Moskova'dan esen milliyetçilik rüzgârı
Moskova'dan esen milliyetçilik rüzgârı
Vaziyet yazarı Emir Gürbüz, gündemdeki son gelişmeleri Vaziyet'e değerlendirdi.

Soğuk Savaşın sona ermesinden sonra dünyanın yaşadığı ideolojik boşluk ve gelişen teknolojik imkânların tetiklediği küreselcilik doğal olarak yüz yıllardır belli değerler çerçevesinde düşünen toplumlarda bir reaksiyon yarattı. Avro-Atlantik müesses nizamı ise küreselci akımları, toplumlara ortak kaygı ve amaçlar yükleyeceği ve entegrasyonu kolaylaştıracağı için sevinçle karşıladı. Diğer yandan ise toplumlarda kitlesel göç, ulusal kimliği ve dini değerleri göz ardı eden politikalara bir tepki bulunmaktaydı. Bu tepkiyi veren siyasi gruplar, hızla kendine fazlasıyla güvenen müesses nizam tarafından aşırı sağcı olduğu suçlamasıyla dışlandı.

Soğuk Savaş sonrası ideolojik gücünü kaybeden Rusya bu tepkilerin hamisi konumunda reaksiyoner milliyetçiliğin hamisi oldu. Rusya, hamisi olduğu milliyetçiliği kendi stratejik amaçları doğrultusunda süreç içerisinde şekillendirmiş hatta zehirlemiştir. Bugün Almanya’da AfD’nin, Fransa’da Le Pen liderliğindeki Rassemblement National, İngiltere’de UKİP’in, İtalya’da Movimento 5 Stelle, Rusya tarafından sağlanan maddi ve manevi destek artık ayyuka çıkmıştır. Küresel elitin dayattığı tek tip küresel ideolojiye aykırı siyasi hareketler sistemden dışlandıkça Rusya fırsattan istifade bu hareketleri güdümüne almaya çalıştı. Rus medyasının batılı ülkelerde sistemden dışlanan milliyetçilere karşı çizmeye çalıştığı imaj “geleneksel değerleri muhafaza eden, dejenerasyona karşı Rus yönetimi” iken sol cenaha da Sovyet nostaljisi ise imajıyla hoş görünmeye çalışmaktadır.

Bütün bunlar olurken tüm dünyada milliyetçilerin hamisi olmaya çalışan Rusya’nın Türkiye’de milliyetçiliği “boş geçeceğini” düşünmek yanlış olurdu. Rusya, tipik olarak al benisi yüksek sahte haberler üreterek, tarihi anlatıları çarpıtarak ve komplo teorileri yayarak oluşturduğu propaganda kampanyası Türk toplumunda oldukça alıcı bulmuştur. Amerika’nın Marshall yardımlarıyla insanlarda zekâ geriliği yapan süt tozlarının Türk çocuklarına içirildiği,  Sovyetlerin Türkiye’den boğazlarda üs istemediği, ortak savunma yapmak istediğini, NATO’nun sürekli Türkiye karşıtı takibatlar yaptığı, Dedeağaç’a üs kurarak Türkiye’yi kuşattığı, Muavanet Zırhlısını kasten vurduğu, NATO üslerinde görevli askerlerin Türk kadınlarına tecavüz ettiği gibi maksatlı propaganda üretmek suretiyle Türkiye’de anti-NATO duyguları körüklediği bir gerçektir.

Hazır sözü geçmişken okuyucuya özet bilgi verelim. Türkiye karşıtı olduğu iddia edilen tüm tatbikatlarda Türk askerleri/gemiler de bulunuyor. Dedeağaç Üssü Montrö gereği Karadeniz’e geçemeyen NATO gemilerinin Romanya ve Bulgaristan’daki üslerindeki görev değişimleri için bir geçiş noktası olan limandan ibaret, düzenli askeri personel ve teçhizat bulunmuyor,  Muavenet zırhlısının vurulmasına sebebiyet veren iki nöbetçi Amerikalı astsubay 20’şer yıl hapis cezasına çarptırıldı. Anlayacağınız tüm komplo teorilerinin arka planında mantıken açıklanabilecek bir gerçek var. Ancak 2000’li yılların başında internet ortamında başlayan dezenformasyon kampanyaları ve sonrasında alternatif medya kanalları ve popüler figürler vasıtasıyla Türk insanının özellikle seçtikleri hassas noktalarını hedefleyen yalan haberler ve dezenformasyonlarla gelişmeler Türk Milliyetçiliği’nin zihin dünyasının Ruslar tarafından esir alındığını gözler önüne seriyor.

Türk Milliyetçiliği, doğası ve tarihi gereği diğer Avrupalı Milletlere nazaran “Rusya yanlısı” olması düşünülemez. Türk Milliyetçiliğinin dış politikaya yaklaşımında mevcut olan Turancı ve Kemalist iki eğilimin doğası batı ile ittifakı zaruri görmektedir. Kemalist bakış açısı, Türkiye’nin batı ile savaşarak batılı bir ülke olma hakkını savaşarak kazandığını kabul ederek Türkiye’yi doğal olarak batı ittifakının bir parçası kabul etmektedir. 60’lı yılların sonunda ortaya çıkan üçüncü dünyacı sapma Atatürkçü/Milliyetçi cenahta taban bulamamış marjinal ve bürokratik bir  çevre ile sınırlı kalmıştır. Turancı yaklaşım ise doğrudan İran, Rusya ve Çin gibi ülkeleri parçalayarak etki alanını genişletme siyaseti içerdiğinden Batı ile ittifakı zorunlu kılmaktadır. Gerçek böyle olduğu halde bugün Türk Milliyetçiliğinin temel şartının Batı karşıtlığı olarak sunulması Rus propagandasının zihinleri nasıl teslim aldığını görmekteyiz. Uluslararası hukuku delerek Türk topağı Kırım’ı işgal eden, egemen bir devlet olan Ukrayna’yı işgal eden Rusya söz konusu olduğunda “Ne ABD, ne Rusya, ne Çin” sloganı atmak Rusçuluk değil de nedir? Doğu Türkistan’a sesini çıkarmayan milliyetçi olur mu? Soydaşının namusu söz konusu olduğunda “onlar da zaten İslamcı” diyen bir milliyetçilik mümkün müdür?

Türk Milliyetçiliği belli odakların bilinçli/bilinçsiz güdümüne girmiş emekli askerler, popüler gazeteciler ve hırslı küçük siyasetçiler araçlığıyla esir alınıyor. Türk Milliyetçiliğinin modern zamanlarda doktrin eksikliği sebebiyle ortaya çıkan bu oksimoron milliyetçiliğin popüler siyasetten dışlanmasıyla sonuçlanabilir. Batı ülkelerinde Rusya ve Çin tarafından yürütülen psikolojik savaş faaliyetleri her daim tartışma konusuyken Türkiye’de savaş o kadar yoğun ve başarılı ki farkına varamıyoruz bile. Burada Türk Milliyetçilerine düşen her milliyetçi söylemin peşinden gitmeyin propaganda ile gerçeği ayırt etmektir. Gündelik yaşamımıza kadar sirayet eden bu psikolojik saldırı faaliyetleriyle ancak bilinç sahibi olmakla baş edip Türk Milliyetçiliğini dış güçlere teşne olmakta kurtarıp yarınlara taşıyabiliriz.

Etiketler
İlgili Haberler