Libya Tezkeresi
Libya Tezkeresi
"Akdeniz, tarih boyunca medeniyetlerin merkezi olmuş bir yer. Dünya kültür mirasının yarısı da Akdeniz kıyılarında bulunuyor. "

Yunanistan başbakanı Miçotakis, 2019’un son günlerinde, Libya’nın Türkiye’ye komşu olmadığını fakat kendilerine komşu olduğunu söyledi. Libya’da yaşananlara kendilerinin müdahil olabileceklerini ama Türkiye’nin yerinde oturması gerektiğini ima eden bu cümleyi okuduğumda şaşırmadım.

İsrail, Güney Kıbrıs ve Mısır, Akdeniz’in altından geçecek bir doğalgaz boru hattı ile Doğu Akdeniz’den çıkarttıkları doğalgazı Avrupa’ya taşımayı planlıyor. Türkiye ise Libya ile deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına dair anlaşma yaparak bu projesi engelliyor. Çünkü bu anlaşma sayesinde söz konusu boru hattı, Libya ve Türkiye’nin deniz yetki alanından geçmek için bu iki ülkenin iznine tabi kılınıyor. Yunanistan’da hükümete solcular da gelse sağcılar da gelse dış politikaları değişmiyor.

Akdeniz, tarih boyunca medeniyetlerin merkezi olmuş bir yer. Dünya kültür mirasının yarısı da Akdeniz kıyılarında bulunuyor. Doğalgaz ve petrol gibi önemli enerji kaynakları da, peygamberlerin yurtları da hep Akdeniz çevresinde bulunuyor. Nazım Hikmet’in deyişiyle, “Dört nala gelip uzak Asya’dan / Akdeniz’e bir kısrak başı bizi uzanan” biz Türkler, yüz yıl önce başımız kesilerek Akdeniz’den kovulmak istendik. Direndik. Bugün aynı senaryo hiçbir değişiklik olmadan yürürlükte kalmaya devam ediyor. Kısacası “Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok.”

Haçlı seferleri, iki büyük dünya paylaşım savaşı, İstiklâl Harbi, Körfez ve Irak savaşları, Suriye İç Savaşı ve bugün Libya İç Savaşı. Garp cephesinde bin yıldır yeni bir tutum, bir öncekinden farklı bir pozisyon alış yok. Cephenin bu tarafına bakacak olursak, bizde durum nasıl? Türklerin kafası karışık. Libya tezkeresine destek mi vermeli, karşı mı çıkmalı? Hangi argümanların peşine takılmalı? Bir türlü emin olamıyor, bir kararda ittifak edemiyoruz.

Tarihin her döneminde Türkler bu tür kafa karışıklıkları yaşamışlardır. İstiklâl Harbi sırasında dahi Milli Mücadele’ye destek olmayan belli çevreler vardı. O ya da bu biçimiyle kimileri Büyük Millet Meclisi’ne destek olmamıştı. Peki Türklerin Mehmet Akif’in kaleminden yazdığı İstiklâl Marşı’nın Büyük Millet Meclisi’ndeki kabul oylamasına ne demeli? Söz konusu Milli Marş dahi oy birliği ile değil ancak oy çokluğu ile kabul edilebilmişti. Daha geri gidelim, Hanefi ve Şii olarak ortadan ikiye bölünen Türkler, Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail önderliğinde az mi savaştı? İki tarafın da ortak özelliği olan Ehl-i Beyt sevgisi bizi niçin birleştiremedi? Bu karışıklıklar, bu ayrı düşüşler biz Türklerin alın yazısı mıdır?

Gelelim bugüne. Bugün de durum pek farklı değil. İstanbul Kanalı projesinden tutun da Libya tezkeresine kadar ülke gündeminde tartışılan ne varsa bizi ortadan ikiye bölüyor. Ortaya konan meselenin içeriğine bakmak yerine, hangi liderin neyi desteklediği üzerinden pozisyon alışımız bizi Sırat-ı Müstakim üzere kılmıyor. Tüm bunları tartışırken, İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin “aş” mücadelesini göremiyoruz. Artık hayallerinin bile peşinden koşamayacak kadar umutsuz olan, denk getireceği bir şirkete ya da binlerce TL karşılığında gideceği kurslar sayesinde alacağı bir puanla herhangi bir memuriyete “kapak atabilme” gayesinde olan öğrenciler, bir de ucuza yiyebilecekleri bir kahvaltıyı kaybediyor. Kimseden Hz. Ömer hassasiyeti bekleme hakkımız olmadığına inandırıldık.

Libya’ya asker gönderilmeli mi? Bu soruya değil bir başka soruya kulak verelim: “Türk vatanı Endülüs’ün akıbetine mi uğrayacak?” Sorunun müellifi İsmet Özel. Cevabın müellifi kim olacak?

Etiketler
İlgili Haberler