Kutuplaş-ma!
Kutuplaş-ma!
Merhaba sevgili Vaziyet okurları. Bundan sonra zaman zaman yazılarımla Vaziyet’te olacağım.

Bu ilk yazım olduğu için çok uzatıp sizleri sıkmak istemiyorum. Bu yazıda, bundan sonraki yazılarımdan ne bekleyebilirsiniz onu paylaşacağım. Bana verilen bu mecrada genellikle siyaset üzerine olmakla beraber zaman zaman spor, kültür ve yaşama dair yazılarla karşınızda olacağım. Birçoklarınız ile bu ilk karşılaşmamız olabilir. Siz sevgili okuyuculardan ricam peşin hükümlü olmadan yazıları okumanız. Kutuplaşmanın bu denli arttığı ülkemizde ve günümüzde ittifak botu gibi değil, ideolojik ve vicdani yazılar ile karşınızda olma isteğinde ve gayesindeyim.

Türk siyasetinde bugün karşılaştığımız kutuplaşma aslında hiç de yeni değil. Osmanlı Türkiyesine dek baktığımız vakit şunu göreceğiz: Çok partili siyasi hayatın ilk başladığı İttihat ve Terakki-Hürriyet ve İltifat ayrımından itibaren Türkiye’de bir kutuplaşma havası hâkimdi. Mecliste Birinci Grup-İkinci Grup, sonrasında CHP’nin karşısında TCP ve SCP ile devam eden ve daha sonrasında CHP-DP, CHP-AP olarak süren ve günümüzde ise AK Parti-CHP ayrımı şeklinde devam eden bir düzen tesis olmuştur. Benim de içinden geldiğim ideolojik siyasi gelenek ise 40'lı yılların ortasından itibaren bu ikili ayrımın karşısında bir üçüncü yol alternatifi olarak dikilmiştir. Bu kutuplaşmanın kökenine indiğimizde aklıma şu soru takılıyor: Türkiye’de modern ideolojilerin tezahürü ile hemen hemen aynı vakte gelen Rus devrimi ve bununla beraber Leninizmin başarısı daha oluşma aşamasında olan modern Türk ideolojilerini, özellikle aksiyon-pratik manasında gereğinden fazla mı etkilemiştir? Bu soru üzerinde düşünülmeye layık bir sorudur. Bununla beraber, Türk siyasetindeki bitmek bilmeyen alarmizm akla Tanpınar’ın ‘’Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olma imkânını vermiyor’’ cümlesine bir ekleme yapma isteğini getiriyor. Memleket evlatlarına kendinin şu anki halinden başka bir şeyle ilgilenme imkânı vermiyor esasında. Maalesef, günümüzde de insanlar karşılarında beğenmedikleri en ufak bir fikir ile duran bir insan gördüklerinde hemen düşman statüsüne koyma eğiliminde. Bununla beraber, ittifak tarafgirliği adeta bir futbol fanatizmine evrilmiş, kendini bu fanatizmden uzak tutmaya çalışanlar orta yolculuk veya yeterince belirgin olmamakla suçlanıyor. Bu da toplumdaki bu kutuplaşmayı iyice çoğaltmaktadır. Bunun beni bu kadar rahatsız etmesi kişisel ve/veya ideolojik gerekçelerle açıklanabilir. Ama Türkiye’deki yaşım yettiğince hatırladığım bitmeyen bu alarm hali (belki 2004-2008 arasını ayırabiliriz) insanları marjinelleştirmektedir. Radikalizmin yer yer gerekli olduğuna inanan bir insan olarak, Türkiye’de bunun marjinellikle karıştırıldığını düşünüyorum. Bu noktaların üzerinde yeterince tefekkür edilirse toplumun gelişimi açısından sağlıklı bir ilerleme kaydedileceğini düşünüyorum. Sonuçta, toplumun çok büyük çoğunluğunun bu şerefli, aziz ve necip milletin iyiliğini istediğine dair bir şüphe taşımamaktayım. Bugün, insanlara dayatılan bencil bireyciliğin bile güzel Türk kültürünün temel öğelerini yerinden oynatabileceğini düşünmemekteyim. Naçizane meramım budur.

 

Etiketler
Doktor Öğretim Üyesi @ İAÜ&YTÜ PhD Exe Ethno-Politics, MA Essex IDA, BA İBU IR
İlgili Haberler