamayı tercih ediyorum. Tabii ki ilk gün koyduğum şerhin altını tekrar çizerek... İlk günkü gibi bugün de açıklamanın Mansur Yavaş’a yarayacağı hususunda ciddi tereddütlere sahibim.

İkinci olarak; Nihat Genç tarafından, kaynağı meçhul bir şekilde ortaya atılan "Haşim Kılıç’ın aday gösterileceği" iddiası geldi. Bu iddia her ne kadar ciddi bulunmasa da daha önceki tecrübeler, insanların kafasında bir “Acaba?” sorusu yaratmadı değil... Mâlum daha önce Ekmeleddin İhsanoğlu aday gösterilmiş, Abdullah Gül’ün adaylığının önüne ise son anda Akşener’in vetosuyla geçilebilmişti. Bu iki isimin aday gösterilme süreçleri, insanlara soru işaretleri için yeterince kuşku veriyor.

Son olarak; Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın açıklaması geldi. Nihat Genç tarafından ortaya atılan iddiaya tepki gösteren Uysal; Haşim Kılıç isminin ortaya atılmasını, "muhalefetin enerjisini tüketmekten başka amaç gütmeyen bir asparagas" olarak niteledi. Uysal, devamında da altılı masanın en çok tartışılan iki partisine gönderme içeren bir paylaşımla aday konusunda 3 kıstasları olduğuna vurgu yaptı. Bu kıstaslardan birincisi, 20 yıllık AKP döneminde sorumluluğa ortak olmamış olmak; ikincisi, seçilebilirlik ve üçüncüsü de seçim sonrası 20 yılda AKP tarafından "devr-i sabık" muamelesine maruz kalan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurucu bir ruhla yeniden tesis etme yetisi şeklinde özetlendi. Buna kimi çevreler DP'nin oy oranını ön plana çıkararak sert tepki gösterdiler. Ancak üç şartın hangisi tepkiyi hak ediyor diye sorsak, ne şekilde izah edecekler, doğrusu merak ediyorum.

Burada bir parantez açalım. CHP’nin yayın organı olarak bilinen Halk TV son dönemde acayip işlere imza atıyor. İlginç tipler, ekrandan herkese muhaliflik dersi veriyor. Dün AKP ve Fetullahçılarla kol kola ne kadar isim varsa, bugün Halk TV’den Millet İttifakı'na istikamet çiziyor. Bunlardan biri de Levent Gültekin…

Levent Gültekin, dün Halk TV’de katıldığı programda Demokrat Parti Genel Başkanına, yukarıda yer verdiğim açıklamalarından ötürü “fındık kadar beyni” yok diyerek hakaret etme cüretini gösterdi. Levent Gültekin bununla da kalmadı, "Bir elin, Davutoğlu ve Babacan’ı o masadan uzaklaştırmaya çalıştığını biliyorum. Bu da dışardan değil, bana göre Kemal Bey de biliyor" diyerek, isim vermeden Uysal’a bu açıklamayı Akşener’in yaptırdığını ima etti. Levent Gültekin’in program boyunca sergilediği tavır oldukça sorunluydu. Öyle ki Millet İttifakı’nın başından beri içinde yer alan bir partinin genel başkanına “60 bin oyuyla ne haddine” diyecek kadar hadsizleşti. Biz de o zaman aynı sâikle buradan kendisine soralım. Cumhurbaşkanlığı adaylığı için yeterli imzayı bile toplamaktan aciz olan sen, ittifaka yön çizebiliyorsun da ittifakın ana unsurları mı çizemiyor? Sen, kendinde parti başkanlarına parmak sallama cüretini görüyorsun da parti genel başkanları, kendi kıstaslarını kamuoyu önünde beyan edemiyor mu? Sen kimsin? Daha düne kadar abuk sabuk fikirlerle ekranda arz-ı endam eden, Genelkurmay Başkanının Öcalan ile yer değiştirmesi gerektiğini dillendirecek kadar izanını yitirmiş bir adamdan mı öğreneceğiz biz muhalefeti?

Parantezi burada kapatıp tekrar konumuza dönelim.

Önümüzde bir yıl gibi bir süre var ve artık adayın yavaş yavaş belirlenmesi gerekiyor. Anket sonuçlarına bakıldığında, üzerinde tartışılan isimler arasında Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu isimlerinin öne çıktığını görüyoruz. Bir önceki yazımda, Macaristan seçimlerini yorumlarken dile getirdiğim fikrin tekrar altını çizmek istiyorum. Yirmi yıl kesintisiz iktidarda kalan partiyi ve lideri yenmek için en garanti adaya yönelmek zorundayız. Başa baş seçime girmek yenilgiyi kaçınılmaz kılacaktır. Bu bağlamda Kılıçdaroğlu’nun adaylığı kesinlikle düşünülmemelidir. Kaybettiği onca seçimden sonra Erdoğan’ın karşısına Kılıçdaroğlu’nu çıkarmak, Erdoğan’a zaferi altın tepside sunmak anlamına gelecektir.

Önümüzde, Türkiye’nin en büyük iki şehrini her türlü dalavereye karşı kazanmayı bilen ve halkta karşılığı olan iki aday varken farklı isimlere yönelmek, zaferi elinin tersiyle itmeye eştir. Bu iki isim arasındaki tercih ise ideolojik bakış açısından ziyade son düzlükte sertleşecek mücadelede, krizi hangisinin daha iyi yönetebileceği hususuna göre yapılmalıdır. Kılıçdaroğlu’nun, bu gerçeklere sırtını dönüp kendi adaylığı konusunda diretmesi hâlinde yapılacak en doğru şey ise onun kararını tanımamak; onu hırsı, yeni ortakları ve kararının getireceği sonuçla baş başa bırakmak olmalıdır.

Bir yıl, yeni ortaklıklar ve üzerinde uzlaşılacak doğru ismi bulmak için yeterli bir süredir. Ülke olarak “Ya AKP ya bizim çizdiğimiz yol” dayatmasına boyun eğmek zorunda değiliz. İYİ Parti, masada şahsiyet koymak zorundadır. 2023 seçimleri, bir seçim olmaktan çıkalı çok oldu. AKP ile geçirdiğimiz her gün ulusal egemenliğimize vurulmuş bir darbe; bunu görmek ve gereğini yapmak zorundasınız.

 

Etiketler
Tam zamanlı okur, yarı zamanlı yazar
İlgili Haberler